20 Nisan 2017 00:12
-A +A
Abdulkadir Inaltekin

KİM KAZANDI – KİM KAYBETTİ?

 

Almanya’da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan için tek bir ağızdan çıkan “diktatör”, “tek adam”, “baskıcı”, “zorba”, “katil”, “terörist”, “kökten dinci”, “ırkçı”, “saltanat düşkünü”, “Avrupa düşmanı” gibi hakaret dolu sözlerle her gün sokakta, işte, alışverişte, komşuda, üniversitede, okulda, çocuk yuvasında, toplu taşıma aracında, yazılı ve görsel medyada kısaca hayatın bütün alanlarında karşılaşıyoruz. Avrupalı politikacılar, medya kuruluşları, bilim insanları, iş sektörü, eğitim kurumları, araştırma merkezleri, kilise vakıfları, STK’ları Türkleri, Erdoğan karşıtı ve yanlısı olarak ikiye bölmek için akıl almaz çaba harcıyorlar. Türkler siyasi çatışmaların içine çekilmek için tahrik edici sözlerle psikolojik taarruza maruz kalıyor. Tanımadığınız bir Alman’ın sözlü sataşması ile bir anda kendinizi tartışmanın içinde bulabilirsiniz. Eğer sabrınızı zorlar ve konuya müdahil olmazsanız, sizi tahrik etmek için nasıl ustaca yöntemlere başvurduklarına şahit olursunuz. Bu gibi durumlarla her gün, her yerde istisnasız karşılaşmanız mümkündür. Avrupa’nın insana saygısı, düşünce hürriyeti ölçüsü sizin ne tarafta durduğunuza bağlıdır. Eğer Alman toplumuna uyum sağlamış, fakat kök değerlerinize bağlı iseniz “ötekisiniz!” Eğer kök değerlerinizden kopmuş iseniz, Alman toplumuna ne kadar uyum sağladığınız önemli değildir! Kronikleşmiş bu ön yargının temelinde İslamofobia birinci faktördür. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı yürütülen karalana kampanyalarının temelinde de bu zihniyet yatmaktadır.

Alman medyasında Cumhurbaşkanı Erdoğan için bir tek olumlu cümleye rastlamanız mümkün değildir. Aksine ön yargı ve algı propagandası mahsulü ithamlarla toplum sürekli yanlış bilgilendirilmektedir. Politikacıdan bilim insanına, öğretmenden esnafa, sanatçıdan sporcusuna kadar herkes Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret eder ve ön yargılı ithamlarda bulunur.

Aşağıdaki örnekler Türklere, Alman toplumu tarafından nasıl psikolojik saldırı yapıldığını göstermektedir:

Bir lisede İspanyolca yabancı dil dersine giren öğretmen: “Ich wünsche mir für die Türkei einen richtigen Präsidenten; Türkiye için gerçek bir Cumhurbaşkanı diliyorum” cümlesini öğrencilerden İspanyolcaya çevirmelerini istiyor. Bir başka lisede “Savaş ve Barış” konulu gösteride öğretmen üç öğrenciye gösterinin bir yerinde üç diktatörün isminin yazılı olduğu pankartı açmalarını istiyor: Stalin, Putin, Erdoğan! İlginç olan, diktatörlerden birisi nedense Hitler değil! Demek ki, Nazi ideolojisi Alman eğitim müfredatında diktatörlük sınıfı dışında tutuluyor! Son yıllarda Avrupa’da ırkçı partilerin giderek güçlenmesi, Nazi zihniyetinin Avrupa’da açıkça desteklendiğinin delili değil midir?

Saat 09.30’da bir işyerinde Alman kadın Türk çalışana soruyor:

– 16 Nisan referandumunda oy kullanacak mısın?

– Henüz karar vermedim.

Oy kullanırsan tercihin “Evet mi”, “Hayır mı” olacak?

– Henüz kararsızım.

Erdoğan ve AK Parti hükümetinin son zamanlarda Avrupa ülkelerine, özellikle Almanya ve Hollanda’ya karşı saldırgan tutumu hakkında ne düşünüyorsun?

– Bu konular siyasileri ilgilendirir, ben politikadan anlamam.

– Yılda bazen üç defa Türkiye’de tatil yaparım. Türkiye turizm cenneti, ancak diktatör Erdoğan yüzünden Avrupalılar artık tatil için Türkiye’yi tercih etmiyorlar!

Sabah sabah bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu be kadın! Sen kimsin, hangi hakla, cüretle benim ülkemin hükümetine, Cumhurbaşkanına haddi aşan sözler söylüyorsun?!

Emekli bir Alman adam oy vermekten dönen Türk’ün önüne geçip tercihini nasıl kullandığını soruyor. Türk cevap vermiyor.

Alman: –Türkiye’yi yakından tanıyan birisiyim. Babam yüksek rütbeli bir askerdi, uzun yıllar Türk subayı eğitti. Bu diktatör adam var ya (Erdoğan), Atatürk’ün ülkesini mahvetti, Türkiye’yi felakete götürüyor!

Be adam! Bizim tarihimizde engizisyon mahkemeleri kurulmadı! Cadı avcılığı yapılmadı! Irkından dolayı çingeneler, düşüncelerinden dolayı komünistler yakılmadı! Irkından ve inancından dolayı Almanya’da 6, Avrupa’da 3,8 milyona Yahudi soykırımı uygulanmadı! Her ne kadar Yahudi soykırımı Almanlar tarafından yapıldı diye gösterilse de, Yahudi temizliği bütün Avrupa’da yapılmıştır: Fransa, Belçika, Hollanda, Avusturya, Macaristan, İspanya, Bulgaristan, Yunanistan, Polonya, Çekoslovakya, Rusya’da ve diğerlerinde toplam 9,8 milyon Yahudi katledildi. Yahudiler neden soykırıma maruz kaldı dersiniz? Hz. İsa’yı çarmıha geren Yahudilerden intikam almak için Avrupalı Hıristiyanlar, Yahudileri kiliselerde imha ettiler. Fransa’da kiliselere doldurulan Yahudiler gazla boğularak toplu şekilde öldürüldü! Fakat Avrupa’da bundan kimse bahsetmez. Gerçek diktatörlük, Avrupa’nın kültürüdür!

Cilt kuruluğu şikâyeti için doktora giden sakallı Türk’e doktor soruyor:

Namaz kılıyor musunuz?

– Sorunuzun hastalığımla ne ilgisi var?

– Günde beş defa ayağınızı yıkarsanız cildiniz kurur.

– Fakat rahatsızlığım sadece ayaklarımda değil, vücudumda da var.

– O halde fazla yıkanmayın!

Dr. Hanım! Avrupa tarihinde tuvalet ve hamam kültürü olmadığı için yıkanmamak gayet doğaldır. Fakat sizin mantığınız Müslüman için geçerli değildir!

Anaokulu çocuklarını parka götüren iki Alman eğitmenden birisi sıradan çıkan Ali’yi azarlıyor: – Ali, sırayı bozma, burası Türkiye değil!

Henüz beş yaşındaki çocuk kendisini kuralları olmayan, düzensiz, disiplinsiz, ilkesiz Türk milletine mensup olarak görüyor ve o yaşta aşağılık duygusuna kapılıyor. Yetişkinler olarak günümüzde sıkça kullandığımız bir deyim vardır: “bizim milletimiz adam olmaz!”

Jön Türkler akımının şuur altımıza yerleştirdiği aşağılık duygusunun eseri olan bu söylem bizden sonra da Avrupa’da kalacak nesillerimize sirayet ediyor. Avrupa, her zaman aşağılanmış bir toplum olarak kendi kendimizi dışlamamızı istiyor.

İki aracın park edeceği büyüklükteki park yerinin ortasına arabasını durduran 50 yaşlarındaki Alman Türk bayanın park etmesine imkân vermiyor. Şikâyet için polise giden Türk bayan olayın nasıl geliştiğini anlattığında polis soruyor:

– Şikâyet ettiğiniz kişi Güney kökenliydi değil mi?

– Hayır, Alman’dı! dediğinde polis: “interessant; ilginç!” diyerek inanmak istemiyor. Almanlar, Türk ya da diğer Müslüman kökenli milletleri kast ederek kızgın, kavgacı, bağnaz, küfür ve hakaret edenleri “Südländer” (Güneyli) olarak tanımlar. Evet, Avrupalılar çabuk kızmaz, öfkelenmezler. Bu, onların insani ve medeni oldukları ile değil, daha sinsi ve kinci oldukları ile alakalıdır.

Müslümanları “Güneyliler” olarak, bağnaz ve barbarlıkla itham eden, İslam dinini terör dini olarak dünyaya yaymaya çalışan Avrupalıların din fanatizmini iki bin yıllardan beri nesiler boyu nasıl sürdürdüklerini ve güç kazandıklarında nasıl soykırım yaptıklarını yukarıda örneklerde görüldüğü gibi, yakın dönemde de İslam coğrafyasında yaşanmıştır. Yakın dönemde defalarla şahit olduğumuz soykırımların en insanlık dışı olanları Ermenistan tarafından Karabağ ve Hocalı’da, Sırp ve Hırvatlar tarafından Bosna’da, diğeri ise Myanmar/ Arakan’da yaşandı. 20 Mart 2003’de Irak’ı işgal eden ABD Başkanı George W. Bush “İslami teröre” karşı başlattığı savaşı “Haçlı seferi” olarak nitelendirmişti. Her ne kadar Irak’ı işgal eden ABD ve İngiltere olsa da, işgali bütün Avrupa destekledi; tıpkı Osmanlı Devleti’ne karşı Avrupalıların kurduğu “Kutsal İttifak” gibi…

Size göre, 16 Nisan referandumunda kim kazandı, kim kaybetti?

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv