HARPUT'TAN YEREBATAN SARAY'INA

Cezmi ANCİL/YAZAR

25 Ağustos 2022 20:20
A
a

İlk defa kendimiz için bu kadar gezme fırsatımız oldu. Çocukluğumuzun neşesiydi Harput. Balak Gazi’nin koca hayaları altında kim poz vermemiş ki. Harput Kalesi’ne çıkmak çocukça bir neşeydi, hikâyesini bilmesek de. Yıllar sonra daha da ilgimizi çeken şey, kalenin üstünün açılmış olması.
Kalenin dibindeki zindanlarda şövalyelerin cesetleri hâlen duvar diplerinde, direklerde asılı duruyormuş. İçeri girmek yasaktı. Hazine avcıları tünemiş. Tünellerden aşağı doğru inerken nefesiniz tükeniyor. Yüz kırk basamaktan kalenin dibine inerken aşınmış tünel yollarından âdeta kayıyorsunuz, bunun bir de geri çıkışı var. Nefesim tutuldu. Havasızlık ayrı, zulüm ayrı. Zulüm her devrin hastalığı.
Meryem Ana Türbesi’ni görmek isteyenler de ayı sebeple geri dönüyor: Hazine avcıları. Ya kültür hazinesi?
Eski Ermeni yerleşim yerinden ayrılırken güneşin yakıcı sıcaklığı, Urartuların mekânında kendi kültürünü aydınlatıyordu âdeta. Zindanlarda şövalyeler yatıyordu biz ayrılırken.
İstanbul yolculuğunun ilk durağı Latince Hagia Sophia olan Ayasofya’ydı. Viking Komutanı Halvdan’ın duvara kazıdığı yazı, kültür zenginliğinden çok, savaşların, dinler arası düşmanlığın, işgallerin mirası gibi duvarda duruyordu. Biz özel güvenlik ve polis koridorunda, güvenlik bariyerlerinin arasından geçerken Ayasofya’yı görecek olmanın heyecanıyla çocukluğum geldi aklıma. İlk kutsal mekân ziyaretim, büyüleyici atmosferiyle Dersim’deki Sultan Hıdır Türbesi’ne oldu.
Buraya yıllar sonra gittiğimizde eski otantik, doğal ve etkileyici hâlinden eser kalmamış olsa da üzerimdeki etkisini daralan nefesimde hissettim. Günahkâr olmama bağlandı içeri girerken nefesimin tutulması. Hangimiz günahkâr değiliz ki.
 
Hagia Sophia’nın da eski otantik hâlinden eser yoktu. Fresk ve ikonların üzeri sürrealist ressamları bile kıskandıracak şekilde kamufle edilerek kapatılmış. Çoğunluğu yabancı turistlere girişte tanesi on liradan eşarp satılıyordu, girişe izin verilmesine karşın kimi yabancı kadınlar somurta somurta içeri girdi.
 
Tavanda kalan birkaç havari ve Hz. İsa, gelen ziyaretçilere cami ile kilise arasında sıkışıp kalan, eski, görkemli, muazzam tarihinin Sünni ve Türk resmi ideoloji karşısındaki çaresizliğini gösterircesine suratlarını asmış gibi bakıyordu. “Benim değilse senin de değil.” dercesine cami ile kilise karışımı bir yapıya benzeyen bu tarihi mirası resmetmek için biz de kalabalığı yarmaya çalışma telaşına düştük.
 
Hagia Sophia, hemen yanı başındaki Topkapı Müzesi’nde sergilenen koca bir tarihe bakakalıyordu. Bizse iki adım daha atarak Bizans İmparatoru I. Justinianus’a doğru giderek Yerebatan Sarayı’nın renkli ışıklar altında restore edilmiş hâliyle Medusa’ya doğru yol aldık. Yine çoğunluğu yabancı olan ziyaretçiyle birlikte suyun renklendirilmesinin etkileyici atmosferinden sıyrılıp, “İstanbul kanatlarım altında.” dedirten Hezârfen Ahmed Çelebi’yi ziyaret etmek için Galata Kulesi’ne çıkarken, İstanbul’un vazgeçilmez bir aşk olduğunu anladık. Bir kez daha içimize çekerek onun havasını soluduk.
 
Sultan Hıdır’dan Harput’a, oradan İstanbul’a uzandı yolculuğumuz. Biz Düzgün Baba’yı görme umuduyla Munzur’un buz gibi sularını vücudumuza misafir ederek kendimizden bir parça bırakmışçasına el kapısı, ekmek kapısı hududundan geçerken diğer yarımız, ekmek mücadelesinin sıcaklığında, yaz sıcaklığının yakıcılığı altında iki can bir beden gibi yaşamaya devam edecek.
 
Kültürler ve inançlar birbirlerine ne kadar tahammül eder? Bunlar, birlikte zenginliğin ne kadar farkına varır?  Bilmiyorum ama o tarih, binlerce yıldır olduğu gibi ayakta kalmaya devam edecek.
 
Ya biz?
 
O tarihin resmini çekmeye devam edeceğiz.
 

 
1000
icon
tayfun sarikaya 8 Eylül 2022 01:33

Dar ve kisa alanda böyle bir gezi ancak bu kadar cümleyle bu kadar uzun anlatilabilirdi..

0 0 Cevap Yaz
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat