Cezmi Ancil

Tarih: 07.02.2026 17:37

Hendek Paradigması

Facebook Twitter Linked-in

Göbekli adamın elinde tuttuğu beyaz kâğıtta yazılı olan paradigmanın; aslında ne Miladi 627’deki Hendek Savaşı’yla var olma mücadelesini kazanma iradesi gösteren İslamiyet’in varoluşsal zaferiyle, ne Mekkeli müşrik denilen varlıklı, yönetici ve ekonomik gücü elinde tutan kabileci anlayışla, ne de savaş sırasında taraf değiştirerek onların yanına geçen Benî Kurayza gibi Yahudi kabilelerinin saf değiştirmeleriyle ilgisi vardır. Aradan kaç asır, kaç yıl geçmiş olursa olsun; asıl olarak o beyaz kâğıdın görünmeyen yüzündeki kanlı paragraflar, 2015 Sur çatışmalarında, hendek savaşlarında hayatını kaybedenlerden sorumlu olanların pervasızlığının tarihsel süreç içindeki yolculuğunun paradigmasından başka bir şey değildir. Yazılı olanlarla tek farkı ise iktidar olma inancı ve kararlılığının ispatı ile hendeğe gömülmesinin miladıdır.

Bu yolculuk, tarihsel bir paradigmanın; ister farklı isimlerle, ister ideolojik, ister toplumsal ya da dinsel biçimlerde olsun, vücut bulmuş hâlidir. İnanç ve azmin, kararlılığın; sınıf ve toplumsal kurtuluş mücadelelerinin tipik karakteristik özelliklerini barındırmaktadır.

Bugün Suriye’de yaşanan gelişmelerde “kim kazandı, kim kaybetti, kim nereyi aldı” tartışmasından ya da son mühürlü çıktılardan çok; hangi iradi tarihsel yolculukta düşünsel kararlılık ve tavizsizlik gösterildiği önemlidir.

Suriye’nin bugünü; bugünkü Ahmet el-Şara ya da Colani liderliğindeki iktidarı beğenelim ya da beğenmeyelim, tarihsel bir yürüyüşte gösterilen kararlılığı bir duruş olarak göremezsek, iktidar mücadelesinin ciddiyetini ve manasını anlayamayız.

Kazanırsın ya da kaybedersin.

İrade gösterip gösterememek, iradende ısrarcı olup bedel ödemeyi göze almamak; zaten baştan kaybetmek demektir. Ne yazık ki Kürt coğrafyasının zaafı da burada, kendi içinde yatmaktadır.

Suriye’nin bugünkü iktidarı; Amerika’nın Afganistan’ı işgali ve El Kaide’nin tarih sahnesine çıkmasıyla başlayan, Irak’ın işgali sürecinde Irak ve Suriye’de karşımıza çıkan Irak ve Şam İslam Devleti (DAEŞ) ya da sonraki adıyla İslam Devleti (ID) olan mücahidi yapıların; farklı fraksiyonlara ayrılmış irili ufaklı oluşumlarla Suriye rejimine karşı yürüttüğü savaşlar sonucunda ortaya çıkan El Nusra öncülüğündeki İslami yapının, 20–30 bin kişilik kuvvetleriyle iktidarı alma cüretine sahip olma kararlılığının ürünüdür.

Bunu küçümser, burun kıvırırsak; bugün ülkenin kuzeyindeki Kürt realitesinin sancılı, sitemkâr ve şikâyetçi tavırlarının altındaki ruh hâlinin nedenlerini görmezden gelir, şişman adamın elinde tuttuğu beyaz kâğıdın görünmeyen yüzünde yazılı olanları anlayamayız.

Bugünkü Suriye iktidarının sahipleri hırsla ve kararlılıkla İdlib’de hazırlanırken; Nusayriler Lazkiye sahillerinin rehavetinde, Kürtler ise yüz bin kişilik güçlerinin magazinsel fotoğraflarının keyfiyle, Amerika’dan gelen mali yardım ve lojistik desteğin rahatlığı içinde bayrak devir teslim törenlerinde toplu fotoğraf çekiyorlardı.

Kürt hareketi, Suriye’deki olası kazanımlarını çözüm süreci masasında değil; zaten ilk barış ve silah bırakma görüşmelerinin başladığı tarihlerden itibaren İmralı bağımlılığının yarattığı iktidar olma hırsı ve inancını kaybetmesinin ya da terk etmesinin, İdlib’in gösterdiği iktidar inancından yoksun olmasının bir sonucu olarak yitirmiştir.

İsrail ile kurulan yakın ilişkilerin, kendi inanç ve kararlılığının önüne geçmesinin bedeli; bugün yine şükrettiğiniz Suriye’nin kuzeyindeki köylerin muhtariyetinin, Mekkeli müşriklerin kazanımlarından bile daha zayıf kalması ve kaos ortamlarını bekleyerek final hayali kurmanın sonucuna katlanmak zorunda kalınmasıdır Suriye’de yaşananlar…

Sitem etmeye, durumu kurtarmaya çalışma söylemlerinin boş ve anlamsız olduğunu görememenin altında yatan psikolojik neden; hendeklere gömülen hesapsızlığın ve yanlışlığın üzerinin açılmaması mıdır, yoksa Kamışlı’ya inen bir Rus kargo uçağından bile heyecanlanarak kendine yeni kapılar aramanın gereksizliğinin altındaki ruhsal yapının, inançsızlık ve tükenmişlik sendromunun askerî sayılarla örtülmeye çalışılması mıdır, bilmiyorum.

Bölge, daha çok sürpriz gelişmeye gebe. Çünkü ABD gibi İsrail’in güvenliğini bölge halklarının önüne koyan güçlerin, kolaylıkla paralı asker ve mücahidi yapılar bulabilme imkânları nedeniyle yeni restleşmeler ve oyun kurucu aktörler görmek şaşırtıcı olmayacaktır.

Bölgenin makûs talihini hendeklere gömme cüreti gösterilmedikçe; büyük devletlerin elinde kullanılan, istenmediği zaman vazgeçilip terk edilen figürler olmaktan öteye geçemeyiz.

Ne yazık ki…

Terk etmek, sevmeye dâhildir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —