19 Ağustos 2020 10:22
-A +A
Mustafa Kadir Atasoy

TÜRK ALMANLARIN ESKİ TARİHİNE DAİR

Mustafa Kadir Atasoy ( Yazar ) gazetehamburg.com

Bazı tarihçiler 476'da Batı Roma İmparatorluğu'nu yıkan Odoacer'in Germen olduğunu söyler. Robert S. Lopez, Robert L. Reynolds, Edward Arthur Thompson, John Michael Wallace-Hadrill gibi tarihçilere göre ise Odoacer muhtemelen bir Türk’tür. Gerek Odoacer, gerek babası Edekon, gerekse kavmi Turcilingi'nin adlarının muhtemelen Türkçe kökenli olmaları bu tarihçiler tarafından Türklüğe delil olarak değerlendirilmiştir. Yine Edekon'un Attila'nın sadık adamı olması bu tezi kuvvetlendirmiştir. 
 
Bu doğruysa Doğu Roma İmparatorluğu’nu da Batı Roma İmparatorluğu’nu da yıkan bir Türk olmuş oluyor. Yani binyılda bir Türkler imparatorluk yıkmış oluyor.
 
Aslında beşinci yüzyıl, kavimlerin konfederasyon şekilde örgütlendiği bir dönemdi. Kuvvetle muhtemel Hun ve Germenlerin kavimler konfederasyonu içinde yaşadıkları bir dönem... İki kavim de birbirine karışıyordu. 
 
GOETHE’NİN DEDESİ TÜRK MÜ?
 
Türk Almanlara dair ilginç bir anekdot, 1279 yılında Haçlı Seferi’nde esir alınan Selçuklu komutanı Mehmet Sadık Selim'e ait. Brackenheim'da vaftiz edilip Johann Soldan adını alan Mehmet Sadık Selim'in Rebecka Dohlerin'le evlendiğinden ve Eberhardus, Christianus ve Melchior adlı üç oğulları olduğundan bahsediliyor [1]. Baba ve üç oğlu Johanneskirche'de defnedilmişler. Kaynaklar Soldan'ın Goethe’nin dedesi olduğu iddiasından da bahsediyor. 
 
(soldan ailesi arması)


Kendisi de bir Soldan olan Benjamin adlı şahıs, mezarların ve aile amblemi işlenmiş vitrayın 1903'te bulunup restore edildiğini söylüyor [2]. 

 
(Bracken arması)

TÜRK ESİRLER

 
Kaynaklarda 1683’teki II. Viyana Kuşatması'ndan sonra 1000 civarında Türk'ün esir alınıp Almanya’ya getirildiğinden bahsediyor. Bu sayının çok daha fazla olduğunu tahmin etmek zor değildir. Güçlü erkek ve güzel kadınlardan seçilen ganimet Türklerden çoğunluğu vaftiz edilerek Hristiyan yapılıyor ve Hıristiyan ismi alıyor. Vaftiz törenleri çoğu zaman, kalabalık bir izleyici kitlesi önünde gösterişli bir şekilde yapılıyor. 
 
Profesör Hartmut Heller’in aktardığına göre Hristiyanlar, Türk esirlere bazen acımasız davranmıştır. 1687 yılında Nürnberg St. Sebald bölgesinin kilise kayıtlarında, Uyvar’daki bir subayın oğlunun, annesinin kucağından alınarak buraya getirildiği yazmaktadır.
 
Stuttgart, Heidelberg, Hannover ve Münih’te yüzlerce Osmanlı savaş esiri, uşak olarak saraylarda çalışıyordu. 
 
Bazı Türk esirlerin Müslüman olarak yaşadıkları kayıtlarda yer almaktadır. II. Viyana Kuşatması'nda esir düşen Osmanlı sipahileri Hasan ve Şemdinlili Derviş Mehmet buna bir örnektir. Sekiz yıl boyunca Hannover'de Braunschweig-Lüneburg Düşesi Sophie'nin hizmetinde çalışıyorlar. Kayıtlara göre namazlarını aksatmadan kılıp akıncı elbiselerini çıkarmamışlar. Her türlü vaat ve baskıya rağmen 1691 yılındaki ölümlerine kadar Müslüman kalıyorlar. Yasak olmasına rağmen Neustaedter Mezarlığı’na İslami usullere göre kıbleye doğru defnediliyorlar. 

 
(Mehmet)

Aynı dönemlerde esir düşen ve daha sonra vaftiz edilen Mehmet adlı askerimize, Hannover Prensi I. George, soyluluk unvanı verdirmişti. I. George İngiltere Kralı olduktan sonra Mustafa adlı başka bir yeniçeriyle beraber Londra’da hizmetine aldığı Mehmet'i krallık hazinedarı yapmıştı. 
 
SAKSONYA KRALI’NIN TÜRKLÜĞE HAYRANLIĞI
 
Daha sonra Polonya kralı olacak Saksonya Prensi Güçlü August'un Türklüğe olan özel ilgisi dikkat çekicidir. Güçlü August'un Fatima Kariman adlı bir Türk gözdesi vardı. Osmanlı silahları, koşum takımları, ipek kaftanlar, halılar ve çadırlar satın alarak bir Türk koleksiyonu oluşturmuştu. Oğlu II. Friedrich August ile Avusturya İmparatoru I. Joseph'in kızı Maria Josepha’nın 1719 yılındaki düğünleri için Dresden şehrinde bir Türk sarayı yaptırmıştı. Düğün için 315 kişi görevlendirilmiş ve bu görevliler Türk bıyığı bırakarak yeniçeri kıyafetleriyle mehter eşliğinde yürüyüş yapmıştı. Düğünde Türk çadırları kurulmuş, davetliler de Türk kıyafetleri giymişti. Yemekler hilal şeklindeki masada yine Osmanlı kıyafetindeki hizmetliler tarafından servis edilmişti. 

 
(fatma Karamanın oğlu)

Kral August’un gözdesi Fatima Kariman'dan iki çocuğu olmuştur: Sakson mareşali olan oğlu Friedrich August von Rutowsky ile kızı Kontes Katharina Rutowska. Sonra Kral, Fatima’yı başkomutanı Johann Georg von Spiegel ile evlendirmiş. Fatma Kariman bu eşinin ölümünden sonra Kont Friedrich Magnus zu Castell-Remlingen ile evlenip Castell kontesi oluyor. 
 
1684’te ganimet olarak Berlin’e getirilen ve Kraliçe Sophie Charlotte’nin oda hizmetlisi olan Christian Friedrich Aly ve Friedrich Hassan, Charlottenburg Sarayı’na yaklaşık 100 metre uzaklıktaki Schlossstr’da 4 ve 6 numaralı kendilerine ait evde yaşamışlardı. Kayıtlarda "Kammertürken" olarak geçen Ali ve Hasan’ın saraydaki hizmetleri karşılığında iyi bir maaş aldıkları biliniyor. Kraliçe Sophie Charlotte’nin ölüm yatağında “Adieu Aly, Adieu Hassan” dediği arşivlerde yer alıyor. 

 
            (Götz Haydar)

Friedrich Aly bir Türk kızıyla evleniyor ve yedi çocukları oluyor. Onun soyundan gelen isimlerden biri olan ünlü tarihçi Götz Haydar Aly, ailesinde ilk doğan erkek çocuğun ikinci isim olarak Türk ismi aldığını söylüyor. Bu isim alışla Alman romantizmi ve Goethe’nin Batı-Doğu Divanı arasında bir bağ da kuruyor [3]. 
 
Türkolog Karl Teply kaçmaya çalışan Türk esirlerden bahseder. Stephan Joseph Depich adıyla vaftiz edilmiş ve 1699’da bir Almanla evlenmiş olan bir Türk’ün, karısı, çocukları ve vaftiz edilmemiş iki arkadaşıyla birlikte 1709 yılında Türkiye’ye kaçmaya çalıştığını aktarır. Sınırda yakalanıp geri gönderilen Türk 1702 yılında bir kez daha kaçmaya çalışır. Depich nihayet 1714 yılında vatandaşlık haklarından muaf tutulunca vatanına, Türk ülkesine geri dönme hakkını elde etmiştir. 
 
TÜRK İSİMLERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ
 
Maximiliane Saalfrank adlı değerli Alman gazeteci Kader’e Maria Katherina, İbrahim’e Johannes ve Hüseyin’e Friedrich Karl Wilhelm adlarının verildiğinden bahsediyor. Türklere Dillinger, Adelshofen, Dannhaueser, Musselmann veya Schönhauser gibi soyadları verildiğini söylüyor. Saalfrank “Genelde vaftiz eden kiliselerin arşivlerinde bulunan bu kayıtlarda ailenizi araştırın, bakarsınız siz de Türk olabilirsiniz. Arşivlerde bulduğum kayıtlarla bazı ailelerin Türk kökenli olduğunu kanıtladım, inanamadılar.” diyor [4]. 
 
Saalfrank bazı Türk esirlerin kaderleri ile ilgili ayrıntılı bilgiler veriyor: “Vaftiz sonrası ismini Johannes Christ Weinbauer olarak değiştiren ve zengin bir ailenin kızıyla evlenen Türk esir, Bodensee bölgesinin en zengin adamı olmayı başarmış. Öte yandan Anna Richter ismini alan Türk genç kız, zamanla Türkiye’de öğrenmiş olduğu hamur işlerini yapıp sattığı bir pastane açmış. Çok iyi iş yapmasını kıskanan rakipleri, onun cadı olduğunu iddia edip, 13 Mart 1746’da bir çuvala sokulmasına ve İsar Nehri’ne atılarak boğdurulmasına neden olmuş. Anna Richter ölümünden ancak 15 yıl sonra aklanmış. 
 
Profesör Leyla Coşan Türk adlarının uyarlanmasından oluşan Osmann, Ommer, Mustaffa, Ally, Schaban, Alibassa, Hussy, Morath ya da Mörath gibi soyadlarından bahsediyor. Yine Alois Mitterwieser’den naklen Türklerin esir düştüğü yer adlarından (Ofner-Budinli, Neuhäusler-Uyvarlı gibi) ya da Almanya’da yerleşik oldukları yer isimlerinden (Würzburger, Auerbacher gibi) oluşan soyadlarından bahsediyor. Birçok Alman’ın araştırma yapıp vaftiz edilen Türklerin soyundan geldiğini öğrendiğini aktarıyor [5]. 
 
TÜRK-İSLAM KÜLTÜRÜNÜN ALMANLARA ETKİSİ
 
Türk-İslam kültürünün Almanlar üzerindeki etkisi de sözü edilmeye değer bir konudur. Pfalz ve Bavyera Elektör Prensi Karl Philipp Theodor’un yaptırdığı Schwetzingen Camii bu konudaki ilginç bir örnektir. 
 
1795’te tamamlanan bir "Türk Bahçesi"ne de sahip yapı, yapılışından 200 yıl sonra Müslümanlar tarafından cami olarak da kullanılmış.  
 
Duvardaki Arapça yazılar aslında Arapça bilmeyen ustalar tarafından yazıldığı için hatalar içeriyor. Bunlar arasında "Söz gümüş, sükût altındır". "Zenginlik ve dünya geçicidir, iyi ameller ebedidir." gibi sözler yer alıyor. 
 
Almanya'ya 70'li yılların başında gelen ve bugün Schwetzingen merkezindeki Süleymaniye Camii'nin Dernek Başkanı olan Orhan Ay, o dönemde özel izin alarak 200 kişiyle bayram namazlarını burada kıldıklarını aktarıyor. 
 
Bu cami tek örnek değildir. 1777 yılında Kassel’deki Wilhelmshöhe Sarayı’nın bahçesinde ve 1778’de Stuttgart Hohenheim’da da camiler yapılmıştı. Bunların yanı sıra 1841-1843 yıllarında Potsdam’da Türk cami mimarisinden esinlenilen, minarenin baca olarak kullanıldığı buharlı bir makine fabrikası kurulmuştu. 1908-1909 yıllarında Dresden’de yine cami formunda bir sigara fabrikası inşa edilmişti [6].


       (Karl Theodor)

AVRUPA’DAKİ TÜRK İZLERİ

 
Almanya'nın Kuzey Bavyera bölgesindeki Ipthausen Köyü’ne "Küçük Türkiye" deniyor. Köyün sakinleri Türkçe şarkılar söylüyor. 
 
Ipthausen'e "Küçük Türkiye" denmesinin nedeniyle ilgili olarak II. Viyana Kuşatması’ndan sonra burada yaşayan yeniçeriler iddiası bulunuyor. Köyde Türkçe kökenli sokak isimleri, 1754 tarihli Wallfahrt Kilisesi’nin tavanında Türk bayrakları ve sancaklar var. Kilise tavanındaki Türkleri simgeleyen yeniçeri askerleri kurtarıcı olarak resmedilmiş. Kilisede bir minber de bulunuyor. 
 
Bu konularda şimdiye kadar yapılan çalışmaların yeterli olduğu söylenemez. Saydıklarımıza yüzlerce başka tarih de eklenebilir belki… 
 
Avrupa'da Ipthausen benzeri başka yerleşim yerleri de var. İtalya'daki Moena, Hollanda'daki Sint Anna ter Muiden ve Turkeye, Belçika'daki Faymonville ile Avusturya'daki Purbach köylerinde her yıl Türklere dair etkinlikler yapılıyor, yeniçerilere ve Osmanlılara dair hikâyeler anlatılıyor.

 
Schwetzingen Camii

ALMANLARLA TÜRKLERİN YAKINLIĞI

 
Klaus H. Dieckmann'a ait henüz dikkat çekmemiş bir sav, Türkçe mastar ekleri olan mak, mek ile İngilizce make ve Almanca machen arasında bir bağlantı kuruyor. Bu sav çok eski tarihlerde yaşanmış bir etkileşimi gösteriyor. Bu pek kimsenin umurunda değil. Klaus H. Dieckmann benim Facebook arkadaşım ve paylaşımlarını bir iki kişi beğeniyor. Konferanslara davet edilmesi, dinlenmesi gereken birisidir.

Almanlarla Türkler sanıldığından çok daha yakınlar. Aralarında hatırlanması gereken önemli kesişmeler, değerler var. Ne acı ki Almanya'nın Eski İçişleri Bakanı Otto Schily “Uyumun en sorunsuz şekli asimilasyondur ancak devlet bunu zorla yapamaz. Başarılı bir uyum için asgari şart, yabancıların Almanca öğrenmeleridir.” demişti.

Almanlar Türklere böyle sığ bir şekilde bakabilir mi? Bakmamalı tabii ki...

[1] Werner-Ulrich Deetjen, 700-jähriges Jubiläum Sadok Selim-Johannes Soldan (um 1270– 1328), erster urkundlich bekannter türkischer Deutscher und Brackenheimer Bürger, Brackenheim, 2005.

[2] www.heraldik-wappen.de/viewtopic.php?t=5066

[3] Berlin’in ilk Türkleri Friedrich Aly ve Friedrich Hassan’dı http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/berlin-in-ilk-turkleri-friedrich-aly-ve-friedrich-hassan-di-25275570

[4] http://www.haberbayern.de/soyunuzu-arastirin,-turk-olabilirsiniz-851h.htm

[5] Leyla Coşan, Almanya’da Hıristiyanlaştırılan Türk Savaş Esirleri ve Bunların Vaftiz Törenleri (16-18. Yüzyıllar), Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi sayı 19, KOCAV, İstanbul, 2008, s. 43-60.

[6] Rote Moschee in Schwetzingen, http://www.islamiq.de/2013/11/29/rote-moschee-in-schwetzingen/

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı