Bu kar kıyamette, üç beş günlük zorunlu bir Türkiye seyahatinden sonra ne yediğimden, ne içtiğimden bir şey anlamadan memlekete, pardon, karnımın doyduğu Almanya’ya döndük. Az da olsa sevdiklerini, eşini, dostunu görmek de güzel...
Almanya ne kadar donuyorsa, benim memleketim, Elazığ ve Tunceli de donuyor. (Dersim de diyeyim de afaroz yemeyeyim. Ama ben daha çok Tunceli diyorum ve o Tunceli, eski Tunceli değil artık. Eski kimliğinden çok şey kaybetmiş. Uzun hikaye ve benim konum değil. Pertek’ten o tarafta işim olmuyor, Gözelere gitmekten başka. Hozat’tan geçerken eski dostları anıyorum tabii.)
Pertek Kaymakamlığı ve Nüfus Dairesi’nde işlerim vardı. Kapıdaki görevli bayan polis memuru, tornumu kendi nöbetçi kulübesine alıp severek refaketçilik yapabileceğini söyledi. Döndüğümüzde bayağı kaynaşmışlardı. “Abi, beni de götürsenize Almanya’ya,” dedi şakayla karışık. El salladı ardımızdan.
Her taraf donuyor. Bu nasıl küresel ısınmaysa...
Küresel ısınma fırıldak siyasetçiler ve şaklabanlar yüzünden oluyor. Kendi sıcak ama doymayan açgözlülükleri sayesinde Gazze’den Grönland’a, Suriye’den Kiev’e kadar gerginlik ve yangın yeri...
Hemen hepsinde doymak bilmeyen fırıldak devletler ve siyasetçilerin parmağı var. Çorak arazi, memlekette seyahat etmek bile tedirginlik içinde geçirerek o günü yaşadığımıza şükretme durumundayız gerçekten. Beterin beterini beklemekten de başka şansımız yok gibi...
Ne diyeceğimi, ne yazacağımı da bilmiyorum. İçimden de gelmiyor. Bu kadar fırıldak siyasetçi ve önderlikler varken neyin güzelliğinden bahsedebiliriz ki? Medya her gün sokak cinayetleri, çocuk ölümleri, saçma sapan savaş tellallıkları ile geçilmiyor...
Korkakların, fırıldak dolandırıcıların, çocuk mafyaların cinayet ve çatışma haberlerinden başka ne yaşayabiliriz ki...
Maşallah, şimdi de haberler generallerden geçilmiyor. General Abdi, Gazi Abdullah Avni, Kurucu önder, bükücü lider, sökücü başkan, salya sümük ağlayanlar, yalvaranlar, Colani, Borzani, Dürzü, Nusayri… Memleketin içinden çıkmıyor. Sabah akşam Suriye...
Bir zevkim Beşiktaş’tı, o hepsinden berbat. Kibirli bir teknik adam, Beşiktaş arsalarını peşkeş çekme derdindeki bir başkan... Hepsi aynı şimdi. Fırıldak ve fırlama futbol...
Film zevkim vardı, onun da içine ettiler... Güzelleri de var tabii. Aile kavramını yerle bir eden, çift eşli diziler; aile içi iki-üç karılı herifli diziler ve siyah elbiseli fırıldak bıçkınlar olmasa...
Neyse ki memlekete geldim. Ne yapar, ne ederim; önümüzdeki günler ne getirir bilmiyorum. Sağlığımız elverdikçe, sevdiklerimizle beraber yola devam...
Sabırsızlıkla baharı bekliyorum. Tüm insanlık gibi... Şimdilik Suriye için. Komşuyuz ya...
(Sahi, ben de yazayım ya içimden geçenleri. Önümüzdeki yazı Suriye olsun. Konuyu komşu alışverişte görsün.)
Saygılar...