Mustafa Remzi Özbadem

Tarih: 31.08.2025 14:30

“ÇÜŞ!”

Facebook Twitter Linked-in

Haftasonu çalışmıyorum. Cuma öğleden sonra başladı aslında dinlenme saatlerim. Arkadaşlarla bir kafede buluşup tuttuğumuz takımın maçını izledik. Yine kazandık. Büyük paralar harcamışken bu futbolculara, kazanacağız tabii ki. O gazla güzel bir restoranda etin dibini bulduk tam anlamıyla. Gut hastası olursak hiç şaşırmam.

Cumartesi sabahı güneşli bir güne uyanmak süper. Sabah demek de doğru olmayacak aslında. Saat olmuş öğlen on iki. Yüzümüzü yıkayıp eşimin hazırladığı masaya oturuyoruz. Bir kuş sütü eksik ama onun yerine bal var. Polen de yanında hediyesi. Hem de en kaliteli olanından. Bir dostum bana özel getirmiş. Sağ olsun, bizi düşünen dostumuz çok (!).

Dolu masada, çayı koyacak yeri bulamıyorum. Peynirin birkaç çeşidi, üç çeşit ekmek, söğüş domates, salatalık… Bizim kızın yedikleri farklıdır. Her önüne konulan yemeği yemez. Biraz kötü alıştırdık ama olsun. O istesin yeter ki. Canımız feda ona.

Burnuma tanıdık bir koku geldi. Masada yoktu ama neden bilmem zeytin kokusu burun deliklerinden girip beynimin derinliklerinde haykırdı sanki. Kalkıp zeytini buldum. Bir tabağa bir avuç kadar zeytin koyup sofraya getirdim.
Zeytin.
Siyah zeytin.

Bir tanesini ağzıma atıp gözlerimi kapattım. Bunu çok yaparım. Canımın çektiğini önce derin derin koklamak. Çocukluğuma döndüm bir anda. Sofranın favorisi margarin yağ, peynir ve zeytin. Zeytin konusu ilginçti bizde. Annem zeytini bir kerede ağzımıza atmamızı istemezdi. Onu, bizim gibi bulamayanlara olan saygıydı konu. Çünkü zeytin o dönemlerde fakirliğin sembolüydü. Şimdilerde sosyetik olsa da… Arada kaçak olarak ağza atılmış bir-iki zeytin yüzünden çok temiz terlik okşamalarına maruz kalmışlığım olmuştur.

Gözlerim doldu bu anlık geçişe. Çocukluğum, abim, kız kardeşim, babam, annem, mahallenin yalnız bırakılmış (!) çocukları, her seferinde anne dayağı yediğim o sokaktaki kedi-köpek yavrularını eve getirişlerim… Mutluyuz, umutluyuz, gülüyoruz.

O sırada dışarıdan gelen çığlık ile irkildim. Karşımızdaki binada oturan komşunun küçük ikiz kızları oyun oynuyor, parkta çığlık çığlığa. Elimde zeytin cama yanaştım. İkisi de parkın içinde yavru kediler gibi oynuyor. Ne kadar güzel, huzur veren bir resim. Doğduklarından beri tanıyoruz bütün aileyi. Kızların ikisinin de üstünde aynı tişört var.
Bir bayrak gibi.
Evet! Bir bayrak.

Filistin bayrağı…

Yakın bir zamana kadar peşinden koştuğum, bu konuda çok bilgili olduğum halde son dönemde nedense gevşediğim ülkenin bayrağı. O bayrak altında yaşayan fakir, suçsuz halkın kanlı siyasetler uğruna göz göre göre mecbur kaldıkları o bitmek bilmeyen işkenceli hayatları. Neredeyse tamamı erkeksiz bırakılmış bir toplum. Çoluk-çocuk, yaşlı-genç, kadın-erkek demeden kedisine, köpeğine kadar katledilmiş yüz binin üzerinde insan.

Bir an her yer karardı. Oda karardı, kahvaltı masası kan gölüne döndü. Elimdeki zeytin, pimi çekilmiş bir el bombası.

Acı çeken bir toplum gözlerimin içine bakıyordu. Bırakın sabah kahvaltısını, elimdeki o küçük zeytine şükredecek yüz binler geçiyordu penceremin önünden. Kiminin bacağı, kiminin eli, kiminin annesi, babası, çocukları eksik. Mutsuzluğun tanımı yüzlerine kan ile yazılmış.
Yıkayan da yok.

Sözde kahraman, aslında yalancı, menfaatçi, siyasi kuklaların ateşli açıklamalarla gaza getirilen; mitinglerde biber gazı ve coplarla yumuşatılan halklar… Yayınladığı, yazdığı zaman ipi çekilip kısaltılan samimi medya savaşçıları. Ya da evde ayağı kayıp ölen (!) duyarlı insanlar. Cenazesini sessizce defnedemeyen yakınları.

Peki, savaş suçu, katliam göz göre göre işlenirken; izleyen siyasi otoritelerin seni “parkta çimlere bastın, yere tükürdün, faturalarını bir gün geç ödedin” diye cezalandırma konusundaki hassasiyetine ne demeli?

“Çüş!”

Eskiden hayvanları durdurma adına söylenen anonim bir ifade. İnsanlıkları çerçevesinde anlamayanlar için… Ama hayvanlara da hakaret etmiş olacağız bir yanda. Olsun!

Ben o sabah o kahvaltıyı yapamadım. Ama ertesi gün devam. Birileri, bir yerlerde hâlâ aç iken… Ve bunu biliyor iken.

Kime, ne, nerede, nasıl söyleneceğini bilen tüm iyi insanlar!
Çüş deme vakti gelmedi mi?

“Gülümseyin…”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —