ALMANYA VE TÜRKİYE ARASINDA ÇALIŞMA ŞEKLİ VE FARKLILIKLARI

Tarih: 1 Temmuz 2021 22:45
ALMANYA VE TÜRKİYE ARASINDA ÇALIŞMA ŞEKLİ VE FARKLILIKLARI

Songül ŞAHİN/YAZAR

Almanya ve Türkiye arasındaki genç nüfus farkını hemen hemen herkes bilir. Türkiye’de olduğum zamanlar, Almanya’dan gelen abim “Annemizin yaşındakiler kasiyerlik yapıyor.” dediğinde hayalini bile kuramamıştım. Hiç ellili ya da altmışlı yaşlarda çalışan kasiyer görevlisi görmemiştim. Annemi hele o söz edilen işteki sandalyeye bile oturtamamıştım. Şu an bunu yazarken fark ediyorum ki bilmediği, görmediği bir şeyin hayalini de kuramıyormuş insan. Yıllar sonra Almanya’da yaşamaya başlayınca fark ettim ki burada da gençler pek yok. Her yerde ileri yaşta olan insanlar var. Bisiklet sürenlerin, kasiyer olanların, üniversite okuyanların, şeflerin, şoförlerin ve iş arkadaşlarının çoğu yaşlıdır. Bir işte yaşıtımı bulunca kendimi lüks hissediyorum. Evet, o derece yani.
Akla gelen bir soru: Yaşlı kesim mi daha üretken yoksa genç kesim mi? Şu “Almanya bizi kıskanıyor.” şakasını bir yana bırakalım ve gerçekleri konuşalım. Tüm bu zıtlıklara rağmen neden Almanya, ben yüzlerce adım, diyeyim daha önde? Türkiye’de yaşları ilerlemiş insanlar ya gün yapar ya da kahvede oturur. Gerçi artık gençler de öyle. Almanya’dakiler nasıl olur da bu kadar üretken olabiliyor?
İŞİNİN EHLİ OLMAK
Bu deyimi herkes bilir. Bir deyim varsa orada bir eksikliğe işaret edildiğini de birçok kişi bilir. Arkadaşlarımla da bu konu üzerine zaman zaman konuşuruz. Bu konuşma, bir arkadaşla yeniden tekrar edince de bu haftaki yazım belirlenmiş oldu. 
Bu iki ülke arasındaki başarılı çalışma şekli farkı, aslında bir çalışanın işine hâkim olmasıyla ilgili. Bu sistem, Almanya’da oturmuş durumda. Eğitim almadan bir işte ne kasiyer olarak çalışabilirsiniz ne satış görevlisi. Satış görevlisi olmanız için ilk önce iki ile üç yıl süren eğitim almanız gerek. Eğitiminiz yoksa mağazada sadece dağıtılan kıyafetleri toplamak gibi göreviniz olur. Bunun adı Almanya’da geçici iş (aushilfe) olarak adlandırılıyor. Bunun için de haftada en fazla 15 saat kadar çalışma hakkı var. Bu tür işleri de genelde üniversite öğrencileri yapıyor. Üniversite gençleri böylelikle okul bitene kadar geçimini sağlamış oluyor. Genel olarak Almanya’nın sisteminde şu var: Sistem kimseyi dışlamıyor. Bir işi yalnızca eğitimi olanlar yapabiliyor. İşe alınırken şart bu ve kimse istisna yapmıyor. Hem yasalardan hem insanların bilinçli olmalarından kaynaklanıyor bu durum. Sonuçta eğitimi olan birini almak, iş yeri için çok daha önemli. Personeli ucuza bulup kısa süreli para kazanılmasındansa eğitimlilerle uzun süreli çalışılması daha akıllıcadır çünkü. Böylelikle hem iş yerinin ömrü uzar hem de kaliteli iş sunulur insanlara. Bu durum, ülke kalkınmasına da katkı sağlıyor.
Bir işi doğru yapınca bir sonraki doğruyu bulmak kolay olur. Sonuçta hepimiz doğruyu bulmak için uğraşıyoruz. Yapılan yanlış çok olursa doğruyu bulmak çok zaman alır. Bu durum, iki ülke arasına yüzyıllar şeklinde mesafe koyar. Almanya çalışma konusunda doğru yolu buldu ve hızla ilerliyor. Eğitimden sonra gelir düzeyinin yükselmesi, kişilere büyük avantaj sağladığından hemen hemen herkes bu imkânı değerlendiriyor. Dolayısıyla o marketlerde genç veya yaşlı çalışanlar, şoförler, sıvacılar, benzinciler gibi aklınıza hangi meslek gurubu gelirse hepsi işinin ehli. Yanlış anlaşılmak istemem ama insanlar Türkiye’deki gibi fizikten mezun olup İngilizce öğretmeni olmuyor.
Basit iş yoktur ama basit bile olsa işine hâkim olmak gerek. Amcam anlatmıştı: “Bir bankada çok basit sorun oluştu. Müşteri hizmetleri beni önce şubeye yolladı. Şubede hiç kimse yardımcı olamadı. Beni en son Erzurum’dan İstanbul’daki büyük şubeye yolladılar. Sorun anca orada çözümlenirmiş. Söz konusu 15 TL’ydi. Cevabını bulamayan amcam “Para sizin olsun gardaş.” deyip evine geri gelmiş. Oradaki çalışanlar başka bir meslek grubundan değil de bankacılık bölümünden eğitim almış olsaydı eminim, amcamı kimse İstanbul’a yollamazdı.
Herkesin günlük rutin yaşamından anlatacağı en az böyle bir örnek muhakkak var. Birine soru soruyorsunuz ancak cevap alamıyorsunuz. Herkes sizi başka yere, başka kişiye yolluyor çünkü kişi, o işi ne yazık ki bilmiyor. Sonra oradan oraya koşturup duruyor insan. Sabır tükenince gördüğü kişi ile sebepsizce tartışma gereği duyuluyor. Böylelikle kaos imkanı yükseliyor.
HİÇBİR BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR
Almanya’nın bu denli başarılı olması tesadüf mü? Elbette değil. Bu eğitim sistemi, öyle bir oturmuş ki artık kaya gibi, desek yeridir. Hani bir dağ dıştan ne kadar gözükse yer altından da o kadardır ya. Almanya da içeriden öyle bir sistem kurmuş. Kimse başkasının işini yapmaz. Herkes kendi işinde ilerliyor. Bir soru sordunuz mu takır takır cevaplar geliyor. Bunlar tabii ki tesadüf olamaz. Türkiye, bu sistemden çok uzak… Bunlar, bana göre bir sorun ve konuşulması gerekiyor. Toplumda tabu olmuş bazı gelenekleri aşmak gerek. “Çalışınca öğrenir.” değil, “Eğitimi varsa yapsın.” anlayışı geçerli olmalı. Baba mesleği kavramı yerine “Çalıştığım işin eğitimini aldım.” yaklaşımı geçerli olmalı. Adam mutfak dolabı yapıyor koskoca, düşmesin diye altına karton sıkıştırıyor. “Nereden öğrendin bu işi?” diye sorsan baba mesleği, der. Belli.
Bu düşünceler, artık dedeler ve babalar zamanında kalsın lütfen! Olabildiğince her alanda eğitim yerleri açılsın, tıpkı cep telefon tamircileri gibi. Birkaç yıl öncesine kadar herkes cep telefon tamirci dükkânı açıyordu. Ses düzeni bozuk telefonu tamirciye verseniz geri aldığınızda kamerası ya da başka bir şeyi muhakkak bozuk olarak alırdınız. Sonra neyse ki eğitim şartı geldi ve şikâyetler azaldı. Şikâyetlerin azalması tesadüf mü? Hayır.
HER ALANDA EĞİTİM OKULU OLSUN!
Kişinin kendi yapısına göre iş bulması için her alanda eğitim okulu olsun! Sadece üniversitelere ağırlık verilmemeli. Herkes üniversite okumak mecburiyetinde değil. Herkesin kapasitesi farklıdır. Meslek eğitimi verip bir genci topluma çok daha yararlı hâle getirmek daha mantıklı olmaz mı? Belki de o kişi, o meslekte icat yapar. Önemli olan herkesin kendine ait alanı bulmasıdır. Zorla üniversite peşinden koşturmanın da bir anlamı yok. Sonra hâkim olsa doğru karar mı verir sanıyorsunuz? Bu hafta konuşulan Antalya’daki çocuk tacizcileri neden serbest bırakılıyor sizce? O kişide hâkimlik yapısı yoktur. İşin içinden çıkamayınca “Serbest kalsın, uğraşmayayım.” demiştir. Zorla okutmasalardı belki kalabalık alanlarda makul yerlerde iyi bir temizlik görevlisi olurdu. Çocuk istismarı ile ilgili geniş bir yazmak için şimdilik bu konuyu kapatıyorum.
Son olarak başka meslek grubunda çalışmak zorunda kalanlar bana göre sokağa atılmıştır. Bir eğitimi severek yapan kişi de sokağa atılmamalı. Hem kişisel hem toplumsal şekilde ilerleme olması için belirli alanlarda değil, her alanda meslek okulları açılsın. Örneğin yalnızca sağlık, kuaförlük, çocuk bakıcılık alanlarında değil, günlük iş yaptığımız her alanda okullar açılmalı.
 
 
 
 
 
 
 

 

https://www.gazetehamburg.com/makaleprint/almanya-ve-turkiye-arasinda-calisma-sekli-ve-farkliliklari/