15 Eylül 2019 02:00
-A +A
NUR TÜRK

GURBETÇİ KIZI

NUR TÜRK ( gazetehamburg)

Gazete Hamburg’ ta yazmaya ve siz değerli okuyucularla birlikte olmaya karar verdiğimde çok heyecanlandım. Ruhumu bir hüzün kapladı. Çünkü bende bir gurbetçi çocuğuydum.
Geçmişteki anılarımız, sanki hep uzaklardaymış gibi gelir. Oysa ilmiği kaçan bir örgü gibi sökülüverirler hem de peş peşe,  hep yakınında olmuşlar da senin haberin yokmuş gibi. Bir koku, bir isim, söz, bir manzara ya da lezzet hepsi yanın da gezerlermiş meğerse ne kadar anılarımdan kaçarsam kaçayım, onlar beni yakalıyor. Hayır, anıların olmadan, sen, sen olamazdın “diyorlar. Belki de haklılar.
Elli beş yıl öncesi, etrafı orman, dağ ve göllerle çevrilmiş, doğal güzellikleriyle cenneti andıran bu şehire, şimdi geriye baktığımda kasaba demem çok daha yerinde olur sanırım. Benim ebeveynlerim, diğer ebeveynler gibi değildi. Onlar çocuklarını korkutmak ya da ceza vermek istediklerinde ‘günah işliyorsun, canavar geliyor ’gibi söylemler söylerken benimkiler bana, özellikle annem” komünistler gelip, seni kaçırırlar” diye korkutmaya çalışırdı. Annem de biliyormuş benim canavarlardan, kendi çıkarları için uydurdukları günahlardan korkmayacağımı. Ondan dolayıdır ki kasabalar çocuklar için bir hayalettir, ıssızdır. Geceleri erken olur. Bu ıssızlığı beş yaşımdayken yüreğimde hissederdim. Bir gün anneme “komünistler canavar mı, nasıl bir şeyler. Onlar geldiğinde nasıl tanıyacağız?” diye sordum. O ‘da bana “oldukça koyu esmer tenli, saçları uzun, sakallı, kalın bıyıklı “olurlarmış dedi. Aslında söylediklerine kendisi de inanmıyordu, etrafından duyduklarını bana tasvir ediyordu. “Kadın komünist olur mu?” Diye sorduğumda verecek cevabı olmadığı için terliğini üzerime atmakla konu kapanmıştır demek istedi. O yıllarda bile kasabadan gitmek istiyordum. Ama bu kasabada çıkış kapısı çok azdı. Kapı bulmak için biraz daha büyümeliydim. Kasabaya yeni gelen her şey düğün, bayram, şenlik olurdu. Büyük şehirleri görmüş, yaşamış kişilerin anlattıkları farklı gelirdi bizlere, onun için sır olmazdı buralarda. Her kesin acısı, yokluğu, zenginliği, aşkı saklanamazdı. Biraz daha büyüdüğümde komünist bir kişinin beni kaçırmasını isterdim. Kendim için saklayacağım bir sırrım yoksa ben nasıl büyüyebilirdim. Büyüsem bile burada yaşayan kadınlar gibi kasabalı kalırdım. O, nedenle bir çıkış kapısı bulmalıydım.
İlkokul birinci sınıfındaydım henüz okuma yazmayı yeni öğrenmiştim. Nedense bu süreçte evimizin içine hüzün yerleşmişti, en çokta annem etkilenmişti. Agresifti her şeye alınıyor, hemen sinirleniyor, sevecenliğini kaybetmişti. Özellikle babama karşı. Babam ne söylerse, ne yaparsa annem memnun olmuyordu. Bir akşam annem sinir krizi geçirdi, meğerse babamın uzun zamandır uğraş verdiği Almanya’ya gitme işi olumlu sonuçlanmış, on beş güne kadar davetiyesi gelebilirmiş. Babam annemin gözyaşlarını siliyor, bir taraftan da elindeki kolonya şişesinden kolonyayı döküp, annemin ellerini ovuşturuyordu. Annem inleyerek konuşuyordu, “Ben ne yaparım? Bu çocuklarla sen yokken!” Babam annemi sakinleştirmeye çalışıyordu, “Ölmeye gitmiyorum ya, hepimizin iyiliği için gidiyorum. Birkaç yıl para biriktiririm, döner kendi işimizi kurarız, olmadı sizleri yanıma alırım.” Babam gidinceye kadar annem bu tutumunu devam ettirdi, belki kararından vazgeçiririm diye çok uğraştı ama başaramadı.
Babamın gitme günü gelmişti, onu yolcu etmek için akrabalar, tanıdıklar, komşular gelmişti, ev oldukça kalabalıktı. Babam herkesle tek tek el sıkışıp, kucaklaştı. Sıra bana gelince, eğilerek boyunu benim boyuma denk getirdi.  En yakın mesafede gözlerimin içine bakarak,
“ Kızım evin büyüğü sensin artık, babaannen, annen ve kardeşlerin sana emanet, gider gitmez mektup yazarım. Biliyorsun annen okuma yazma bilmez, onun için mektupları yabancıların yanında okuma.”
Beni kucakladı öptü gözleri nemlendi. Arkasına bakmadan tahta valizini alarak çıkıp gitti. Babamın Almanya’ya gitmesiyle hayatımızın yönü de değişmeye başlamıştı. . Yaşamımızda olumsuz giden bir şey varsa, anneme göre babamın yokluğundandı. Şehrimize kış erken gelirdi, sonbaharda sobalar kurulur, hatta yaşlılar sobalarını hiç kaldırmazlar, yaz akşamları serin olduğunda yakarlardı.
Babam gideli iki ay olmuştu. İlk mektubunu postacı getirdiğinde anneme “gözün aydın yenge” dedi. Annem utancından kızardı. Benim gözlerimin içine bakıyordu, acelesi vardı bir an önce okumamı istiyordu. Mektubu açtım ve okumaya başladım.
Pek çok sevdiğim değerli anam, ailem ve çocuklarım,
Evvela selam eder, anamın ellerinden, ailemin yanaklarından, evlatlarımın gözlerinden öperim. İnşallah iyisinizdir. Beni soracak olursanız, Allahlıma şükürler olsun iyiyim. Sizlerin hasretinden başka derdim yok. Şimdilik fabrikanın lojmanında benim gibi dört arkadaşla kalıyoruz. Burayı üç ay kullanabilirmişiz, bakalım sonrası Allah kerimdir. Burada araba parçası yapıyoruz. Çok çalıştırıyorlar. Vardiyaya kalınca ek para veriyorlar. Ben hep vardiyaya kalmaya çalışıyorum. Böyle giderse Allahlın izniyle bir yıla kalmaz, evimizi alırız. Buraları daha gezemedim. Kimseyi de tanımıyorum. Ailem, sen merak etme sizleri buraya getirmenin bir kolayını bulacağım. İlk maaşımı aldım. Ailemin adına yolladım. Buradaki banka orada olmadığından ilk önce Ankara’ya oradan da Bolu’daki bankaya gelecek. Ailem, sen tek başına bilemezsin, ton ton kızımla gidin. Artık sen bilirsin parayı nereye harcayacağını. Hepinize tekrar selam ederim. Hasretle kucaklarım.
Mektubu tekrar zarfına koydum, o zamanlardan sonra mektup saklamaya ve biriktirmeye başladım. Sonraki yıllarda özel olarak hazırladığım bir mektup kutum olmuştu. Nedense mektuplara ayrı bir değer veririm. Sanki insanlar yüzlerine söyleyemediklerini mektuba yazıyor, daha samimi ve içten olunduğunu düşünürüm. Annem sessizce ağlıyordu. Gözlerini bir noktaya dikmişti, neden ağladığını anlamadım. Mektup geldi diye sevinmeliydi, bekli de sevinçtendir, diye düşündüm. İki haftalık mücadelemiz sonunda bankadan paramızı aldık. Mark olarak gelen parayı banka kullanıyordu ne kadar geç öderse kâr ediyormuş. İki aylık kiramızı, bakkal borçlarımızı verdik. Annem yine de şikâyet ediyordu, elindeki kâğıt paraları sallayarak,
“ Hadi ısın bakalım bunlarla, paran var ama odunun yok, nereden kimden alacağız.?
Annemin bu tarz hayıflanmaları beni üzse de; sonradan anladım ki, bana tek başına yaşamayı, mücadele etmeyi, çözümcü üretken ve aydın olmayı, bir erkeğin kanatları altında olmam gerektiğini öğretmişti.
Değerli okurlar, ben yaşadıklarımı, etkilendiğim yaşanmışlıkları biraz edebiyatla, felsefeyle harmanlayıp, siz okurların beğenisine sunmak istedim. Elbette Dünya’daki ve yakın çevremizdeki bütün korkunçluk ve çirkinliklere inat, gördüklerimi, düşündüklerimi de yazacağım. Yukarıda okuduğunuz öyküyü “Elma güzeli” romanımdan alıntı yaparak yazdım. Siz değerli okurlarla yoluma devam ederken roman kahramanı “Güler’in ”yaşadıklarına devam edeceğim. Şimdilik sevgiyle kalın, diğer öykümüzde buluşmak üzere. Sevgilerimle…
 
 
 
 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı