15 Kasım 2020 16:04
-A +A
Yasemin Murat Arslan

KAPİTALİST DÜZEN

Yasemin Murat Arslan ( Yazar ) gazetehamburg.com

Şöyle bir göz gezdiriyorum dünyaya ve görüyorum ki çalışanlarla kazananlar, çoğu zaman aynı kişiler değil. 
 
Bir işveren iseniz istisnalar kaideyi bozmaz ama yanınızda çalışan kişiler, çoğu zaman daha erken gelir, daha kötü ortamlarda çalışıp daha az kazanır.
 
İşini kaybetmemek adına da birçok haksızlığa, kendisini rahatsız eden duruma susar. 
 
Özellikle de o iş yerinde yeniyseniz ya da bir stajyer olarak bulunuyorsanız belki bir yabancıysanız, bazı, iş konusunda kendini sizden daha yetkili bir pozisyonda olan ya da kendini öyle gören kişiler tarafından haksızlığa uğrayabiliyorsunuz. 
 
Benim gibi bazıları da var ki nasıl bir pozisyonda olursa olsun haksızlığa boyun eğmez.
Başına gelecek en kötü ihtimali bile göze alıp mücadele eder.  
 
Yıllar önce staj yaptığım bir iş yerinde haksızlığa uğradığımda da çok affedici bir yanım olmasına rağmen öğretmenimin de desteğiyle aynı şekilde, sonuna  kadar mücadele etmiştim.
 
TUTULMAYAN SÖZ
 
O iş yerinin yöneticisi ve onun yardımcısı, beni oraya alırken kendilerinin en şeker tarafını göstermişlerdi. Mesela benim, tatillerimi okul tatiline denk getirmek istediğimde ya da “Olası bir durumda mesaiye kalırsam onu da tatillerime ekleyip daha uzun tatil yapmak istiyorum.” dediğimde onlar için hiç sorun olmayacağını ve bu tür konularda anlayışlı olacaklarını söylemişlerdi. 
 
Aradan biraz zaman geçtiğinde pek de öyle olmadı. Günde, sekiz buçuk saat çalışmam gerekirken altı, yedi saat sonra paydos yapabilmek için kendi yapmaları gereken işleri de yavaş yavaş bana devretmeye başladılar.
 
Bir iki derken baktım, içten içe beni rahatsız ediyor, bu durum. Her seferinde bana iş konusunda, geliş ve gidiş saatlerimizin haftalık planını yaparken fark ettim ki orada daha az bulunması gereken ben, daha uzun kalıyorum.
 
Tam süreli iş sözleşmesi olan onlar, benim orada olduğum günlerde, normal mesailerinden en az bir saat önce paydos yapıyorlar. 
 
Bir iki hafta dişimi sıktım ve eğitim gördüğüm okuldaki stajyerliğimi takip eden öğretmenime durumu anlattım. 
 
“Sorun değil. Yapıyorum, yapabiliyorum. Zaten onlar da bunu biliyorlar, görüyorlar ve bana güveniyorlar ki beni yalnız bırakıyorlar ama ben bunu hazmedemiyorum. Böylesi bir duruma sessiz kalmak beni rahatsız ediyor, üstelik bir ay sonra düzenli olarak benim bu şekilde çalışacağımı söylüyorlar.” dedim. 
 
ÖĞRETMENDEN GELEN ÖNERİ
 
Öğretmenim biraz şaşırdı ama akıllıca bir öneride bulundu. “Yasemin, birkaç hafta daha idare etmen gerekecek, bu duruma. Biliyorsun, bu dönem bitince onların senin hakkındaki görüşlerine ve imzalarına ihtiyacımız var. Biraz dişini sık, sesini çıkarma. Ben, bir yolunu bulup en kısa zamanda oraya gelmeye ve bir an önce imzayı almaya çalışacağım.” dedi ve aynen dediği gibi de yaptı.
 
Öğretmenim yöneticileri aramış, daha önceden belirlenmiş tarihte gelemeyeceğini, o görüşmeyi, daha önceki bir tarihe çekmek istediğini söylemiş, karşı tarafta kabul etmiş. 
 
Öğretmenim geldi, önce benimle sonra da ikinci yönetici ile sohbet etti ve “Nasıl gidiyor?” diye de sordu. “İyi.” diye yanıtladı yönetici. Çalışma saatleri hakkında bir şey söylemedi ama çalışacağım alan hakkında bilgi verdi ve o sırada kendisine uzatılan benim işimi iyi ve doğru yaptığıma dair evrakı da imzaladı.
 
Öğretmenim ona daha fazla soru yöneltti: “Herhangi bir olumsuzluk var mı? Sizin bir üst yöneticiniz kim? O da gayet normal cevaplar verdi. Öğretmenim, hepsini not aldıktan sonra ise benim son zamanlarda, bazı durumlardan rahatsız olduğumu ve bu şartlar altında orada daha fazla kalmak istemediğimi söyledi. Oradan ayrılmak istediğimi, çıkış için de bir üst yöneticiye dilekçe vereceğimi aktardı. 
 
Yöneticiler, işte o andan itibaren bana, açık ve net bir psikolojik baskı uygulamaya başladı. Önce öyle kolay çıkıp gidemeyeceğimi söyledi bana, o günkü toplantının arkasından birlikte arabamla eve giderken. Onlar ne derse desin biz, öğretmenimle birlikte dilekçeyi yazdık, gönderdik.
 
Tabii, ben o sırada bütün olayları öğretmenime anlatıyordum ve bir taraftan da yeni bir yer arıyordum. 
Yeni bir yer bulmak hiç zor olmadı. Hemen “Gel, yarın başla.” dediler fakat kaçmak istediğim yer “Anlaşma bitmediği için gidemezsin.” diyordu.
Derken yine aynı işte birlikte çalıştığım annem yaşlarında iki kadın da yöneticilerden memnun değildi ve her ikisi de bana “Git. Yaşın daha çok genç, git buradan. Biz, bu yaştan sonra bir şey yapamıyoruz ama sen yapabilirsin, ezdirme kendini.” dedi.
 
BİTMEYEN ISRAR
 
Bu arada görev yaptığım yerdeki ikinci kişi olan, işimi iyi yaptığıma dair imza veren müdür yardımcısı, benimle devamlı bir sürtüşme içerisindeydi. Ya hiç konuşmuyor ya da beni “Gidemezsin, beni o gün tongaya bastırıp imza aldı, senin öğretmenin.” gibi laflar söyleyip adeta taciz ediyordu.
Onun bir üstü olan müdür ise bir üst yönetici tarafından konuşmaya çağrılmış, bana âdeta “Gitme, ne olur, kal.” diye yalvarıyordu. Bütün olan bitenlerin sadece bir yanlış anlaşılmadan başka bir şey olmadığını söylüyor, “Biz burada bir aile gibiyiz, aile içinde de oluyor böyle şeyler, sen ailenle bu tür olaylar yaşadığın zaman onları terk mi ediyorsun?” diyordu ve bir taraftan da ciddi ciddi ağlıyordu. “Benim pozisyonumu kurtarmam lazım.” dedi o ara. Bu durumdan dolayı çok azar işittiğini de itiraf etti. Hemen hemen her gün bir konuşma, ikna etme çabası oluyordu, bitmek bilmiyordu. 
 
Arada bir yumuşar gibi oluyordum ama öğretmenim “Sakın! Bir sonraki dönemde, seni mahvederler ve intikam için bir daha iyi olduğuna dair imza vermezler.” diyordu. 
Artık o ortamda olmak, benim sağlığımı olumsuz bir şekilde etkilemeye başlamıştı ve rapor aldım. 
Raporu ikinci kez uzattığımda ise çıkış dilekçemi gönderdiğim bir üst kişi beni aradı ve “Sizden rica etsem buraya kadar gelebilir misiniz?” diye sordu. “Ne zaman?” diye sordum. “Ne zaman uygunsa.” diye yanıt verdi. Ben de “Şimdi çıkıp gelebilirim.” dedim. “Tamam, gelin, o hâlde.” deyince hemen evden çıktım ve gittim. 
 
Çok kibar bir şekilde karşılandım. Bana, önce çıkış sebebimi sordu, sonra öğretmenimden de zaten aynı şekilde öğrenmiş olduğunu söyledi. “Sizin bizimle yapmış oldunuz anlaşmanın henüz süresi dolmamış da olsa ben, sizin erken çıkışınızı onaylamak istiyorum ama bir ricam var. Lütfen bizim iş yerinizde yaşadığınız olumsuzlukları hiç bir yerde anlatmayın!” dedi ve ben de “Tamam.” deyip çıkışımı aldım ve oradan ayrıldım. 
Kimseye anlatmadım. Sadece şimdi burada, sizlerle paylaşıyorum.
 
ÜRETEN BAŞKA, SÖMÜRENLER BAŞKA 
 
İşte ülkeler arası durumlar da bundan farksız. 
Üreten başka, sömürenler yani tabiri caizs,e kaymağı yiyenler başkaları. Yeraltı madenleri gibi çıktığı yer başka, çıkarılma esnasında orada en az parayla çalışanlar, sağlığını tehlikeye atanlar başkaları. Tüketime hazır hâle geldiğinde satışa sunan, üreticiden daha fazla kazanç sağlıyor ve tüketenler ise çok farklı kıtalardan olabiliyor. 

 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı