ORADA BİR KÖY VAR, UZAKTA

Songül ŞAHİN/YAZAR

14 Kasım 2021 17:20
A
a
Ne kadar da uzun yıllara dayalı bir kaderimiz var. Yıllar yılı hep bu köyleri, bu uzaklıkları yaşıyoruz. Ahmet Kutsi Tecer'in, 1927 yılında yazdığı, yazı başlığımla aynı olan şiir, günümüz Türkiye’sinin yurt dışına olan özlem ve hayalini bana göre çok iyi yansıtıyor. Özellikle gençler için geçerli bu durum.
Sosyal medyadan yurt dışında yaşayanları hevesle takip ediyoruz. Dizileri merakla seyrediyoruz. “Gerçekten böyleler mi?” diye farkına varmadan, “Ah!” çekerek düşüncelere bile dalarız. Her yerden bir şey duyarız ve “Ya, gerçekten öyle mi?” diye sorarak merakla yanıt bekleriz. Adı üzerinde merak ediyoruz. Bu merak edilen ülkelerde yaşayan birilerini görünce de ayı yavrusunu sever gibi sevmeye başlarız. Her şey, bu merak yüzünden.  
Sıklıkla duyarız ya “Türkiye’deki insanlar çok yabancı özentisi” diye. Gerçekten öyle miyiz? Çok mu özeniyoruz görmediğimiz yerlere, bilmediğimiz insanlara? Hakikaten çok mu özentiyiz? Bunu neden yapıyoruz? Kafesimizden çıkıp dış dünyayı görmek istemek, çok mu şey istemek anlamına geliyor?
Bu yurt dışı konusu bizlere küçüklüğümüzden beri hep imkânsız gibi öğretildi. Bunu televizyonlardaki dizilerden, komşumuz Ayşe teyzeden, arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerden edindik yani hep birlikte bunun bir hayali gerçek olduğunu kabul ettik. Yaptığımız meslek ne olursa olsun, eğitim seviyemiz ne olursa olsun fikrimiz değişmedi. Yurt dışı uzakta bir köy olarak kaldı hatta bunun bir hayal olduğunu eğitim araçları ile öğrenmeye başladık.
ÇOCUKKEN ENGELLENEN HAYALLER
Çocuk yazarı olan Vildan Özdemir “Gökdeniz Dünya Turunda'' adlı eserinde, bu imkânsızlığı henüz bizler daha çok küçükken belki de fark etmeden kabullenmemizi sağlar. Bazı okullarda, ikinci sınıflarda set şeklinde hikâye kitapları olarak okutulan söz konusu hikâyelerde, Küçük Kahraman Gökdeniz, her hafta bir sınıf arkadaşı ile gezilere katılıyor. Bu geziler, on ayrı hikâye kitabında ele alınıyor. Her hikâyede bir ülkeye gidiliyor. Gökdeniz, her hafta bir arkadaşının sınıfta diğer arkadaşlarının gözlerini kapatmasını sağlayıp onları hayallerinde yurt dışına çıkarıyor. Evet, aynen öyle. Hayallerinde yani daha bir hayalde bile şöyle bağımsız bir yere gidemiyoruz. Hayalin hayalini kuruyoruz. Böyle olunca da uzaktaki köyler artıyor, imkânsızlık kabul ediliyor.
Küçüklüğümüzden beri yurt dışı, ulaşılması imkânsız bir yer olarak beynimize kazılıyor. Bu imkânsızlık ile birlikte merakımız hep canlı kalıyor. Gidenlere özeniyoruz, belki de onları kendimizden zaman zaman üstün görüyoruz. Öyle ya onlar, gidilemeyecek, görülemeyecek bildiğimiz, imkânsız olarak kabullendiğimiz koskoca yurt dışında yaşıyor. Oysaki biz ezelden beri 81 ilden oluşan bir ülke değildik. Bu yüzden de hâlâ KPSS denilen sınavda sorulan Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri olan Fransa’yı, Rusya’yı, İngiltere’yi ya da Sırplar ile girilen İkinci Meriç Muharebesi’ni kendi aramızda hiç konuşmadık. Bir çay içerken bunlar hiç sohbetimiz olmadı çünkü buralar hayali yerler olarak görüldü hep. Lazım olunca açtık kaynak kitabı, ezberledik lazım olanı. İşimiz görüldükten sonra unuttuk hemen. Bir ülkeyi aşkın dili olarak, diğerini de güzel kadınlarıyla düşünerek geçirdik ömrümüzü. Tarihten sıfır almamızın bir sebebi de aslında bu gerçeğin bizim için hayal olduğunu kabul etmemizden oluştu. Oysaki bir Sırp’tan Birinci Murat'ı dinlesek, o düşüncelerin havada uçuştuğu hararetli sohbeti etsek, tarihimizi karşı tarafla konuşarak da düşünmeye, araştırmaya itilsek tarihten sıfır almazdık.
İlber Ortaylı gibi değerli tarihçiler istediği kadar çok olsun kendimiz görüp karşı tarafla hiç muhatap olamadığımız sürece ileri gitmek bu konuda çok zor çünkü oraların gerçek olabileceğini tam idrak edemiyoruz. Bunun sebebi, gitme imkânımızın neredeyse hiç olmaması.
UZAKLAR, UZAK DEĞİL
Bu yazımı yazmama yukarıda sözünü ettiğim ikinci sınıf kitapları sebep oldu. Zaten gençlerin ağzından ütopya hâline gelen yurt dışı sevdasını sıkça duyuyordum çünkü oturduğumuz hemen hemen her ortamda bu konu açılırdı, konuşulurdu. Yurt dışı, öylesine imkânsız kabul edilmiş ki zihinden her ülkeye vize konulmuş. Oysaki vizesiz olarak gidilebilecek birçok ülke var. Şu an elbette ekonomi yüzünden olmaz fakat insanlarımız, özellikle de genç arkadaşlarımız bunu da bilmeli. Ekonomi inşallah düzelirse bunun bir kültür hâline gelmesi ne kadar güzel olur! Maddi durum el verdiği sürece tatil planlarımıza vizesiz yerleri ekleme kültürü ne kadar da hoş olur. Ufkumuzu açar. Vizesiz yerler uzak köylere dâhil değildir. Unutmayalım.
DEVLET OLARAK YAPILABİLECEK ŞEYLER
Üniversiteye kayıtlı bir gencin yurt dışına çıkma şansı, devlet tarafından desteklenmiş bazı projeler ile mümkün hatta Erasmus gibi çok başarılı bir program var. Bu adımda, imkânı olan her öğrencinin bu programa katılması gerektiğini kesinlikle belirtmeliyim. Kişiyi asla ortada bırakmayan bir program. Zorlandığınız anda rahatça dönüş yapabileceğiniz çok önemli bir proje. Buna imkânı olan tüm öğrenciler için bu proje ya da buna benzer örneğin Mevlana Değişim Programı, öğrencilerin eline geçen çok güzel ayrıcalık olarak kabul edilmeli.
Buradaki sorun şu: Bu programlar, öyle her üniversitenin bölümünde yok. Bölüm başkanları ya da rektörler aracılığı ile bunların çoğaltılması, gençlerimiz için çok önemli bir adım olur. Uzaktaki köylerin aslında uzak olmadığını, elimizin altında olduğunu bilmemiz gerek. Öte yandan Avrupa ülkelerine gençler için bir şans oluşturulsa, 25 35 yaş aralığına vize verilebilse. Örneğin Almanya'nın genç nüfusa ihtiyacı var, Türkiye’deki gençlerin de işe ihtiyacı. Gençlere, bir şekilde çalışma programı dışında sadece Almanya’ya değil, yurt dışı yolu açılsa. Almanya ile ilgili böyle bir durum var diye örnek verdim fakat hiç olmazsa üç aylık turist vizesi her ülkeye normal hâle getirilse. Meslek ve eğitim durumuna bakılmaksızın isteyen, istediği yere gitse. O zaman özentili olma durumu kalmaz.
Şahsen “Şu an çocuk olsam, ikinci sınıfta bana böyle bir kitap okutulsa ne hissederdim?” diye düşününce kendime çok acıdım. Kimsenin emeğine saygısızlık etmek istemem fakat böyle hayal satan kitapların ortadan kaldırılması beni çok mutlu eder. Kitap yazmak geniş bir ufka sahip olmayı ister. Kendi ufkunu açamayan bir yazar, bana göre çocukların da ufkunu karartmamalı. Yurt dışına gitmek imkânsız değildir. Şu anki ekonomik durumdan dolayı çok zor, farkındayım. Bunu görmezden gelmiyorum ama bu imkânsızlık, bir kültür haline gelmemeli. Şarkılarımıza, şiirlerimize yansımamalı, hikâye kitaplarımıza dâhil edilmemeli. Yurt dışından gelen biri, velinimet olarak görülmemeli.
Onun da bir insan olduğunu, yaşadığı ülkesinde görmeli. Türkiye'yi de merak eden birçok yabancı var. Türk dizileri örneğin birçok ülkede izleniliyor ve çok da beğeniliyor. Tabii Türkiye insanı bunun çok farkında değil çünkü hiçbir yabancı ile konuşma fırsatı olmadı ki. Öyle ama! Aşk-ı Memnu’yu ve daha birçok diziyi bilmeyen İranlı yok. Biz ise Türkiye’de Kore film ve dizilerine taktık. Aslında bize de takıntılı olanların olduğunu bilsek hoş olmaz mı?
Gençler için üç aylık turist vizesi fikri, beni çok umutlandıran bir fikir oldu. Bizleri bununla buluşturabilecek bir yetkili inşallah olur. Olmasa bu yazıyı okuyan biri, günün birinde yetkili olursa aklında olsun. Bunun bir hayal olmadığını gösterecek zihinlere şimdiden söyleyelim.
Şimdiden minnettarız.
İyi hafta sonları.

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat