3 Kasım 2019 19:17
-A +A
Arzu DİNÇER

Kibele

Arzu DİNÇER (gazetehamburg.com)

Merhaba güzel insanlar bir Pazar yazımızda yine buluştuk. Tek taraflı olan hiçbir iletişimden çok hoşlanmasam da sizlerden dönüş almadan yazmak en azından yazmaya çalışmak hoşuma gidiyor. Kibele’yi hiç duydunuz mu? Yıllar önce antoloji de şiirlerimi paylaşırken MimKemal takma isimli biri benim için kısa şiirlerin Kibele’si demişti. Bu beni çok mutlu etmişti. Büyük bir iltifattı bu. Geçen hafta içinde Nevzat Kaya’yı dinleme fırsatım oldu. Alman edebiyatı üzerine yıllarca çalışmalar yapmış yurda döndüğünde ise çalışmalarını Anadolu kültürüne yoğunlaştırmış. Hoca sahne de bilgilerini aktarmıyor teatral hareketleriyle yaşıyor, yaşatıyordu. İnsanın ben merkezli olduğunu ve tüm dünyanın kendi çevresinde döndüğünü anlattı. Yıllardır uykumdan yere düşüyor gibi hissederek uyanmalarım vardı. Anlattığı bilgiler içinde buna bir cevap buldum. Meğer MÖ çağlarda insanlar vahşi hayvanlardan korunmak için ağaçların ince dallarında uyurlarmış. En ufak bir yaylanmada uyanır aşağıya düşmekten kendilerini son anda kurtarırlarmış. Ve bu kod yıllar içinde günümüze benim yaşadığım şekilde taşınmış. Yaşasın bir hastalığım yok ve yaşasın bu konuda yalnız değilim. Bu arada Nevzat Hocanın videolarını youtube kanalı Culture Club (https://www.youtube.com/user/nevophyt) takip etmenizi öneririm.

Kibele’yi unuttum sanmayın, Anadolu kökenli bir ana tanrıçadır. Üretkendir. Dişidir. Ve dünya yüzeyinde her dişi üretmeye devam etmektedir. Sadece bebek doğurmak değil bu üretkenlik. Toprağı işlemek de değil. Bilim Kadınıdır, şofördür, ressamdır, yazardır, aşçıdır, temizlikçidir… Çözüm odaklıdır çünkü üretmiş olmaya kodlanmıştır. Ama meyve veren ağaç taşlanır misali dişi olan ne varsa ok atılıp iz bırakılmıştır. Küfürlerde, aklın kullanımında, yerin bildirilmesinde. Dünyanın bütün renkleri serilecekken önüne müteşekkirlik için, ya gerçek anlamda ya manen öldürülmüştür. Bir varlığı yüceltmek daha kolayken üstelik daha çok verim alınabilecekken. Yine de dişi tüm bu tarihi, güncel derslere rağmen üretmekten vazgeçmemiştir ve bu da insanlığın en büyük şansıdır sanırım.
Kadın dayanışmasının olduğu yerde durağanlık akıl dışıdır. Taş koymayı yola değil ancak ortaya konulana katkı sunmak için ya yanına ya üstüne yerleştirirler. Amaç yıkmak değil var etmektir. Sevgi süt gibi vücutlarının olağanıdır eksilmez çoğalır, çoğaldıkça mutluluğa dönüşür. Mutlu oldukça elinden gelenin sınırlarını zorlar. İmkânsız, çözülmesi gereken bir bulmacadır sadece. Bir gün gelirde elini çekerse dişil olmayanların başına geleceklerini düşünmek bile istemem. Ama küçük bir tüyo verebilirim. Nasıl mı? Minicik bir kıssadan hisseyle;
Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulmak için kanat çırpıp duruyormuş. Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karın üstüne düşmüş. Minik kuş çaresiz soğuk karın üstüne ölümü beklerken oradan geçen bir inek kuşun üstüne s.çmış. Kuş öyle bir sinirlenmiş ki kanatları donmamış olsa kalkıp ineği dövecek. Bide bakmış ki ✰okun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, yaşama geri dönmüş. Öyle bir sevinçle ötüyormuş ki oradan geçen bir kedi bunun sesini duymuş ve ✰oku eşeleyip kuşu
✰oktan çıkarmış, kuş buna da çok sevinmiş KEDİ ye teşekkür edecekmiş ki KEDİ onu yemiş!
Bu hikayeden çıkaracağımız 3 anafikir var;
1)Her üstüne sıçanı düşmanın sanma!
2)Seni her ✰oktan çıkaranı dostun sanma
3) Ve en önemlisi: ✰OKUN IÇINDE MUTLUYSAN, SESİNİ ÇIKARMA

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı