“Cezaevinde öğrendikleriyle hayatını sürdürüyorlar”

Röportaj7 Eylül 2022 20:37
“Cezaevinde öğrendikleriyle hayatını sürdürüyorlar”
A
a

Cezaevi Kurs Öğretmeni Şükrü Köse: “Cezaevinde, kursta öğrettiklerimizi meslek hayatında uygulayan kişiler oldu. Çeşitli dönemlerde, kursuma gelen, daha sonra tahliye olan bazı kursiyerlerim organize sanayide belli konuma yükseldi. Kendi iş yerini açan bile var. Ekmeklerini bu yolla kazanıyorlar. Bu da beni çok mutlu ediyor.”

Şükrü Köse, 13 yıldır cezaevinde kurs öğretmenliği yapıyor. Köse, yaptığı işi sadece iş olarak görmeyenlerden. Biz de kurs öğretmeni Şükrü Köse’yle cezaevi süreçlerini, insanı ve insanlık değerlerini konuştuk.

Röportaj: Kibar Özkan

Sizi tanıyabilir miyiz?

1956 yılında, Kayseri’de doğdum. Bekârlık dönemimde mobilya döşemesi konusunda tecrübem oldu. Sonrasında evlendim ve hava ikmal bakım merkezi komutanlığında sınavlara girdim ve kazandım. Bu zamana kadar 14 yıllık bir meslek deneyimi sahibi oldum. Hava ikmal bakım komutanlığında yedi yıl tezgâh başında görev aldım. Atölye şefimizin emekli olmasından dolayı birlik komutanımızın onayıyla atölye şefliği görevi bana verildi. Mümkün olduğu kadarıyla orada insan motivasyonuna çok dikkat ettim. İdareciden çok, o ekibin bir parçası olmaya özen gösterdim. Çok şükür, arkadaşlarla hiç yorulmadan, birbirimizi incitmeden, kırmadan güzel bir ekip çalışması yaptık. Tabii o zaman zarfında yaptığımız çalışmalar sadece iş çalışmaları ile sınırlı değildi. Sosyal faaliyet alanında da oldukça güzel gelişmeler yaşadık. Neticede birlik komutanlığı içerisinde imkânlar çok fazlaydı. Tiyatro, sanat müziği ve halk müziğiyle ilgili faaliyetlerim oldu. Bakım merkezi içinde Türk Sanat Müziği korosu oluşturduk. Saz heyetimiz de vardı. Haftanın belli günlerinde provalar yapıyorduk, repertuvar belirliyorduk. Şehir tiyatrosunda bizim konserimiz olurdu. Bu faaliyetlerimiz dört yıl sürdü. İki yıl da halk oyunlarıyla uğraştım. Tabii yıllar, yılları kovaladı. 2006 yılında emekli oldum.

Cezaevinde kurs öğretmenliği süreciniz nasıl başladı?

Emekli olduktan bir süre sonra cezaevinde eğitim vermem için halk eğitim müdürlüğü aracılığıyla kurs öğretmenliği teklifi geldi. Cezaevi ortamı hâliyle benim biraz yabancı olduğum konuydu. Şu var ki yöneticilik tecrübem vardı, hayat tecrübem vardı. “Herhâlde üstesinden gelirim.” diye düşündüm. Sonuçta insanla iç içeydim. 13 yıldır bu kursu veriyorum.



Kursta ne öğretiyorsunuz?


Mobilya döşemeciliği kursumuz var. Tabii biz orada gerek kurum içi ihtiyaçları gözeterek gerekse üretim potansiyelini düşünerek kurs veriyoruz. Mümkün olduğu kadar mobilya da ihtiyaç olabilecek işlerin tasarımını, ölçülendirilmesini, üretimini yaparak kursiyerlerin bu plan dâhilinde doğru yetişmesini de sağlamaya çalışıyoruz.

Cezaevinde farklı yaş aralıklarında kişiler vardır. Bu yüzden öğretme sürecinde yaşadıklarınızdan bahseder misiniz?

Kursa başlarken geçmiş dönemde farklı kursiyerlerim oldu. Mesela bir kursiyer “Hocam, ben döşemeciyim.” diyor. “Peki, nerede öğrendin?” diye soruyorum. Bilindik fabrikaların isimlerini veriyor. “Ne kadar çalıştın?” soruma “10 yıl çalıştım.” yanıtını alıyorum. “Bu zaman zarfında neler öğrendin?” diye soruyorum. “Her yıl farklı bölümlerde çalıştım.” diyor. Sorduğum birçok şeye cevap veremiyor. “Sen bildiklerini bir kere bırak. Burada iki üç ay içinde seni bildiklerinin çok üzerine çıkaracağım.” diyorum. Bunu da yapıyorum, çok şükür.

FIKRA ANLATMAK DA KURSUN BİR PARÇASI

Cezaevinden çıktıktan sonra kursta öğrettiklerinizle hayatını idame ettiren kişiler oldu mu?

Cezaevinde, kursta öğrettiklerimizi meslek hayatında uygulayan kişiler oldu. Çeşitli dönemlerde, kursuma gelen, daha sonra tahliye olan bazı kursiyerlerim organize sanayide belli konuma yükseldi. Kendi iş yerini açan bile var. Ekmeklerini bu yolla kazanıyorlar. Bu da beni çok mutlu ediyor. Bazen çarşıda, pazarda eski kursiyerlerimle karşılaşıyoruz. “Hocam nasılsın? diye soruyor, elime sarılıyor. “Teşekkür ederim, iyiyim.” diye yanıtlıyorum, “Sen nasılsın?” diye soruyorum. Onun nereden olduğunu tahmin ediyorum ama tanımakta zorluk çekiyorum çünkü tahliye olduktan sonra saçı, sakalı, kıyafeti değişmiş. “Hocam tanıdın mı?” diye soruyor. “İsmini söylersen tanırım. İsimleri unutmam ben.” Yanıtını veriyorum. 

Yaptığınız işi tehlikeli buldunuz mu?

Her meslek dalında olduğu gibi cezaevindeki mahkûmlara yönelik de adaptasyon dönemi geçirdik. Öncelikle ilk zamanlar kursiyerlerimi motive etmeye, onları bir arada tutmaya çalışırım. Bir abi, bir büyük olarak onları dinlemeye, doğru yönlendirmeye gayret ederim. Kurs başladıktan sonra da mümkün olduğu kadar buradaki insanları kazanırım çünkü onları kazanmak benim için her şeyden değerlidir. İnsanın kazanılmadığı hiçbir yerde doğru hedefe ulaşılmaz. İlk başlarda, kursun birkaç gününde gelip cezaevi jargonuyla ya da biraz böyle ulu orta hareket eden insanlar vardı. Fazla değil, üç beş gün sonra belli bir kalıba girmeye, sevgi duymaya, bir bütünlük içinde, işlerini yapmaya başlarlar. Çok enteresan bir olay yaşamıştık. Kursun ikinci günüydü. Hem moral motivasyon olsun diye hem kendisini oraya ait hissetmesi için zaman zaman onlarla sohbet ederim. Sohbet esnasında ben bir fıkra anlatıyorum. Bu arada bizim kurs atölyesinin dış kapısı açık kalmış. Fıkra anlatımım bitince içeriye müdürümüz ve diğer idareciler geldi, bakakaldı. Müdür “Hocam, biz burada kurs verildiğini zannediyorduk.” dedi. “Evet, müdürüm. Zannetmeyin, gerçekten kurs veriyoruz.” dedim. “Hocam, kahkahaları duyunca fıkra anlattığınızı düşündük.” dedi. “Müdürüm, bugün kursun ikinci günü. Bu da kursun bir parçası oluyor. İnsanlarla sohbet ederek onları anlayabiliriz. Yeri gelir fıkra anlatırsınız, yeri gelir sohbet edersiniz, yeri gelir mesleki konularda bilgilendirirsiniz. Fıkralar da bir yerde motivasyonun, psikolojik desteğin bir parçası. Onu öyle algılayın.” dedim. Müdür ben öyle deyince durdu, “Hocam, çok özür dilerim, ben bu şekilde düşünmemiştim. Size kolay gelsin.” dedi ve gitti. Mahkûmlara bulunmuş olduğu ortamı sevdirme, kendisini oraya ait hissettirme veya en azından cezaevi dışında zaman geçirdiğini hissettirme çok önemli ve değerli.

İletişim sürecinizden biraz daha detaylı bahseder misiniz?

Mahkûmları doğru yönde motive etmeye çalışıyoruz. Onlara şunları söylüyorum: “Bakın arkadaşlar, güçlü olabilirsiniz, vurduğunuzu devirebilirsiniz. ‘Ben asarım, keserim.’ diyebilirsiniz ama insan etten, kemikten, nefesten ibaret basit bir varlık. Zamanın ne getireceğini Allah bilir. Zirvedeyim dersiniz, bir bakarsınız dibe batmışsınız. Dipteyim dersiniz, zirveye çıkarsınız. O yüzden hiç kimseye karşı üstünlük taslamayın, büyüklenmeyin. Büyüklenmek sadece Allah’a mahsus. Mümkün olduğu kadar insanları doğru anlamaya çalışın. Siz karşıdaki insana değer verdiğiniz ölçüde değerlisiniz. Şunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın, karşınızdaki insanların onuru, gururu da en az sizin onurunuz, gururunuz kadar değerlidir. Onu önce insan olarak görün, ona üstünlük taslamayın, yukarıdan bakmayın. Bunlar öz güveni olmayan insanlara mahsus bir davranıştır. Sabahleyin kalktığınızda, aynanın karşısına geçtiğinizde elinizi yüzünüzü yıkarken, tıraş olurken kendinize tebessüm edin, hayata karşı pozitif olun. Bir bardak suya baktığınızda bardağın yarısı boşsa siz dolu tarafına bakın. Ben hep öyle gördüm hatta yüzde onu bile dolu olsa ‘Çok şükür.’ dedim. Hiç olmayabilirdi de. Siz de öyle yaparsanız hayattan hep keyif alır, kendinizle barışık yaşarsınız.” Bunlar önemli cümleler. Zaten iletişimi sağladıktan sonra diğeri kendiliğinden geliyor. İnsanlar bir şekilde sizi dinlemeye ve sözlerinizi dikkate almaya başlıyor.

İNSAN KAZANMAK O KADAR DEĞERLİ Kİ!

Hayata bakışınız hep böyle pozitifti miydi yoksa cezaevinde kurs vermeye başlayınca mı değişti?

İnsanlara bakış açım değişmedi. İnsana olan saygım, insanları kazanma yolunu tercih etmem gerçekten insan olduğum içindir. Kaybetmek çok kolaydır. Kazanmak için yıllarınızı verirsiniz ama kaybetmek bir söz veya davranışa bakar. Ben mümkün olduğu kadar zor olanı seçtim. Yıllarca tırnaklarımla kazıdıklarımı kaybetmemeyi tercih ettim. Kolay olan, insanları kızgın bir filin züccaciye girmesi gibi kırıp dökmektir. İnsanız. Ne derler? “İnsan beşer, kuldur şaşar.” Mahkûmlar da bu toplumun bir parçası. Bir anlık öfke, hata veya zafiyet... Kimi arkadaş çevresinin etkisiyle kimi farklı nedenlerden dolayı zafiyete düşmüş olabilir ama bu, hiçbir zaman için o insanların kötü olduğu anlamına gelmez. Hepimizin içinde zaman zaman farklı duygular oluşabilir. İnsan kazanmaya dair güzel bir hikâye var: “Adamın biri dalgaların deniz yıldızlarını kıyıya vurduğunu görmüş. Kıyıya vuran deniz yıldızlarını birer birer kaldırıp denize atıyormuş. Bunu gören başka biri sormuş: “Sen ne yapmaya çalışıyorsun kardeşim? Sen deniz yıldızlarını bir taraftan toplayıp denize atıyorsun. Dalga bu çırpınan deniz yıldızlarından binlercesini kıyıya vuruyor. Ne değişiyor ki?” Deniz yıldızlarını denize atan adam “Beni iyi izle.” demiş. Eğilmiş, orada çırpınan bir deniz yıldızını almış ve denize atmış. “Evet, senin, benim için bir şey değişmedi ama onun için çok şey değişti.” demiş. Bir insanı kazanmak dahi o kadar değerli ki. 
Cezaevlerinde kurs vermek isteyenler olabilir. Nasıl bir yol izlemeliler?
Cezaevlerinde kurs vermek için belirli bir meslekte ustalık belgesi ve usta öğreticilik belgesi olması gerekir. Kişi, bu belgeleri tamamladıktan ve yeterliğini ispatladıktan sonra halk eğitim merkezlerinde değerlendirmeye alınır. O değerlendirmelerde yeterliği sağlanırsa görevlendirme yapılır. Görevlendirmede belirli bir hayat tecrübesi de önemli tabii.

Peki, gönüllü olarak destek olan kişiler var mı?

Gönüllü olarak sadece sosyal proje kapsamında olabilir. Bu, bazen 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nde tiyatro gösterisi olur bazen bağımlılığın insan sağlığı üzerine olumsuz etkilerini içeren bir konferans olur. Buna benzer faaliyetlerle oradaki insanların bilinçlendirilmesi sağlanırken bir taraftan da moral motivasyonlarının yüksek tutulması sağlanır. Cezaevinde daha önce kadın bölümü de vardı. Yaşar Hoca dediğimiz berberler odası başkan yardımcısı değerli bir arkadaşım var. Kendisi zaman zaman odaya bağlı çalışan gönüllü kuaför kadın arkadaşlarla birlikte gelir, kadın mahkûmların saç bakımını ücretsiz olarak yapar.

Özgür olan insanları da tutsak olan insanları da görmüş biri olarak insanlara ne mesaj vermek istersiniz?

İnsanlar için bir defa en önemli şey sağlıktır. Sağlık olmazsa olmazımız, vazgeçilmezimiz. Bir de yaşamda insanın mutlu olması için paradan, maldan mülkten, makamdan çok daha önce gelen çok daha değerli şeyler olduğunu yaşadım, gördüm. Rahmetli babam bana şöyle derdi: “Yavrum ihtiras ve hırs sahibi olma, başkalarıyla mal mülk yarışına girme. Hayatı zorlaştıracak her şeyden uzak dur. Mümkün olduğu kadar hayatı kolay ve anlaşılır yaşa. Zenginliğin ölçüsü para ya da makam değil. Ne kadar rahat yaşıyorsan o kadar zenginsin.” derdi.
Ben çok lüks bir restoranda ziyafet sofrasına oturmaktansa sevdiğim insanlarla birlikte mangal başında bir şeyler yakıp pişirmeyi daha çok tercih ederim. Bazen gelir fırından aldığımız sıcak bir ekmeğin ucundan bir parça koparıp yemek daha mutlu eder bizi bazen bir denizin esintisi, rüzgârın esintisi, kuşların cıvıltısı… İnsanın mutlu olması için yüce Rabb’im o kadar güzel şeyler yaratmış ki önemli olan bakış açısı. Her zaman şunu söylerim: Cenneti de cehennemi de fazla uzaklarda aramayın. İkisi de insanın içinde var. Önemli olan neyi tercih edeceği derim. Bu gerek insan ilişkilerinde gerek evlilik hayatında gerekse iş hayatında çok geçerli bir kavram. Hayata dört elle sarılmak gerek.
gazetehamburg okurlarıyla son olarak kendi yazdığım bir şiiri paylaşmak isterim.
“Hayat dediğin, denizdeki yakamozu izlemektir kimi zaman
Hatta bir odun ateşiyle ısınan, bazen bir dostun kapısıdır yüzüne kapanan
Menfaat pazarı, senin hayat dediğin
Ağlamak gülmek, sevmek sevilmek
Bazen bir umuda bir hayale kapılmak
Direnerek yazdığını, kolayca karalamak
Yaz boz tahtası, senin hayat dediğin
Bazen gece yarısı narasıyla uyandığın sokağın aynasıdır
Bazen yeni doğan çocuğun ağlayışıdır
Gün gelir senden geriye kalan yalnız mezar taşıdır.
Bir doğuş bir batış, senin hayat dediğin
Bir sırdır bazen, saklanması gereken
Bir ayrı kalış, ölümle erken gelen
Bazen sefalettir bazen de görkem
Ölümün çözdüğü bir sırdır, senin hayat dediğin.”
 
        
 

 
1000
icon
Nuray 8 Eylül 2022 05:40

Hayat dersi niteliğin de bir röportaj olmuş kibar özkan hanım ve şükrü köse beye çok teşekkür ederim umuyorumki okuyanlar da aynı benim gibi düşünürler kalemine sağlık kibar hanım

0 1 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat