SU, DOĞA, YAŞAM

Nilgün Batıyeli/Yazar

21 Mart 2021 22:41
A
a
Bugün insanoğlunun varlığını sürdürebilmesinin başında gelir su. Yaşamın, varoluşun en önemli unsurudur. Susuz doğa, canlı, ekin bitki ve ağaç olmaz. Su yoksa hayat yoktur.
Bu konuyu yazmaya karar verince şöyle bir geriye baktım. Bundan takriben 30 yıl öncesine dayanır, “İleride su savaşları yaşanacak.” ibaresinin dikkatimi çekişi. Peki, bu tehlikenin ayak seslerini duyduğumda ne yaptım? Radyonun sesini yükselterek o ayak seslerini kulağımdan sildim. Bu kadar bilinçsiz, vicdansız ve öngörüsüz olarak. Genelin yaptığı gibi, dersem yanlış olmaz herhalde.
Ne kadar üç maymunu oynamaya devam etsek de su kaynaklarının tükenmekte olduğunu artık biliyoruz. Peki, bu bilgi eşliğinde bireyler olarak üstümüze düşeni yapıyor muyuz? Tanıdığımız herkesi uyarıyor, önlem alıyor muyuz? Yarınlarda var olmamızın ne denli tehlikede olduğunu önce yakın çevremize aktarıyor muyuz?
Oysa Tanrı dünya gezegenini, denizler ve gökyüzü olarak var etmiştir. Basit bir inceleme ile hâlihazırda gezegenimizin dörtte üçü su ile kaplı olduğu gibi insan vücudunun da dörtte üçünün sudan meydana geldiğini hatırlamakta fayda var. Dahası ilk ilkel yaşam formunun da yine suda hayat bulduğu bilinir.
EFSANELERDE SU
Sayısız efsane ve mitlerde su hem kutsal hem de önemli sayılır. Hatta birçoğunda başlangıçtır. Dünyanın başlangıçta bir okyanustan ibaret olduğuna inanılmaktadır. Gelin, birlikte bunlardan bazılarının üzerinden geçelim.
Türk mitolojisinde su, kutsalların başında gelir. Bu kavrama ırmaklar, göller, coşkun akan bütün sular ve pınarlar da dâhildir.
Henüz hiçbir şey yaratılmamışken, yalnızca uçsuz bucaksız bir su varken, sonsuz sulardan çıkarak, Gök Tanrı Ülgen’e yaratma ilhamını vermiş ve tekrar sulara dalmış bir tanrıçadan bahsedilir.
Işıktan bir bedeni olan, başında gücü simgeleyen ve taca benzeyen zarif boynuzları bulunan bu ruha da Ak Ana adı verilir. Belden aşağısı balık şeklinde tasvir edildiğinden deniz kızı benzetmesi yapılır. Hayatın başlangıcına dair ne varsa hepsine ruh vererek yaşam döngüsünü başlattığına inanılır. Zaman ilerledikçe cinsellik ayrımıyla birlikte gökler ile gezegen; dikey olarak üst Gök Baba, alt ise Yer Ana olarak kabul görür. Zira su; üreme, çoğalma, analık, dişilik kavramlarını içerir, temizlik, bereket, rahatlık, kuvvet, koruyucu ve cezalandırıcı anlamları taşıdığına inanılır. Ak Ana ile birlikte de yeryüzündeki her şey, su ve dişi (ana) olarak kabul görmüştür. Su, yağmur şeklinde içinden geldiği göğe bağlı bulunmaktadır.
Sümer mitolojisinde evrenin kökeni ile ilgili olarak Sümer tanrılarının listesini veren bir tablette, adı “deniz” için kullanılan ideogramla yazılan Tanrıça Namnu, göğü ve yeri doğuran ana olarak tasvir edilmektedir.
Babilonya mitolojisine göre başlangıçta evrenin tatlı su okyanusu Apsu ile tuzlu su okyanusu Tiamat’ın dışında başka bir şey yoktur. Bu ikisinin birleşmesinden tanrıların oluştuğuna inanılır.
Mısır yaratılış mitosuna göre ise hayatın kaynağı kadim sulardır. Atum, kaosun sularından yükselerek kuru toprakla üzerinde durabileceği bir tepecik oluşturur. Bu kadim tepecik ilk hayatın çıktığı yerdir.
İnka ve Maya efsanelerinde de dünyanın yaratılışı ile ilgili olarak şu ifadeler geçer: Henüz insanoğlu ve hayvanlar yoktu. Kuşlar, balıklar, yengeçler yoktu. Ne bitkiler ne de ormanlar vardı. Sadece gökyüzü vardı. Yeryüzünün çehresi görünmüyordu ve gökyüzünün altında sakin yatan deniz, tüm enginliğiyle uzanıyordu.
Japon efsanelerinde de başlangıçta var olan suyu görmekteyiz. Dünyanın yaratılması efsanesinin başladığı zamanda, denizin üzerinde yüzen yağdan başka bir şey olmadığı belirtilmektedir. İnsanların üzerinde yaşadığı toprak henüz yaratılmamıştı. İki tanrı, yay biçimindeki köprünün tepesinde durur. Aşağıda, sonsuz hareketle kımıldayan, gümüş renginde küçük dalgalarla hiç durmadan hareket eden muhteşem mavilik ve uçsuz bucaksız deniz vardır.
SUSUZ OLMUYOR
Günümüze dönecek olursak ortam sıcaklığının düşük, hareketliliğin az olduğu koşullarda, insanın bir haftaya kadar susuz dayanabildiği kaydedilmiştir. Ancak bu sürenin, vakaların yaşamını yitirdiği anı ifade ettiğini unutmayalım. Zira ölüm gerçekleşmeden çok daha öncesinde birçok organda tedavisi imkânsız hale gelen hasarlar ortaya çıkıyor. Hindistan’ın bağımsızlığı için açlık grevi yapan Mahatma Gandhi, ağzına yemek koymadığı hâlde yalnızca ağzını ıslatacak kadar su içiyordu, 21 gün dayandı.
Kısaca ısı, hareket gibi birçok unsura bağlı olarak susuz, içten içe kuruyarak en fazla dört gün yaşayabiliyoruz.
İnsanoğlu evrimine devam edecektir. Bu hem gerekli hem de önlenemez bir döngüdür. Elbette evrende çoktan bulunmadıysa koşulları uygun bir gezegen bulunacak ve oraya gidilecektir. Bu şartlarda sekiz milyar insandan kaçı bunu başarabilecektir? Sanırım, cevabı hepimiz biliyoruz. Öyleyse hepimiz gidişata birey olarak dâhil olmalıyız. Aklınızdaki “Ben bir birey olarak ne yapabilirim ki?” sorusunu egomuzu parantez içine alarak, yarınlarımız için vicdanımızı dinleyerek başlayabiliriz örneğin.
“Bana bu yılan dokunana kadar…” demeden “Bana olmasa da çocuklarıma, torunlarıma, sevdiklerime dokunacaktır.” diyerek hareket etmeye başlamalıyız. En basit şekliyle hepimizin hayatını altüst eden koronavirüsü için korunmanın başında sık sık ellerimizi yıkamak gelmiyor mu? Enine boyuna dakikalarca parmak araları, tırnak içleri dâhil sabunla ovalayarak temizliyoruz ellerimizi değil mi? Peki, bunu yaparken suyu açıp sabunlama safhasında musluğu kapatıyor, durularken tekrar mı açıyoruz? Yoksa daha sabunu elimize almadan suyu akıtmaya başlayıp dakikalarca kovalarca suyu boşa mı akıtıyoruz? Bu bilinçle başlasak kim bilir daha neleri fark edeceğiz.   
SULARI KORUMALIYIZ
Dini inancı ne olursa olsun bir sonraki yaşama inanan ve yargılanacağını kabul eden her insan, varoluşun temeli olan su ve dünyamız ile ilgili nasıl hesap vereceğini de düşünmeli kesinlikle.
Kıtlık, sefalet ve hastalıksız olarak kusursuz var edilmiş gezegenimizde, yeraltı ve yer üstü sularına saygı duyup korumamız, aynı şekilde kusursuz yaratılmış insan varlığını sürdürmeyi başarmamız dileğiyle.
 

 
1000
icon
Didem 23 Mart 2021 19:05

Her hafta çok güzel başlıklar ve konular buluyorsunuz. Tebrik ederim

0 1 Cevap Yaz
Serdar Çelikörslü 23 Mart 2021 12:19

Yazınızın sonundaki temennilerinize katılmamak mümkün değil.. üzerimize düşeni yapmamız gerekliliği ile beraber “susuz” yaşamın bize verdiği sinyalleri iyi okumalı henüz geri dönüşü olmayan bir yerde değilken bu bilincin yerel ve merkez yönetim tarafından alınacak tedbirlerle desteklenmesi gerekmektedir..

0 1 Cevap Yaz
Faruk karamehmet 23 Mart 2021 11:38

Fevkalede bir yorumlama olmuş.

0 1 Cevap Yaz
Zehra 23 Mart 2021 11:37

Evet aynen katılıyorum. Kalemize sağlık Nilgün hanım.

0 1 Cevap Yaz
M.Mustafa DOĞANAY 22 Mart 2021 13:46

Elinize kaleminize sağlık çok güzel bir yazı.Ancak bu su savurganlığını insanımıza ta ilkokul sıralarında öğretmemiz kanaatindeyim. Bizim Türk milleti bu konularda duyarsız ve bananeci olduğu kanatindeyim.İyi günler diliyorum.

0 1 Cevap Yaz
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat