12 Ekim 2019 22:53
-A +A
NUR TÜRK

SEN HAYATINDA HİÇ KADIN OLDUN MU?

NUR TÜRK (gazetehamburg.com)

Haftanız, gözünüz-gönlünüz açık ve aydınlık olsun. Eğer hâlâ ayaktaysanız, yıkılmadıysanız, inanın, güzel insanların varlığını bildiğiniz içindir. Hepinizi sevgiyle kucaklıyor ve iyi okumalar diliyorum.

SEN HAYATINDA HİÇ KADIN OLDUN MU?

“ 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü” olarak kutlandı. Bu önemli günde kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanmalarını sağlamak amaçlanıyor. Sevgiyle, güvenle büyüyen çocuklarımız, kendilerine güvenirler. Gelecekteki meslek ve eş seçimlerini akıllıca yaparlar. İnsanlığın umudu, sevincidir onlar. Topluma yararlı bireyler olurlar. Dünya çapında her yıl 7 milyon 500 bin kız çocuğu erken yaşta evlendiriliyor, şiddet ve istismar beraberinde geliyor. Hayallerine koşan, okuyan, “kız çocuğusun” diye kısıtlanmayan, zorla evlendirilmeyen çocuklar yetişmesini diliyorum.
Çocuklarımıza, kızlarımıza, kadınlarımıza yapılan şiddetleri kınıyoruz. Yapan erkekleri lanetliyoruz. Peki; bu erkekleri de kadınlar büyütüyor değil mi? O zaman ilk önce anneler eğitilmeli ki bu gibi çirkinliklere maruz kalmayalım. Bu yazımı daha çok derinleştirecektim. Âmâ aklıma gelen Şehnaz’ı sizlerle paylaşmak istedim.
 Üç yıl yazmasına emek verdiğim,2019 Yılının sonuna kadar yayınlanacağını düşündüğüm “Sen hayatında hiç kadın oldun mu?” romanımın çıkış hikâyesini sizlerle paylaşmak istedim.
Çoğumuz sanal alemi küçümseriz, özellikle ikili ilişkilerde netten tanışmış birileri olmuşsa, burun bükerek bu işin sonu olmaz, hatta birde yakınımızsa aman dikkatli ol demeyi de ihmal etmeyiz. Oysa ben sanal alemde çok değerli dostlarla tanıştım. Gerçek yaşamda bir duruşu olan kişinin sanal alemde de bir duruşu oluyor. Onu paylaşımlarıyla, kurduğu cümlelerle tanıyor ve ona göre davranıyorsunuz. Şehnaz’ı  (Gerçek ismi bu değil, roman kahramanım. İsmini ben belirledim.) facebook tan tanımıştım. Bolca fotoğraf ve hayata kırgınlığı ile ilgili yazılar paylaşıyordu. Ve benim paylaşımlarıma beğeni yaptığı için dikkatimi çekmişti. Bir yıl kadar bu şekilde devam eden sanal arkadaşlığımız, kendisini imza etkinliğime davet etmem ve onun gelmesiyle gerçeğe dönüştü.
Elma güzeli ”kitabımı okumuş ve bana mesaj yazmış, ”kitabınızı okudum kendimden çok şey buldum dolayısıyla sizinle görüşmek ve yaşadıklarımı anlatmak istiyorum” diyordu.
 Doğrusu dikkatimi çekmişti, onu dinlemek için randevulaştık. Anlaştığımız saatte ve yerde  buluştuk. Gülümsüyordu, pozitif bir enerjisi vardı. Birbirimizi yıllardır tanıyormuşçasına, özlemişçesine sarıldık, öpüştük. Hal hatır sorduktan sonra sabırsızca yaşadığı her şeyi anlatmak istiyordu.
 “Biliyor musun Nur Hanım ben şiddetin alasını gördüm, iki kez tecavüze uğradım ”soru sormuyordum. Şehnaz’ı izleyerek dinliyordum. Bir çocukluğuna gidiyor, sonra evlikleri,anneliği,öğrenciliği,aşkları..şikayetleri,sitemleri,kızgınlıkları,öfkeleri birbirine karışmıştı. Derin nefes alıyor, bazen gözlerinde biriken yaşları siliyordu. Çocuklarından, ilk eşinden bahsettiğinde yüzüne gülümseme geliyordu. Aşağı yukarı yaşadıklarını anlamıştım. Âmâ zaman ve kişileri netleştirememiştim. Şehnaz bana bakıp ”siz benim yaşadıklarımdan etkilenmediniz sanırım” dedi.
“Şehnaz, yaşadıklarından etkilenmemek imkânsız, ama seni çok uzun ve sakin bir yerde not alarak dinlemek istiyorum. Çünkü senin yaşadıklarına benzer gerçekleri okuyoruz, seyrediyoruz, çevremizde bir dolu kadının yarası bu yaşadıkların. ”
Şehnaz, sanki hayal kırıklığına uğramıştı. Benden daha yakın bir ilgi bekliyordu, onun gözleri yaşlandığında, bir soru sorarak onu hıçkıra hıçkıra ağlatmamı istiyordu,  anlıyordum öyle doluydu ki, bana güvenmişti. Oturduğumuz yer kalabalık ve müsait değildi. Düşüncelerim netleşmemişti. Zaten alıngan, dışlanmış, pişmanlıklarla dolu bir kadını üzmek istemediğim için, çelişkiler yaşadığım soruları soramıyordum. Şehnaz, Ankara da doğmuş, en iyi semtlerde yaşamış, üniversite mezunu ve bürokrat anne, babanın kızı, ilk eşi okulundan arkadaşı, maddi durumları oldukça iyi. Nasıl olurda bu kadar kötü bir yaşamın kurbanı olurdu? Bu sorularımın yanıtını almalıydım, yoksa yazamazdım, yazsam da okuyucumda benim gibi düşünürdü.
Şehnaz’a tekrar, ya onun evinde ya da benim evimde buluşmayı teklif ettim, özelikle ona gitmek istiyordum, Annesine çok tepkiliydi, annesini de tanımak istiyordum.  Ona gelmemi söylediğin de, hemen tarih belirledik ve ben onun hayatına yolculuğa başlamadan önce merak ettiğim bir soru sordum.
”Şehnaz, neden yaşadıklarını paylaşmak istiyorsun?”
“Size güveniyorum.  Bir kez bile beni suçlamadınız, yargılamadınız neden diye sormadınız.  Benim en yakınlarım sürekli beni suçlayıp yargıladılar, birde ceza kestiler üstüne, şimdi beni deşifre etmeden, yaşadıklarımı yazın ki, aileler çocuklarına, eşler birbirlerine, nasıl davranması gerektiğini, sokakta kalmış çaresiz bir kadından faydalanmadan insan olmayı öğrensinler, sığınma evlerinin, karakolların ne kadar yetersiz olduklarını bilsinler. Şehnaz’ın yaşamının içine girdiğim de, Kadın cinayetlerinin, şiddetin, tecavüzün bu denli artmasında toplumsal olarak kadını ikinci sınıf insan görmenin, erkek egemen sistemin eril anlayışına, Ülkemi yöneten erkek egemen beyinlerine İsyan ettim, Yine ataerkil aile sistemine, dini kullanıp, dinle korkutmalara, toplumda kadın olmanın zorluğuna, önlerindeki çıkıntıyla erkek olduğunu sananlara, sevginin ne demek olduğunu bilmeyen insanlara kahrederek, bazen kızgın bazen ağlayarak, yazma yolculuğumu bitirdim.
*-*
Evet, gece zalimdi ve dolunay uykudaydı. Şehnaz ölmeye karar vermenin rahatlığını yaşıyordu. Artık içindeki acı dolu yükü taşımayacak, canı acımayacaktı bir daha, ölümü de aşmıştı, ölümden korkmuyordu. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey beklemiyordu artık. Hiçbir şeyden korkmuyordu. Bu yüzden özgürdü şimdi.
“Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımız değil miydi? Özgürlüğüm onları öfkelendiriyordu. Hâlâ istediğim, hâlâ korktuğum ya da hâlâ özlediğim bir şey kalmış olması hoşlarına giderdi. O zaman beni bir kez daha köleleştirebilirlerdi. Yüreğim tıklım, tıklım yorgunluk dolu ama her şeyi anlatmalıyım. Yaralar çoğu kez dilsizdir,  bir konuştular mı, sesleri korkutucudur ve yalan söylemeyi beceremezler” diye düşünerek, ölümüne cesaret veriyordu.
Şehnaz pencereyi kapattı, acele ile laptopunu bulup açtı. Sanki beynindeki orkestra akortlarını yapmış, istediği şarkıları söylemeye hazırdı. Evet, beyninin içindekileri akarsu gibi laptopa aktarıyordu.
Yazısına şöyle bir giriş yaptı: Kimse büyük konuşmasın. Asla diye başlayan cümleler kurmasın. Hiç ummadığınız bir anda, kapkara bir çukurun içerisinde bulabilirsiniz kendinizi, Tıpkı benim gibi. Ateş düştüğü yeri yakıyormuş…
Yazarken olayları tekrar tekrar yaşıyordu. Bazen hıçkırarak ağlıyor, bazen sessizce gözlerinden yaşlar akıyor. Çocuklar gibi sık sık gözyaşlarını elinin tersi ile siliyordu.
Gözleri şişmiş ve yanıyordu ama o yaşadıklarını bu gece anlatıp bitirmeye kararlıydı.
“Beni sırtımdan hançerlemiş oluşunuzu, varoluş temellerimi sarsma çabanızı, beni karalama, küçük düşürme gayretinizi, hatta beni öldürmeye çalışmanızı, kendine ait olmayan bir zaferi coşkuyla kutlamanızı çoktan affettim, çünkü bu dünyadan giderayak gözlerimin önünden geçip gidecek o film şeridinin içinde gözlerine bakmakta zorlanacağın bir yüz; benim yüzüm var. Allah adına hüküm kesmeye çıktığınız o gün en çok Allah'ı incittiniz siz. Keşke kendinize benim inandığım kadar bir an inanmış olsaydınız,” diyerek yazısını bitirmişti.
Havanın aydınlanmaya başladığını kuş sesleri haber verdi. Güneş tan yeri ağarmadan giderken, kolu kanadı kırıktı sabahın. Ezan sesi kulağında yankılanırken, saba makamındaki sabah ezanı, çocukluğundan kalma alışkanlıklarla, hep dokunuyordu ona.
Şehnaz, “Gitme vakti geldi. Son sigaramı da içeyim,” diyerek sigarasından derin bir nefes aldı. Çantasındaki cüzdanı çıkarıp açtı, kapağında olan çocuklarının fotoğraflarına bakıp, öptü. İstem dışı gözyaşları yanaklarından aşağıya dökülüyordu. Ağlamaktan şişen gözleri kapanmak üzereydi.
“Affedin beni yavrularım, çok çabaladım size layık olmak için ama başaramadım.”
Pencereyi açtı, içeriye dolan temiz hava Şehnaz’ın yüzünü okşayarak geçti. Sanki “gitme,” der gibi içerideki sigara dumanı pencereden usulca süzüldü.
Şehnaz pencereden aşağıya baktı, düşeceğini hesap ettiği alandan araçlar gitmişti. Uykusuzluktan, yorgunluktan, açlıktan ve üzüntüden bitkin düşmüştü.
“Ben çok yalnızım, geleceğimden endişeliyim. Kendimi maddi manevi güvende hissetmiyorum. Sizlerin yaşamaktan vazgeçtiğiniz, yorulduğunuz, yaşamla bağlantınızı kestiğiniz, yaşadığınızı sadece nefes alışınızla fark ettiğiniz zamanlar oldu mu? Sizin hiç başınızı omzunuza koyacak bir dostunuzu, sığınabileceğiniz bir yüreğin ve sıcacık ailenizi yitirdiğinizde ölesiye acı çektiniz mi? Yaşamın anlamını yitirdiniz mi? Korkularınızla yaşadınız mı? Sebepsiz yere öldürülesiye şiddet gördünüz mü? Çocuğunuz elinizden alınıp, yıllarca görmediğiniz oldu mu? Aldatılıp, dolandırıldınız mı? Aşağılanıp hakarete uğradınız mı? Tesellisiz kaldınız mı hiç? Uydurulmuş yaşam normları ve dayatmaları kabullenip, yaşamdan soğudunuz mu? Öyle zamanlardayım şimdi, dar vakitlerde. Yağmurun yağışı, güneşin batışında bir anlam aramıyorum artık.  Aslında yaşamıyor, yaşama taklidi yapıyorum.”
Serin havadan bir nefes daha çekti ciğerlerine, pencereden aşağıya doğru baktı. Sokaktaki elektrik direkleri apartmanların boylarından kısa kalmıştı. Sarı ışıklarını, kendi etrafında ve aşağıya doğru yansıtıyor, yolun ıslaklığı ve çukurlara sığınmış su birikintilerine sarı ışıkların yansıması ve ağır ağır çiseleyen yağmur taneleri, lambaların yanından akıp giderken mücevher taşları gibi parlıyor, rüzgârın estiği yöne doğru hafifçe dönerek yavaşça toprağa, arkadaşlarının arasına karışıyorlardı.
Şehnaz, on ikinci kattan aşağıya bakarken gözü kararmıştı.
‘Sen hayatın da hiç kadın oldun mu? Roman dosyamdan alıntı.


Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı