5 Şubat 2019 23:41
-A +A
Alaattin Topcu

Mektup Yaz Dediydin!...

Alaattin Topcu /gazetehamburg.com

Ey Sevgili!
Sabahın erkenci ışıklarıyla uyandım. Şimdi sana münasip bir dille dünyanın masalını anlatacağım. Onun ne kadar kusurlu, ne kadar huzursuz, ne kadar “ruhsuz” olduğunu anlatacağım. Hadi ruhsuz demeyelim de, Platon’a uyup, “ruhun mezarı” diyelim. Bu kadar (bunca) ruhu gömdüğü halde bir damla gözyaşı dökmediği için, bir gram merhamet gösterip bağrına gömdüğü ruhları ısıtmadığı için değil mi ki bir mezarlığın içinden, hatta önünden/yanından her geçişimizde soğuk terler dökmemiz? Ondandır, evet. Bil istedim. Bilmesen de olur diye düşündüm.
 
Ey Sevgili!
Bir rivayete göre yaşadığım çok yıl oldu; diğer bir rivayete göre bir damlanın yere düşüşü kadar… Süre, dakika, saniye, salise kadar… Ne önemi varsa!... Bedenimiz de kendi ruhumuzun mezarıysa diye düşünmekte fayda var… Descartes’in rüzgârına kapılıp “uzuvlar kümesi” bedenim(iz) aslında yaş aldıkça ruhumuzu dünyaya küstüren, soğutan, uzaklaştıran, böylece de “sözde” bizi diri tutan organlar galerisi… Dünya ve beden madde işte ve bizi de maddiyata mahkûm ederek zincirsiz köle kılıyor. Söylemesi ayıp, “Eksikli Tanrı/ça” oyunundan ziyadesiyle sıkıldım.
 
Ey Sevgili!
“Eksikli Tanrı/ça oyunundan ziyadesiyle sıkıldım” cümlesinden ilham alarak “intihar” edeceğim, bedenimi dünyaya kapatacağım, ruhun diyarına göçeceğim vehmine kapılıp korkma, sakın! Demek istediğim odur ki son cümlemi henüz söylemediğimi veya kâğıda dökmediğimi, beni çok yakından tanıyan bir sevgili olarak fark etmişsindir mutlaka. Bedensizliğin yani safi ruhun hükümranlığındaki bir dünyayı henüz keşfedemediğimiz için, bu dünyanın bedene dair arzularına hürmet etmeyi severim. Bu bapta sevişmek isteği de tenlerin kusuru veya eksikliği veya zaafı veya isyanı değildir. Ya nedir? Keyifli mahkûmiyetidir yahu!
 
Ey Sevgili!
Sabahın erkenci ışıklarıyla henüz uyanmamış seni daha fazla gıdıklamayayım! Sonra devam ederim diyorum ama her sonranın bir geliş vakti vardır. Burada durayım. Seni uykunla, rüyalarınla, hatta muhteşem kâbuslarınla, bilinçaltının dalgalanmalarıyla baş başa bırakayım -tekrar. Bu sırada ben de duşumu aldım. Dünyanın nimetlerinden faydalanmak için emek sarf etmek gerek. Giyinmeliyim. Çıplaklık, hele de duştan, ıslak çıkmış bir çıplaklık ruhun hiç hazzetmediği bir dünyasal görüntü sergilese gerek. Bu fotoğraf karşısında her dil tutulur, her beden titrer… El fakat, ruh daha çok gölge olmaya meyyal, silik bir kopya veya filmin arabı olmayı yeğler. Çıplak tenleri tedirgin etmek, çıplak zihinleri kapatmak için bin bir hilebazlık yapar. Onu da daha fazla yargılayıp küstürmeyelim.
 
Ey Sevgili!
Sen şimdi uyandın, yukarıdaki cümlelerle hemhal olmaya başladın. Kâh burun büktün, kâh kaş kaldırdın, kâh dudak kıvrımlarında tebessüm çiçeği açtın… Diyeceğim odur ki insanlığın felsefi hesaplaşması bitmez, hezeyanı mümkün değil sonlanmaz. Her ardıl filozof, öncüllerinin hikâyesine hikâye eklemeyi pek çok sever. Bazen de çelme takmayı, öncülünü yere serip, çiğneyip geçmeyi başarının, gücün tek koşulu kabul eder. Tüm diktatoryal, hegemonik ilişkilerin doğum sahnesi böyle başlar. Sevişmeye alternatif tek ve en güçlü dünyasal muamma budur. Ruh ve Beden üzerine yürütülen muazzam, görkemli felsefi hesaplaşma da onlardan biri ve belki de tümünün çıkış kaynağıdır. Biliyorum, beni seven biri olarak yanılmadığımı söyleyeceksin! Hadi, söyle!...

Ey Sevgili!
Hani yaz dediydin ya mektup… Bilmiyorum aradığın şeyleri buldun mu kelimeler, cümleler, satırlar arasında? Bazen değil çoğunca aradığımızla değil bulduğumuzla yetinmez miyiz? Yetiniriz. Ender olarak da aradığımızı bulmanın keyfini çıkarırız ama gerçekten aşırı ender anlarda… Eksikli ya da fazlalık insan denen canlı türü (yaratık) sahiden de hem doğa, dünya, gezegen karşısında çok çok eksikli hem de kibrinden geçilmiyor; hırsıyla baş edilemiyor. Fazlalık çünkü dünyayı aşırı yoruyor. Gün gelecek, hatta erken bir vakitte insanı bağrından atacak. Gnostiklerin demesi, lağım çukuru insan denen yaratık aklını fazladan bir “bok” sanıyor.
 
Ey Sevgili!
Sabahın bu erkenci saatinde hiç hazzetmediğin kelimelerle göz göze gelmek moralini bozmuş, güne başlarken enerjini auta atmış olabilir. Özür dilerim. Haklısın. Ben bir sevgili olarak densizin önde gideniyim. Buna hiç şüphe yok. Nicedir farkındasın zaten; güllerden, çiçeklerden, romantik aşk alavere dalaverelerinden fazlasıyla uzağım. Kimi kez kendimi odun’a, kimi kez de kütük’e benzettiğim olmuyor değil. Çağın, modernizmin kodları ile benim kodlarımı bir türlü çakıştıramadım. Bir zamanlar demiştim sanırım, barbar geldim barbar gideceğim! Ama beni anlayacağını umuyorum. Ağzıma sıçan dünya değil; insan. Yalan söyleyecek değilim; Eksikli Tanrı/ça olarak yaşamak da hoşuma gidiyor. Evet, bok, sidik, sümük yuvası olmak hoş değil; gün aşırı bunları bünyende üretip sonra dışarı atmak için çaba sarf etmek hoş değil ama alışıyor insan. Evet, insan bunlara ziyadesiyle alışıyor ama insan insana alışamıyor. İnsan insanı ne çok ağlatıyor. Bunları biliyorsun zaten. Bilmediğin bir ben’im işte, bir ben!
 
Ey Sevgili!
Meselem gerçekçi olup imkânsızı istemek değil; asla! İmkânsız denilen her neyse zaten insan onun peşinde yırtınıp durdu, duruyor. Uzaya bile göçtü. Tanrı’yı mekânında bile ziyaret etti. Evinde miydi, o ara başka bir gezegene denetime mi gitmişti, bilmiyorum ama davetsiz misafirle karşılaşmak Tanrı’nın hoşuna gitmemiş olsa gerek. Aksi olsaydı, yani insan Tanrı’yla karşılaşmış olsaydı, bir masa etrafında buluşmuş olsaydı fotoğrafları fenomen haline gelirdi. Kapitalizm onu da allayıp pullayıp satardı… Kutsal Kitaplardan çok çok satacağını tahmin ediyorum. Neyse işte, insan denen yaratık Ay’a da ayağının çamurunu bıraktı. Böyle biliyorum. Diyeceğim odur ki imkânsız hale gelen insanın insan kalması… Sadece bu. Şimdi bu kapıyı açıp çıkıyorum. Sana henüz elveda demeye hazır değilim. Sensizliğe alışmam için ruhumu biraz dağa taşa vurmam gerekecek. Dağa taşa insanın insana, insanın doğaya, insanın her şeye ihanetini kazımam gerek…
 

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv