Yasemin Murat Arslan

HİÇBİR KARŞILAŞMA TESADÜF DEĞİL

Yasemin Murat ARSLAN /YAZAR

6 Kasım 2022 16:32
A
a

Birbirimizle bir şekilde yollarımız kesişiyorsa bu asla bir tesadüf değildir. Mutlaka birbirimize bir şeyler verip almamız gerekiyordur. 
Hiç tanımadığımız bir insanla aynı ortamda bulunuyorsak mutlaka bir ortak noktamız var demektir. O ortak noktamız, bizi bilinçaltımızdan mıknatıs gibi çeker. Bazen birbirimizin eksik ve fazlalıklarına aynalık ederiz. Aynı zamanda kendi eksik ve fazlalığımızın farkına varırız. Bazen de birbirimizi tamamlarız.  Mutlaka bir vesile ile henüz farkında olamadığımız bir amaç için birbirimizle bir araya gelmişizdir. 
 
Bu konuyla ilgili yakın zamanda yaşadığım bir olayı burada dile getirmek istiyorum. Eminim, bu gibi olaylara siz de tanık olmuşsunuzdur. 
Birkaç gün önce bulunduğum bir ortamda oturdum, bir masada yemek yiyordum, biri geldi, o da masanın öbür tarafına oturdu. “İlk önce ben oturdum, o, sonradan geldi.” diye düşünüyordum. Daha sonra anladım ki o benden önce orada oturuyormuş zaten. Geldiğimde o olmadığı için ben masayı boş zannettim ve oturdum. Çok geçmeden bir başkası geldi ve “Burası boş mu oturabilir miyim?” diye sordu. İkimiz birden “Tabii buyurun.” dedik ve o da oturdu. Henüz kimse kimseyi tanımıyordu. İlk defa karşılaşmıştık. Önce yemek yerken birbirimizle bakıştık, sonra biri birine gülümsedi, ardından “Buralı mısınız?” gibi sorular soruldu. Sonra “Nereden geldiniz?” gibi sorularla bir sohbet başlamış oldu. Tipik ilk karşılaşma muhabbeti. Sohbet esnasında anladık ki her birimiz Almanya’nın farklı farklı bölgelerinden gelmişiz. Aslına bakarsanız ben ta Türkiye’den gelip o kişilerle orada karşılaşmış oluyorum.  
 
İçimizden biri seksen bir yaşında olduğunu söyledi ve çok ihtiyacı vardı konuşmaya. Daha sohbetin başında “Benim iki oğlum vardı, birini birkaç sene önce kaybettim.” dedi ve gözyaşlarına hâkim olmak için büyük bir çaba harcadı. “Oğullarımın her ikisi de zihinsel engelli olarak geldi dünyaya. Ömrümü onlara adadım. Onların eğitimi için elimden gelen her şeyi yaptım ve küçük oğlumu maalesef bir kalp krizi sonucu kırk sekiz yaşında kaybettik. O günden beri kendime gelemiyorum.” diye devam etti anlatmaya. Böylece asıl derin sohbet başlatmış oldu. Ben ve masada oturan üçüncü kişi önce uzun uzun dinledik kendisini. Sonra bize “Sizin de çocuklarınız var mı?” diye sordu. Almanya’ya gidenler bilir. Birçok köy ve kasaba birbirine çok yakındır. Bazen eyaletler arasında bile mesafe çok yakın olduğu için eyaletlerden birinde oturup diğerinde çalışan ya da okula giden çoktur. 
Laf lafı açtı derken çocuklarının gittiği engellilerin iş merkezinden bahsetti.
Masada bulunan üçüncü kişi ise “Eskiden orada çalışıyordum.” dedi şaşkın bir şekilde. Ben henüz onları dinliyordum, yüzündeki ifadeyi, şaşkınlığı takip ediyordum. Sonra seksen bir yaşındaki kişi, bana dönüp “İşte böyle! Evladını toprağa vermek çok ağır geliyor.” dedi. “Sizin çocuklarınız sağlıklı mı?” diye sordu. Ben “Evet ama konu bana yabancı değil, ben o tür çocukların eğitim gördüğü okulda görev yapıyorum.” deyince yüzündeki üzüntü, ağlamaklı hâli birdenbire yerini tebessüme bıraktı. 
O anda masada, üçümüz de biri zihinsel engelli annesi, biri zihinsel engellilerin eğitiminden sorumlu birisi, bir diğeri ise onların yetişkin yaşa geldiğinde ailesinden ayrı yaşayabilmesi için yardımcı olma görevini üstlenmiş bir kişi olarak oturuyorduk.  
Yaşlarımız da farklıydı birbirimizden, sorumluluklarımız da ama ortak bir noktamız vardı: Hepimiz öyle ya da böyle bir şekilde zihinsel engelli insanları yakından tanıyorduk. Onların hayatlarına şekil veren, onların mümkün olduğunca başkasına yük olmadan kendi ihtiyacını kendisi karşılayacak seviyeye gelmesinde emeğimiz bulunuyordu. Zihinsel engelli insanlar üzerinde birçok bilgi ve tecrübemiz vardı. Üç farklı açı, üç farklı görüşe rağmen ortak bir noktada buluşmak gibi bir şey.
 
FİKİR ALIŞVERİŞİ
 
Seksen bir yaşındaki kişi, her anne gibi çocuklarının engelli olmasına rağmen onların başardığı her ufak şeyle gurur duyuyordu. Anlatmayı sürdürdü: “Eskiden şimdiki eğitim sistemi yoktu. Birçok terapi merkezi aradım, buldum, çocuklarımı götürdüm düzenli bir şekilde. Tek arzum, onların gelebileceği en iyi yere gelebilmesiydi. Konuşup kendisini ifade edebilmesi için çocuklarımı her gün saatlerce çalıştırdım. Her kelimeyi defalarca tekrar ettirdim onlara. Birini kaybettim. Canım çok açıyor. Geçer mi bu acı? Bilmiyorum. Uzmanlardan yardım almaya çalışıyorum, içimde yanan ateş çok büyük. Çok sağlıklıydı, hiçbir şeyi yoktu, ölümü çok ani oldu, hiç beklemiyorduk. Eşim de benim durumumda ama o yardım almayı düşünmüyor. Ne kadar acı çektiğini görüyorum. “Kendim bu durumun üstesinden gelebilirim.” diyor. Umarım, öyle olur. “Erkekler acılarıyla ve hastalıklarıyla biz kadınlardan daha farklı olarak kendi kendisine baş etmeyi tercih ediyor.” Erkekler biraz da gerçekleri kabul etmekte zorlanıyor.”
 
O arada kendisinin de pedagog olduğunu ekliyordu. 
 
Zihinsel engelliler hakkında birçok farklı açıdan fikir alışverişi yapmamıza imkân tanıdı aynı masada yediğimiz o yemek. Belki de o annenin yarasına merhem olacak sözler sarfettik, bilemiyorum. Ne olursa olsun evlat acısı dayanılmaz bir şey. Başa gelince dayanmaya çalışıyor insanlar.
 
Her halükârda bu olay bir tesadüf değildi. Ortak olan bir nokta, bizim o gün aynı masada yemek yememize vesile oldu. Buna benzer birçok başka olaya da tanık olmuş biri olarak hiçbir şeyin tesadüf olmadığına çok inanıyorum.  
 
Yollarınız hep sizi tamamlayacak, size bir şeyler katacak, yaranıza merhem olacak insanlarla kesişsin. 
 

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat