4 Ağustos 2020 20:19
-A +A
Gülseren KAYA

KÖPEĞİM...

Gülseren KAYA ( Yazar )gazetehamburg.com

6, 7 yaşlarında küçük bir kız düşünün. Anne ve babası Almanya’ya çalışıp para kazanmaya gitmiş, ebesinin, dedesinin yanında yaşıyor.
İlkokula başlamadan çok zaman evveliydi, dedesi bir gün eve küçük bir yavru köpekle gelmişti.
 
Küçük kızın zaman zaman içine kapanık ve üzgün olmasından dolayı böyle bir şey düşünmüştü dedesi. Biraz olsun neşelensin, ilgileneceği, bakacağı bir meşgalesi ve en önemlisi bir arkadaşı olsun diye böyle bir çözüm bulmuştu kendince.
 
Eve gelen yeni arkadaşı, siyah bir çoban köpeğiydi. Ürkek ve korkak bakışlarla geldiği yeri keşfetmeye çalışıyordu, etrafı kokluyordu kuyruğunu sallayarak.
Kaç haftalıktı bilmiyorum? İlk dikkatimi çeken tüylerinin çok parlak ve kapkara olmasıydı, etrafa kocaman cin gibi gözleriyle sevimli bakışıydı. Belki 2, 3 aylıktı ve yeni geldiği evi, etrafını keşfetmeye çalışan, yaramaz, şirin mi şirin ve bir o kadar da güzel bir köpekti.
 
CAN DOSTLUĞUN BAŞLANGICI
 
Küçük kızın dedesi önceden düşünmüş, köpek için bahçede bir kulübe yapmıştı bile. Köpeği alıştırmak için kulübeye götürdüler ve kaçmasın diye uzun bir zincire bağladılar.
Dede, torun kulübenin çatısındaki tahtaları taşlarla sağlamlaştırıp duvarlarını da kireçle badanaladılar. Birkaç saat çalışmadan sonra işleri bitince köpeği kulübenin içine oturtup alışmasını ve rahat etmesini sağladılar. Küçük kızın ebesi evden eski bir battaniye ve büyük karton parçaları getirdi.
Kartonları kulübenin içine yerleştirip, battaniyeyi üzerine katlayıp köpeğe döşek yaptı. Küçük köpek hemen üzerine geçip uzandı, küçük kız da yanına. O anda, çok güzel bir arkadaşlığın ilk adımı atılmış oldu.
 
Köpek küçük kızı sevdi, küçük kız da okul ve ödevlerinden artakalan her anını artık köpeğiyle geçirmeye başladı.
Yaklaşık bir yıl içinde köpek büyümüştü ve küçük kızın boyuna yetişmişti. O ürkek küçük köpek, ihtişamlı çok güzel bir köpek olmuştu.
 
Küçük kız zayıf bir bünyeye sahipti ve astımından dolayı ara ara nefes sorunu yaşardı. Böyle zamanlarda ebesi onu, köpeğinin sırtına bindirip eve getirirdi. Köpek de küçük kızı bir at edasıyla, sorun çıkarmadan eve kadar taşırdı.
 
AİLEDEN BİRİ GİBİ
 
Köpek gün geçtikçe büyüyor ve daha ihtişamlı bir görünüşe bürünüyordu.
Tüyleri tamamen siyahtı, gözleri de kocaman ve koyu kahverengiydi. Etrafa cin gibi bakıyordu, en ufak bir kıpırtıda kulaklarını kaldırırdı. Gözünden hiçbir şey kaçmazdı. Çok akıllı bir köpekti, her şeyi de anlıyordu sanki. Çabuk büyümüştü ve geldiği yeri de çok çabuk öğrenmiş ve alışmıştı. Artık aileden biri gibiydi evde ne pişerse onun payını da ayırırlardı ve sonra tabağına koyup verirlerdi. Kemikler hep onun payıydı, böyle zamanlarda küçük kız özellikle kemiklerini etli bırakırdı. Köpeği yesin, doysun diye.
 
Bazen köpek küçük kızın hislerini bile sezinliyordu. Mesela bir seferinde küçük kız yine anne ve babasını çok özlemişti. Özlem ağır gelmişti minik yüreğine ve bahçeye gidip kuytu bir köşede ağlamıştı sessizce. Köpek bunun farkına varınca, doğruca küçük kızın yanına gidip onun yanına oturmuştu. Başını küçük kızın omuzuna koyarak onu teselli etmeye çalışmıştı. Hatta şirinlikler yaparak güldürmeye bile çalışmıştı.
 
Küçük kız köpeğini çok seviyordu, ebesi de bunun farkındaydı. Biliyordu, torununu koruyan, gölgesi gibi yanından ayrılmayan sadık bir dostu vardı.
Küçük kız sokakta arkadaşlarıyla oynayıp, eve dönmeyi unutunca ebesi köpeği gönderirdi küçük kızı eve getirmesi için.
Daha sonra köpek küçük kızı okuldan bile almaya başladı. Her gün okul çıkışı merdivenlerin başında beklerdi küçük kızı. Bu çok güzel bir gelişmeydi ve artık okuldaki bütün çocuklar da köpeği tanıyorlardı. Küçük kız köpeğin koruması altındaydı ve hiç kimse kıza bir şey yapamıyordu. Yapamıyordu değil, aslına bakarsanız cesaret bile edemiyorlardı.
Aylar, hatta yıllar geçti ve artık mahallede herkes tanıyor, biliyordu bu muhteşem ikiliyi.
 
Bir gün okul çıkışı köpek merdivenlerin başında her zaman olduğu gibi yoktu, gelmemişti. Küçük kız etrafına bakındı, biraz bekledi köpeğine seslendi.
Yoktu işte, bugün gelmemişti can dostu. Biraz sitemle eve doğru yola koyuldu küçük kız. Eve varınca nasılsa görecekti can dostunu, “Belki ebem onu zincire bağlı unutmuştu.” diye düşündü.
Canı sıkılıyordu bilmediği bir sebepten, nefesini alırken zorlanıyordu yine.
Göğüs kafesinin üstünde sanki biri gelip oturmuştu, zorlanıyordu her nefes alışında.
 
CAN DOSTUN HAZİN ÖLÜMÜ
 
Birkaç yüz metre sonra gördüğü manzara onu beyninden vurulmuşa döndürmüştü. Haykırarak ağlamaya başladı; köpeği, can dostu belediye çalışanları tarafından zehirlenerek öldürülmüştü. Onu en çok üzen de köpeğinin cansız bedeninin bir çöp variline atılmış olmasıydı.
Küçük kızın arkadaşları koşarak evdekilere haber verdi, ebesi gelip zor da olsa onu eve götürebildi.
Küçük kızın can dostu, sadık köpeği zehirli et verilerek öldürülmüştü, o yoktu artık. Küçük kız günlerce ağladı, köpeğinin yasını tuttu ve kimseyle konuşmadı.
Hatta çok sevdiği okuluna bile gitmek istemedi. Çok kötü bir travma yaşamıştı.
 
Bu olaydan sonra her gördüğü belediye işçilerine kızıyor, onlara “Köpeğimi neden öldürdünüz? O benim köpeğimdi ve onun tasması vardı.” diye soruyordu. Belediye işçileri küçük kıza cevap veremeyip başlarını önüne eğiyorlardı. Bu durum epeyce bir zaman böyle devam etti. Küçük kız her sorduğunda “Biz emir kuluyuz.” deseler de belediye işçilerine her seferinde kızıyordu ve onları hiç bir zaman affetmedi.
 
O zamanlar ki günümüzde hâlen yapılıyor, sokakta başıboş dolaşan köpekler dönem dönem zehirli et verilerek öldürülüyordu. Tasması olan köpekleri ayırıyorlardı gerçi ama o zaman, küçük kızın köpeğinin tasmasına dikkat edilmemişti demek ki. Bu arada kediler de zehirli etlerden yiyerek ölüyorlardı ama hiç kimse bunu umursamıyordu. Nasılsa sokak köpekleri, sokak kedileriydi öldürülen canlılar. Bir şey olmazdı, etraf temizleniyordu nasıl olsa.
 
Küçük kızın yüzü gülmüyordu artık, çoğunlukla köpeğinin kulübesinin önünde oturup öylesine etrafa boş boş bakıyordu. Yine sessizleşmişti, yine durup dururken ağlıyordu. Arkadaşlarıyla oynamak istemiyordu ve kimsenin yanına gitmiyordu. Hiçbir şey onun gözlerindeki hüznü yok edemiyordu.
 
YENİ BİR ARKADAŞ
 
Aylar sonra dede, başka bir yavru köpekle eve geldi. Küçük kız okuldan gelince köpeği gördü ama sevinemedi.
O, köpeğinin yerine başka bir köpek istememişti ki. Sadık dostunun yerini hiçbir köpek dolduramazdı ki.
Nitekim dede bir şekilde küçük kızın köpekle ilgilenmesini başardı.
Aradan geçen zamanda, küçük kız yeni köpeğe alıştı hatta onu sevmeye bile başladı.
Yaşadığı kötü olayı tekrar yaşamamak için küçük kız, ebesinden köpeğinin okuldan gelip kendisini almasına alıştırmamasını istedi. Köpek sadece evin etrafında ve büyük bahçede zincire bağlı olmalıydı. Böylelikle köpeğini bir şekilde korumaya çalışıyordu küçük kız. Çünkü belediye işçileri hâlen ellerinde zehirli etle sokaklarda dolaşıp başıboş köpekleri öldürüyordu.
 
DİLSİZ MELEKLERİN KORUYUCU MELEKLERİ
 
Ben o günden bugüne kadar bir daha hiçbir zaman köpek sahiplenemedim.
Belki yaşadığım o korkunç olayı tekrar yaşama korkusundan dolayı.
Belki de köpeklerin o olağanüstü dostluğuna rağmen onların zarar görmesini önleyememe korkusu.
Köpekler çok akıllıdır, sahipleri ile duygusal, sağlam bir bağ kurabiliyor ve o kocaman, sevgi dolu yürekleri sadece sahipleri için atıyor.
 
Ülkemizde hayvanlara maalesef hiç iyi davranılmıyor. Bu konuda maalesef çok kötü ve üzücü olaylar hâlâ medyada ve sosyal medyada gündeme geliyor.
Tüm bu kötülüklere rağmen vicdanlı insanlar da var elbette sokak köpeklerini, sokak kedilerini koruyup kollayanlar.
 
İşte onlar, dilsiz meleklerin koruyucu melekleri. Onlar iyi ki varlar.
 
 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı