7 Temmuz 2020 23:11
-A +A
Cezmi Ancil

UNUTTUKLARIMIZ

Cezmi Ancil ( Yazar )gazetehamburg.com

Birçoğumuzun bir yerlerde unuttuğu bir şeyler vardır muhakkak.
 
Yaşamın zorluklarından kaynaklanır unuttuklarımız bazen.
 
Bazen de hırslarımız, bitmek bilmeyen özel mülkiyet düşkünlüğümüz, alışkanlık yapan bireysel yaşam tarzımızın kendimizi koruma güdüsüne dönüşüp getto yaşantısını ayrışma olarak görmemize yol açması ihtimali de vardır unuttuklarımıza neden olarak.
 
Kolektif değerlerin birçok güzelliğinin kapitalist üretim ilişkileri içinde yok olup gitmesi karşısında, teknolojinin de yardımıyla bireysellik yaşam tarzı, insani ilişkileri de dumura uğrattı.
 
Bir yerlerde birilerinin olduğunu unutmuş olmamız, bireysellik içinde kaybolmamızdandır aslında.
 
“Sevdiğim için” deyip sevdiklerimizi unutmak, “çocuklarım için” deyip çocukları unutmak, “kendi yuvam” deyip kocaman toplumsal yapı olan ortak vatanı dahi unutmak, inkâr etmek duygusuzluğu; kendimize bireysellik limanı içinde haklılık fikirleri yaratmamıza neden olabilmekte ne yazık ki…
 
Bir yerlerde unuttuklarımızı hatırlayınca, “içimiz ne kadar hüzünleniyor” diye kendimizi test edebiliyor muyuz acaba?
 
Gecenin birinde perde kenarında yol gözleyen birilerinin olduğunu mesela…
Ziyaret etmeye bile tenezzül etmeyip unutmaya çalıştığımız büyüklerimizi mesela ya da mezarlarını…
Kuytu bir köşede tek başına içki içen bir delikanlıyı mesela…
Ya da bir yaşlı amcanın yüzündeki çökmüşlüğü…
Saçlarını tararken uzaklara bakıp kendi bakışlarında kaybolan bir genç kızın hayallerini…
Bir yoksulun ekmek bulabilme çabasındaki boynu büküklüğünü…
Evladını özleyen annelerimizin çaresizliğini mesela…
Kayıp evlatları, kayıp değerlerimizi, bir çocuğun saçlarını okşamaktan dahi tereddüt etmemize neden olan ahlaki çöküntü, yozlaşma karşısında, “bana ne!“ diyebilme durumunda olmamızdaki duyarsızlığı…
Cezaevlerinde bir avuç gökyüzünü görebilme umudunu, hayatı ve özlemlerinden vazgeçme pahasına can bedeliyle savunan, koruyan belki bir yakınımız, belki komşumuz, belki bir yabancı mesela…
 
Unuttuklarımız insanla sınırlı değil elbette…
 
UNUTTUKLARIMIZ DA KAYBOLUYOR
 
İnsani ve insanı insan yapan değerlerle, yaşamın anlamlı olacağı gerçeği karsısındaki duygusal çöküntü arasında, yitip gidiyor aslında unutmuş olduklarımız.
 
Sevmekten vazgeçmedik belki unuttuklarımızı…
Sevmeyi bir şairin duygularıyla taşımış olabiliriz, kalbimizin en derinliklerinde ve o özlemi hep içimizde bir eksiklik olarak da taşımız olabiliriz.
 
Unuttuklarımız arasında; unutma kolaycılığını besleyen ulusal, sınıfsal, hatta düşünsel köklü değer yargılarımızın, kapitalist çözülme karşısında bireysel kazanımlar halini almasına alışkanlık kazanmamız da var belki de…
 
Bir acıyı unutmak başka bir acıyla mümkündür maalesef.
 
Unuttuklarımız arasında, yine o acılarımızdan birileri de var mesela…
Sevgilimiz… Bir yakınımız… Evladımız… Anamız, babamız, kardeşimiz mesela…
Kendi sokağımızda şen şakrak zıplamayı bile özlemek, unuttuklarımız arasında.
 
Komşumuzla şakalaşmayı, kızdırmayı mesela bir sevdiğimizi mahalleden… Nanik yapmayı hatta…
Birlikte top oynamayı, topu alıp kaçmayı mesela…
Genç bir kıza ya da bir delikanlıya dil çıkarıp kaçmayı, ıslık çalmayı gıcıklığına.
Ne çok unuttuklarımız var meğerse kaybolup giden, bizi biz yapan ortak yaşam kültürümüz arasında…
Yardımlaşma, bölüşme, garibanı koruyup kollama mesela.
Ne çok severdik biz oysa.
Sevmeye bile kıyamazdık “incitiriz” diye.
Aşık olmayı bile kendimize yakıştırmayacak kadar severdik belki de…
Öpmeye kıyamazdık sevdiğimizi, “narin kalsın” diye.
Gül yaprağı gibi düşmesin, solmasın diye…
“Kurban olurum“ derdik, sevdiğimize mesela…
 
Toplumsal damarlarımızdan kalan bir mirastı sevmek, “kurban olurum” demek. “Kadan alam” derdik kimi yörelerimizde.
“Çağalarım, arkadaşım, yoldaşım, sırdaşım, kırığım” derdik mesela…
Vurmaya, ayrıştırmaya, kırmaya dönük değil, severek kaynaşmaya, bütünleşmeye, bölüşmeye donanımlıydık mesela her zorluğa karşın.
 
Unuttuklarımızı da kaybediyoruz şimdi, yavaş yavaş…
Kabulleniyoruz, kendimiz dışında yaşanmışlıkları.
Kendi getto dünyamız içinde kaybolup giderken ne çok unutulacağız aslında haberimiz olmadan.
İçim kabardı bir çocuk gibi ağlamaya, unuttuklarımızı hatırladıkça…
Ne çok unuttuklarımız varmış meğer…
Ya da kaybolan biz…
Unutulmuş bir şarkı gibi anlamsız.
 
 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Yazarlar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı