ZAMAN, EVREN, ARKEOLOJİ, İNANÇLAR

Nilgün Batıyel/YAZAR

14 Nisan 2022 23:26
A
a
Değerli Okurlarım,
Üzgünüm yine yazamadım. Yine istediğiniz gibi birkaç mitolojik tanrıdan ve olaydan seçip, bir konuya bağlayıp size sunamadım. Fark etmek zorunda kaldım ki benim açımdan işler gittikçe zorlaşıyor. Her şey kâinat ve zamanla o kadar iç içe geçiyor ki sadece dünyanın çeşitli mitlerine atıfta bulunurken parantez açmadan ilerlemek zorlaşıyor, dolayısıyla konular karışıyor.
Ne demek istediğimi üç ana başlıkta toparlamaya çalışıp sizlerle bugün biraz beyin jimnastiği yapmak istedim. Nasıl bir gizem ve sonsuz olasılıklar ile karşı karşıya olduğumuzu birlikte algılayabilir, zihnimizi ışığa çıkarabilirsek bir mit veya efsanenin daha kökenine inebilir, belki de o kadar hafife alınmaması gerektiği sonucuna ulaşırız. Zira zaman her şeyi belirliyor ve aşağıdaki bulguların da ne zaman, nerede, hangi yaşam diliminde birer efsane veya mite dönüşeceğini kestirebilmek zor.
EVRENİN HAREKETİ VE DÜNYA  
Öyleyse önce bilim, evren ve üzerinde yaşadığımız dünya gezegeninden başlayarak bilimsel kanıtlara bir göz atalım.
Üç büyük semavi dinle birlikte dünyamızda 7 binin üzerinde inanç bulunuyor. Dünyamız saatte ortalama 110 bin kilometre hızla güneşin çevresinde dönerek devrimini sürdürüyor. Güneş ise peşine taktığı gezegenler ile bütün sistemi ortalama 720 bin kilometre hızla Samanyolu’nun bir yerinden bir yerine savuruyor. Samanyolu’nun hızı ise saatte 1milyon kilometre. Şu anda hepimiz uzayda 1 milyon kilometre/saat ile yol alıyoruz.
Bu hareketliliğin yoğunluğu o kadar inanılmaz ki güneş sistemimiz her seferinde bir yıl önceki yörüngesinden 500 milyon kilometre uzağa düşüyor. Bu kadarla bitirebilsek iyi ancak uzayda şu ana kadar tespit edilebilmiş 300 milyar galaksi mevcut. Her bir galaksi, bünyesinde şu ana kadar tespit edilebilen 200-250 milyar güneş barındırıyor. Şaka değil, kanıtlanmış bilimsel bir olgu. Dahası ışığı bizim güneşimizden dört milyon kat daha büyük, daha parlak güneşler söz konusu.
Tespitlere göre 4 milyar yıl sonra Andromeda Galaksisi ile Samanyolu’muz kafa kafaya çarpışacaktır. Yukarıda verilmiş rakamlara bir daha göz atarsak şu bilginin şaşırtıcı olmayacağını da kabul ederiz: Çarpışma iki galaksiyi de darmaduman edecek ve Samanyolu’muz, Dünya’yla birlikte bilinmeyen bir yörüngeye savrulacak. 4 milyar yıl sonra gezegenimizde yaşam kalmış olacak mı acaba ya da nasıl bir insan türü ve yaşamı olacak? Bir gün, evrenin bir yerinde, yeni dizayn olmuş Dünya Gezegeni’nde, arkeologlar kemiklerimizin ve bazı yapılarımızın kayıtlı olduğu bir bilgisayar diski bile bulabilir. Kim bilir DNA araştırmaları, o zamanki insan türünün, atalarının biz olduğunu dahi kanıtlar, mitlere, efsanelere konu oluruz.
ARKEOLOJİNİN GERÇEKLERİ
Böylece gelelim ikinci konu başlığına: Arkeoloji. Bu bilim dalı, tarih, sosyoloji, antropoloji gibi bilimleri de içinde barındırarak ilerlemeye devam ediyor. Dünya üzerindeki Big Bang’ı ve Bin Bangları kazarak ortaya çıkarıyor. Dünyaca Ünlü Prof. Dr. Kürşad Demirci, üstün bilgi ve tecrübesiyle ortaya çıkan bilgileri bakın, bilimsel olarak nasıl ritüeller ve inanca geçiş bulgularıyla bağlıyor. Hoca’mıza göre dünya tarihini değiştiren ama hâlâ işin çekirdeğine kanıtıyla birlikte ulaşılamamış birçok ayrıntı bulunuyor. O, ülkemizdeki 3 arkeolojik keşfe özellikle dikkat çekiyor:  
1) İstanbul’un Beşiktaş semtindeki kazı alanı. Burada ortaya çıkan kurganlar (mezar), kökeni Balkanlar üzerinden Anadolu’ya uzanan son derece etkili ve önemli bir miras olarak öne çıkmakta. Kurganların, üst üste koyulduğuna, çınar ağacına ait olduğu sanılan yapraklara ve ötesine daha fazla değinmek istemiyorum. Başlı başına uzun bir konu bu.


2) Yine İstanbul’da metro çalışmaları esnasında ortaya çıkan Yenikapı Kazıları. Bu buluntuların, yalnızca Türkiye değil, dünyanın tarihini etkileyip değiştirecek bilgileri barındırdığını da şu çarpıcı örnekle dile getiriyor Kürşat Demirci:
“Marmara henüz bir deniz değil, bir iç deniz yani göl iken ki zamana ve bölgenin o hâline, o gününe gidin zihninizde ve o zamandan Neolotik Dönem’e kadar buluntulara ulaşıldığına. İnsanların beynini uyuşturan, dünyayı yorumsuz bırakan buluntular söz konusu.” diyor ve tarif ediyor:
“25-30 çocuk bir arazide oynarken aniden gelen (su) yağmur, sel, belki bir tsunami nedeniyle kaçışan çocuklar. Bir kil tabakası çocukların ayak izlerini örtüyor. Zaman geçiyor, Marmara Gölü deniz hâline geliyor ve bu çocukların ayak izleri, bugün tonlarca suyun altında kalmış olarak ortaya çıkıyor.”
Düşünün, arkeologlar daha Bizans dönemi kazıp, çalışırken 25-30 Neolotik Çağ çocuğunun ayak izleriyle karşılaşıyor yani 10-12 bin yıl öncesine ait izlere.
Sizleri bilmem ama hocamın da dediği gibi bu manzaradan etkilenmemek, canlılığını, gerçekliğini hissetmemek ve üzerinde düşünmemek mümkün değil.
-Üçüncüsü ise bilinen her bilgiyi değiştiren mekânlar olan Göbeklitepe ile başlayan Karahantepe ve civarındaki arkeolojik kazılar. Bu kazılar, dünya tarihini değiştirecek kadar önem arz etmekte. Sadece Anadolu coğrafyası, Kafkasya tarihi ile sınırlı kalmadan, tüm dünyayı kapsayan ve bilinenleri değiştiren önemli, çok kapsamlı yerler bunlar.
Yeri gelmişken söz konusu Neolotik Dönem’in hangi zaman aralığını ve neleri beraberinde getirdiğine ana hatlarıyla bir değinmek istedim:
Neolotik Dönem, 30-40 bin yıl süren Paleolitik Çağ’ın (insanların göçebe olarak yaşadıkları dönem) hemen ardından gelir. Bu bilinen süreyi, MÖ 10-12 yıl öncesinde Neolotik Dönem’e geçiş izlemektedir. Bu dönemde gelişmeler ana hatlarıyla şunlardır:   
-Ekolojik, sosyolojik nedenler ile birlikte yavaş yavaş yerleşik hayata geçilmiştir.
-Hayvanlar ve bitkilerin evcilleşmesine geçiş yapılmıştır.                                                                       
-Kap kaçak yapılması öğrenilmiş ve besinler (hayvan, bitki) kontrol altına alınmaya başlanmıştır. Daha önce de buğday yiyen insanlar vardı ama artık bunlar kap kacaklarda saklanmaya, depolanmaya başlanmıştır.

İNANCA GEÇİŞ VE GÖBEKLİTEPE’DEKİ BULGULAR


Üçüncü ana başlık; kültler, ritüeller ile inanca geçiş ile alakalıdır.
Göbeklitepe işte bundan dolayı da çok önemlidir ve bir merkezdir.
Öncelikle Neolotik Çağ, Göbeklitepe halkı incelendiğinde o dönemde orada bulunan insanların tek bir yöreye mensup olmadıklarını görürüz. Urfa, Mardin, Gaziantep, Diyarbakır, Adıyaman ve civarında yaşayan halklar bir araya gelmiştir. Sırf bu yüzden bile Göbeklitepe merkez özelliğine sahiptir. Nedeni bilinmez ama hepsi orada buluşmuştur. Göbeklitepe inanca geçişi simgelemektedir.
Kendimizi 10-12 bin yıl öncesinin şartlarında, düşünebildiğini yaşadığıyla yorumlayıp anlamaya çalışan insanların yerine koyalım. Önce tanrıların doğuşu başlar. İnsanşar, yaşadığı gezegenin dümdüz, görebildiği kadar bir kara parçası olduğundan öte gidemeyince, göklere bakıp, merak da ederek izlenim edinmiş ve sonuç çıkartmıştır. O dönem insanı, dünyanın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü bilmediğinden; atlı tanrılar, (spekülatifliğini koruyan uzay gemili tanrılara gitmeden) sabah güneşi tepeye çıkartıp, gece götürüp saklayan, insanları ertesi sabaha kadar da soluk bir ışıkla yaşamaya mahkûm eden tanrıları ortaya çıkartıyor. Öyleyse güneşi bir saklayıp bir çıkaran bu tanrıya bir ad bulmalı ve yaptığı için bir teşekkür etmeliyiz. Yoksa kızıp güneşi sonsuza kadar saklayabilirdi.

Depremde yer altındaki fay hatları, kırılıp üzerinde bulunanları yıkıyor, toprakta yarıklara sebep oluyor, somut yapıların yer altına gömülmesine yol açıyor. Bu, bizim bugün bildiğimiz. Kaldı ki fay hattının keşfi bile şunun şurasında 200 yıldır biliniyor. Biz 10-12 bin yıl öncesinden bahsediyoruz. Bu da demek oluyor ki bir başka tanrı kızmış ve ayaklarının altından toprağı alarak üzerinde bulunan canlı, cansız her şeyi yok etmiş gibi. İşte size mitlerin ortaya çıkması için nedenlerden bazıları. Böylece insanlar yavaş yavaş her anlayamadığı olguya sebep veren ve kontrol eden tanrılar zincirini kurmuş. Doğa tanrısı, şimşek tanrısı, yer altı tanrısı, güneş tanrısı vs. Bu safhaya gelince de bu tanrılara ve olgulara teşekkür etme, kutsama, af dileme, dileklerde bulunma içgüdüleri harekete geçmiş oluyor. Göbeklitepe’deki insanlar böylece önce inanç ile tanışıyor. Bir başka deyişle inanç ile tanışmaya esas nedeni teşkil eden yukarıyı merak etmeleri hatta onunla irtibata geçmeleri ile olmuştur (İrtibata geçme olayı tamamen kanıtlanmadığından tartışmalı kalmaya devam etmektedir.). İlk inanç, anlayamadığı mevsimlerin değişmesi ile ortaya çıkmıştır.


Asıl olan Göbeklitepe halkı özelinde Neolotik Çağ insanının, en azından bu bölgede sanıldığından daha erken kolektif iş birliğine gitmiş olmasıdır. Kuramları ortadan kaldırdığı için Göbeklitepe, Karahantepe ve diğer kazı alanları birer fenomendir.
Ancak inançlara geçiş Göbeklitepe’de ortaya çıkmış, Ekinoks ve Atalar Kültü kutlamaları ile hayata geçirilmiştir.
O tarihte insanlar, hiçbir şekilde baharın gelişini ve ölüşünü yani mevsimlerin dönüşümünü anlayamamıştır. Ekinoks denilen inanç şöyle ortaya çıkmıştır:
Bir takım bilinmez güçler, tanrılar, baharı getiriyor ve baharla birlikte tabiat canlanıyor, ağaçlar, meyve sebzeler, buğday gibi ürünler yerden fışkırıyor. Bolluk, bereket ve güzellik geliyor. Özellikle bizim Mezopotamya ve Grek kültürlerinde, sayısız mitte bu konu çok güzel anlatılır (Hatırlıyorum, ilk yazılarımdan birinde Demeter ve Persephone ile ilgili yazmıştım.).


O dönem insanına göre bir ana tanrı ile ana tanrıça vardır ve onlar bilinmedik bir nedenle ayrı düşer. Tanrı başka tanrılar tarafından yer altına çekilir. Yalnız kalan tanrıça o kadar üzülür ki bahar ve yazın getirdiği tabiat yok olur. Aslında kendi şartları ile kış gelmiştir. Sonra yeniden bahara geçilir, tabiat ve doğa canlanır.
İşte Ekinoks kutlamaları, yeniden baharın gelmesini sağlamak, âdeta bunun olmasını zorlamak için kozmos ve evrenin devam etmesi adına ilk Göbeklitepe’de hayata geçirilmiş bir gerçekliktir.
Özellikle Türklerde ve Orta Asya’da, bugün Nevruz dediğimiz ritüel ve kutlamalar yapılır. Örneğin Nevruz için özellikle Altay Dağlarına gidilirdi, hâlen gidilir. Bunun nedeni ise ölmüş ataların dağlara geldiği inancıdır. Atalar Kültü denilen bu inanç, diğeriyle birbirine entegre olmuş olarak genelde Ekinoks kutlamaları olarak bilinir. Genelde Ekinoks kutlamaları tüm dünyada inanılmaz yaygındır. Hem 3 semavi dinde hem diğer inançlarda mutlaka yerini almıştır.
Mutlaka Nisan ayına denk gelen ve farklı adlarla nitelenen Ekinoks kutlamasına yer verilmiştir. (Uzamasın diye bunlardan örnekler vermeyeceğim.).


Eklemek istediğim şu: Eski çağlarda Ekinoks kutlamaları genelde atalar ile ilişkilendirilmiştir. Zira atalar yok olmazlar. Ruhları her daim var olmaya devam eder, görünmeseler dahi kişinin sorularına ve üzüntüsüne ve kararsızlığına çözüm olur, ona kuvvet ve destek verir. Bir nevi dua sanki. Aynı nedenle eski çağlarda, Akitu Kutlamaları Türklerde en büyük kutlama idi. Şiilerde hâlen devam eder. Kendilerini döven sineganların yer aldığı Akitu Kutlamalarının da en büyük özelliği Nisan ayında yapılıyor olmasıdır. Tanrı ve tanrıçanın ayrılmış olmasının üzüntüsünü ve ıstırabını kendilerini kırbaçlayarak, döverek ortaya koyarlar. Bu şekilde, o kozmik döngüyü harekete geçirip ortaya çıkarma, yeniden baharın gelmesini sağlamaktır bu ritüelin de asıl sebebi.
Bunların daha sonra Sümer tabletlerindeki yüzlerce örnekte anlatıldığını biliyoruz. Göbeklitepe ve anılan zamanda çivi yazısı dahi olmadığından burada gerçekleştirilen ritüellerin neden ve nasılını ortaya çıkan bulgulardan tespit edebiliyoruz. Sonuç olarak Göbeklitepe’deki şu ana kadar ortaya çıkarılmış yapılar, kesinlikle Ekinoks ve Atalar Kültü ile birleşmiş, inanca yönelik ritüel ve kutlamaların sahne alanlarıdır.

Gerek Göbeklitepe 10-12 bin yıl önce gerekse daha yeni sayılan yaklaşık 7 bin yıl öncesi İngiltere’de Stonehenge’deki kalıntılarda yenilen yemeklerin tanrılara da armağan edilerek son bulduğu anlaşılıyor. Her iki mekânda Ekinoks/Atakültü inancının tartışmasız ispatıdır.
Siz değerli okurlarımı sıkmadan, yormadan, bazı bilinmesi, ispatlanması, inanılması zor olayları bilimsel kanıtlarıyla birlikte ancak özet olarak paylaşmak istedim.
Umarım, zevk almış, zihninizde 12 bin yıl öncesinde biraz vakit geçirebilmiş, 12 bin yıl sonrası ile olasılıklara dalmışsınızdır.


Hoşça kalın, sağlıkla kalın, bilimle kalın.
   

 
1000
icon
Bayan Turkolog 18 Nisan 2022 18:34

Ellerinize emeğinize sağlık saygıdeğer hocam. Her satırını okurken Gobeklitepede gezdim hayalimde. Geçmişi bugünle harmanlayarak sunmak öyle bir güzellik katmış ki yazınıza... Her paragrafta acaba bu konunun gerisi ne ? diye merak ederek okudum . Sevgilerimle

0 1 Cevap Yaz
Serdar Çelikörslü 18 Nisan 2022 02:23

Nilgün hanım merhaba, kaleminize sağlık. Tarihten kesitler, bilgiler ve bunların bazı durumlarda günümüz karşılaştırmalarını yapabilmek, hem yazınızı okunması zevkli bir hale getiriyor hemde bilgi edinme ihtiyacımızı karşılıyor. Yerleşik düzene geçilmesi ve inançların oluşması konusunda sizden daha geniş ve daha uzun yazılar bekliyoruz.. Selamlar Sevgiler

0 1 Cevap Yaz
Serdar Çelikörslü 18 Nisan 2022 02:09

Nilgün hanım tekrar merhaba, kaleminize sağlık

0 1 Cevap Yaz
Baran 17 Nisan 2022 22:44

Bütün bu bilimsel gerçekleri araştırıp düzenleyip sunmanız tek kelime ile olağanüstü. Defalarca okudum. Sizi gönülden tebrik ederim. Lütfen bizleri aydınlatmaya devam edin. Özlemle bekliyoruz.

0 1 Cevap Yaz
Aysun Uzuncan 17 Nisan 2022 21:50

Nilgün hocam,yine çok güzel bir yazı,muhteşem bir anlatım.elinize yüreğinize sağlık.Bir dahaki yazınızı dört gözle bekliyorum.saglicakla kalın,sevgiler

0 1 Cevap Yaz
Cengiz 15 Nisan 2022 09:10

İlginç araştırmalarınız ile bizlere sundupunuz bu bilgiler ve tarih için sonsuz teşekkürler merakla yazılarınızı bekliyoruz sağlıklı günler.

0 1 Cevap Yaz
Hayal Deniz'i 15 Nisan 2022 08:10

Günaydın Nilgün Hocam! Yazınızı pınarın gözesinden su içer gibi okudum. Okumak Araştırmak Ne Güzel? Keşke Dünya ve ülkemizde yaşayan insanların 1/2 si oksa Okuduğunu anlasa ve yazsa... İşten o zaman dünya alem tadından yenmez, yaşamanın keyfine doyulmazdı diyorum. Bu bilimsel araştırma yazısına hayat veren yürek ve kalemi 🤚🤚🤚🤚🤚 alkışlıyorum. Harikasız Nil hocam.

0 1 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat