27 Temmuz 2020 08:59
-A +A
Cezmi Ancil

KILIÇ DİLİ

Cezmi Ancil ( Yazar )gazetehamburg.com

Sarah Baartman`ı pek bilmeyiz. Gerçek adı Saartje olan Sarah Baartman binlerce hatta milyonlarca Afrikalıdan biri…Bir kadın.
 
Uygar Batı’nın kılıç hakkıyla ele geçirdiği ganimetlerden sadece biri.
Öldürülen, tecavüz edilen, bedava çalıştırılan hatta sirklerde, hayvanat bahçelerinde sergilenen, Zengin Batılılara seks objesi yapılan kadınlardan sadece biri.
Öyle ki ölümünden sonra kemik parçalarının dahi ailesine iade edilmediği “kılıç hakkıyla” kazanılmış deney ve seks aracı denilen insanlardan biri. Ahlakın ve bilimin üzerinde hak ile teorize edildiği bir kadın.
 
Elbette ki kılıç diliyle konuşmaya başladığımızda, kimsenin haklı olamayacağı, masum olamayacağı bir “günah” ortamında buluruz kendimizi.
 
TARİHİN SAYFALARINDA KILIÇ ŞAKIRTILARI
 
Kılıç diliyle konuştuğumuzda tarih, bizi özel mülkiyetle birlikte devletin ortaya çıktığı çok ilkel dönemlere kadar götürür ki tarihin o sayfasında kılıç şakırtılarından başka bir şey duyamaz oluruz.
 
Kılıç dili, bizi jus ad bellum (savaş açma hakkı) ilkesinde ifadesini bulan ve savaşın haklılığını hukuka uydurmak amacıyla, Ortaçağ Avrupa’sının Haçlı Seferleri’ni  kuramlaştırmak için Roma Hukuku’na dayandırmasına kadar götürür ki kimse oradan haklı çıkamaz.
 
Orada Kudüs’te dökülen kanlar, işgaller din adına dökülen kılıç hakkına götürür ki bu, bizi yine “günaha” götürür.
Orada; istediğiniz Müslüman savaşçıyı, Hristiyan savaşçıyı arayın ya da Aslan Yürekli Richard’ı, Kara Şövalyeleri, Büyük İskender’i, Cengiz`i, Timur`u, Napolyon`u, Hitler`i arayın, insanların köle emeğini, tacizi, tecavüzü ve yağmayı görürsünüz.
 
Bu, tarihsel bir yaşanmışlık ya da tarihsel bir süreçtir. İbadet çok ayrı ve insan hakki olarak dursa da…
 
Aristoteles`in “sivil itaat” dediği adil savaş teorisinde; İbn Rüsd, John Locke ya da Cicero`nun can çekiştiğini görürüz, kılıç diliyle konuştuğumuzda. Jeanne d'Arc, Spartaküs, Nesimi, Hallâc-ı Mansûr, Holokost kurbanları, Srebrenitsa kurbanları acı çeker orada.
 
Tarihin bize gösterdiği, belki de gelmiş geçmiş en büyük kılıç ustası, savaşçı, korkusuz ve Halid bin Velid`in kılıç hakkı inkâr edilemez bir tarihi başlangıçtır.
Hukukumuzu kılıç diliyle yazmaya başladığımızda kılıç hakkının, savaş ganimetinden alınan bir pay olduğunu kabul etmek durumundayız.
 
Her savaş kendi finansmanını, kendi savaşı içinde sağlar.
Bu, Halid de böyle değil sadece. Bu, bütün dini ve modern Batı’nın işgal savaşlarında da böyledir.
 
Haçlı seferleri de kılıç hakkıyla, kılıç diliyle yazılmıştır. Her kılıcın keskin iki tarafı vardır genellikle.
 
 
TALAN, İSTİSMAR, TECAVÜZ
 
Modern Batı, Irak`ı işgal ettiğinde; adalet ve hukuk için değil, Sarah Baartman’ın zarif, körpe vücudunun talanı, istismarı, tecavüzü gibi kendine bir hak elde etmek için binlerce insanın ölümüne neden olan bir savaşın kılıç dilini yazdı.
 
Kılıç diliyle konuştuğumuzda, sokaktaki başıboş insanları; üretimden uzak, sosyal yaşamın sağlıklı inşasından uzak,  lümpen ve cahil insanları da teşvik etmiş, onların pervasız saldırılarına önayak olmuş oluruz.
Kadınların dövülmesine ve öldürülmesine, çocukların tecavüz edilmesine ve öldürülmesine engel olamayız.
 
12 Eylül Mahkemesi’nde savunmamın ilk girişini, Halid`in ki düşünsel ve inanç olarak çok farklı olmama rağmen İran Seferi’nde Sasanilere karşı söylediği “Biz buraya sizin yasamı sevdiğiniz kadar ölümü sevenlerle geldik.“ sözüyle başlatmıştım.
 
Bu, kültürün bizi ne kadar etkilediği, kuşattığı, derin izler bıraktığı gerçeğine götürür.
Bugün yaşadığımız bölge ve topraklar halen aynı dilin kılıç etkisinden kurtarılamadı.
 
Bugün halen o kültürün etkisinde olmuş olmakla, bölgemizde akan her kanda bu kültürün etkisini görmüş oluruz ki bu bile bizi “günaha” götürür. Üstelik günahı kendi dillerine dolayanların bunu çok kullanmasına rağmen götürür.
 
İşsizlik oranının, yoksulluk ve açlık oranının, kalkınma oranının, eğitimdeki eksiklik ve yoksunluğun, okulsuzluğun, kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin ve evsizliğin ne önemi kalır kılıç dilinin yanında?
 
İbadet, inanan herkesin özgürce yapması gereken bir hak iken onu kılıç diline tercüme etmek bizi günaha götürmez mi?
Pervasız ve patavatsızca isteyen, gücü elinde bulunduran, tarihin sayfalarını karıştırıp kılıç üstünlüğü dönemlerinden kalma kılıç haklarını, miras davaları gibi insanların mahkemesine sunma heveslileri çıkabilir. Bu tür tarihsel sayfaları kendi doğallığı ve haklı, haksız ayrımına düşmeden Saartjelerin ruhunu incitmeden saygıyla korumalı ve anlamalıyız, diye düşünüyorum.
 
KILICI KININDA TUTMAK
 
“Kılıcı kınında tutmak” bizi daha yaşanılır bir dünyanın inşa edilmesine sevk eder.
“Kılıçla iktidar olunur ama üzerinde oturulmaz.” gerçeğinin acı deneylerini unutmadan daha yaşanabilir bir dünya özlemimi, bir avuç da olsa iyi insanların kazanacağı inancımı iyimserlikle koruyorum.
Hoşgörü ve birbirine saygılı bir toplumdakilerin ismi Sarah olsun.
Sofya olsun.
Fatima olsun.
Ümmü olsun.
Ebru olsun.
 
“SEVGİ HAKKIMIZ OLSUN!”
Kılıçla değil, suyun diliyle üzerinde yüzen çiçeklerin, ayın gölgesinin, güneşin ışınlarının yansıdığı gözlerin gülümsemesiyle çağırdığımız sevgili isimleri olsun.
Sevgi hakkımız olsun!
Adalet ve hukukumuz sevgi olsun!
 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Tayfun Sarikaya

02:11 28 Temmuz 2020

Daha güzel ifade etmek mümkün degil, ANLATMAK istediklerimizi, akliniza ruhunuza saglik
1000
Facebook Yorumları
Yazarlar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı