10 Temmuz 2020 12:10
-A +A
Yasemin Murat Arslan

ERKEK ŞİDDETİNE “HAYIR” DA KADIN ŞİDDETİNE “EVET” Mİ?

Yasemin Murat Arslan ( Yazar )gazetehamburg.com

Şiddet kimin uyguladığına bakılmaksızın, şüphesiz ki birçoğumuzun onaylamadığı bir davranıştır. Eskilerde aileler kızlarını gelin ederken, “Bu evden gelinliği ile çıkar, kefeniyle gelir.” derlermiş. Ne acı bir durum! Etrafın baskısıyla, “el âlem laf eder” diye evladından vaz geçmek. 


Öyle bir çevrede yetişmiş  birinin, “kadını eşi sever de döver de” demesi, hiç de şaşılacak bir durum değil maalesef. Dayak yiyen kadınlar illaki maddi bağımlılığı olan kadınlar da değiller. Eli ayağı tutan her insan kendi ekmeğini bir şekilde kazanır sonuçta. 
 
Asıl sorun bağımlılık. Nasıl ki alkole, sigaraya, kumara, çaya ve kahveye bağımlı olabiliyorsak, bir insana da bağımlı hale gelebiliyoruz biz insanlar. Manevi açıdan bağımlılık,  maddesel bağımlılıktan daha tehlikeli. Manevi bağımlı olunca, çok güzel paralar kazanabilen kadınlar da, anne ve babası arkasında duran  kadın ya da erkek de dayak yediği eşini bırakamıyor. Bu tür insanlara sorduğunuz zaman, maalesef eşlerini sevdiklerini ve bütün yaşadıkları kötü muameleye de o yüzden katlandıklarını söylüyorlar.
 
Sizce insan kendisine saygısızlık yapan, canını yakan  birini sevebilir mi? 
Sağlıklı bir birey sevemez elbette. Ama eğer duygusal bağımlılık söz konusu ise evet, o zaman o bağımlılığı sevgi zanneden kişiler vardır. 
Konu maddi bağımlılık olsa, birçok çalışan kadın şiddete boyun eğmezdi. Birçok varlıklı, ünlü kadının da eşleri tarafından şiddete maruz kaldıklarını sık sık okuyor ve duyuyoruz. Buradan da görülüyor ki, şiddetin maddiyatla, ya da kariyerle ilgisi yok. 
Peki kadınlar hep mağdur mu? 
 
Eşine ve çocuğuna şiddet uygulayan kadınlar yok mu? 
Onlar neden gündeme gelmiyorlar? 
Kadınların birçoğu psikolojik şiddet uygulamaya daha yatkın. Bunun nedeni, “Belki bir erkeğin karşısında, bedensel olarak kendini zayıf gördüğü içindir.” diye düşünüyorum. 
Ama hem fiziksel hem de psikolojik şiddet uygulayan kişiler de az değil. 
 
Şöyle seksenlerin sonlarında, Almanya’da yaşayanlar bilir. O zamanlar, Türk televizyonu izleme imkânımız olmadığı için biz Türk aileler Türk filmi videoları izlerdik evde. Her hafta sonu bir, iki video kiralanır, bazen de birkaç aile bir arada filme bakardık. 
 
ŞİDDET UYGULAMASINA BİR ÖRNEK
 
Eski bir milletvekilinin oğluyla evli olan, şimdi hala mevcut partilerden birinin eski parti başkanının eşinin kız kardeşi, yine birçok hafta sonunda olduğu gibi aradı ve onların henüz yeni dünyaya gelmiş küçük bebekleri olduğu için bizi, kiraladıkları bir kaç tane filme onların evlerinde birlikte bakmak için davet etti. 
Gayet normal başladı film seansımız. Kısık, loş ışıklı oturma odasında film seyrediyoruz. Filmin daha henüz yarısını bile seyretmemiştik. Birdenbire ne olduğunu anlayamadan, evin hanımı eşine hem elinin içiyle hem tersiyle birkaç tokat patlattı. Hâliyle, başımı o yöne döndürdüm ve adamcağızın ağzından o an, sadece şu sözler döküldü: “Manyak bu kadın ya!” Bu erkek hem maddi hem bedensel açıdan eşinden daha güçlü olmasına rağmen birçok farklı şiddete maruz kalıyordu. Bunu, onları zamanla daha yakından tanıdıkça öğrendim. O akşam ilk defa şahit oluyordum. Benim o an için bütün konsantrasyonum bozuldu, huzursuz oldum. Ortam beni germeye başladı. Hayatımda ilk defa böyle bir manzara ile karşılaşıyordum. Her şeye rağmen filmi seyretmeye devam ettik ve gece geç saatte vedalaşıp ayrıldık. 
 
Birkaç ay sonra kızım dünyaya gelmişti ve onu rutin sağlık kontrolü için doktora götürecektik. Eski parti başkanının eşinin kız kardeşi olan arkadaşımın oğlu da kronik astım hastası olduğu için gece rahatsızlanmış, arkadaşım bana “doktora beraber gidelim mi?” diye bir teklif getirdi. Birlikte doktora gittik, içeriye girdik. Kızımın muayenesinin ardından, onun oğlunu muayeneye başladı doktor ve sordu: “Ateşi var mıydı gece?“ O da “Yoktu, o yüzden ölçmedim.” dedi. Artık emekli olma yaşında olan doktor hanım da biraz şaka biraz ciddi “Bir daha ateşini mutlaka ölçün, elinizle anlayamazsınız, eliniz sıcaksa çocuğun ateşi yok zannedersiniz, yoksa kulağınızı çekerim.” dedi. Arkadaş o anda bana döndü “Ne diyor kız bu? Kimin kulağını çekecekmiş?” dedi. Çocuğunu yarı çıplak halde çekti aldı doktorun elinden, sonra döndü arkasına, odayı terk etmeden önce doktorun masanın üzerinde ne varsa hepsini yere indirdi. 
 
Bütün doktorlar “Çocuğun astımından dolayı süt vermeyin.” deseler de o, çocuğunun vitaminsiz kalacağından korktuğu için ısrarla süt veriyordu. Çocuk çoğu kez belki nefes almakta zorlandığı ya da iştahı olmadığından yemek yemek istemiyordu ama o bir anne olarak çocuğunun zayıf kalacağından korkuyordu. Çünkü çocuk zayıf olursa, kendisinin kötü anne olarak görüleceğinden çekiniyordu.
 
“Başkaları kendisine laf söyler” diye çocuğuna ısrarla yemek yediriyordu. Bir gün yine ben oradayım ve yine yemek mücadelesine şahit oldum. Çocuk ağzını kilitliyordu yemek yemek istemediğini ifade edebilmek için. Annesi ise bu sefer de bütün mamayı, yemeği kaşık kaşık çocuğun suratına atmaya başladı, o da yetmiyor, bütün tabağı çocuğun kafasına geçirdi. Yan odadan çocuğun ağlama sesine gelen baba çocuğunu kaptığı gibi, “sen bu çocuğu deli edeceksin” dedi ve aldı duşun altına götürdü. 
Yine bir gün bana anlattığı anormal durumlardan biri, kayınvalidesi ile olan tartışması olmuştu. Kayınvalidesi ile ileri geri tartışıyordu ve bu arada hakaretvari biçimde konuşuyordu. Yalnız kayınvalidesine değildi hakaretler. “Senin oğlunu, serçe parmağımda oynatırım.” gibi birçok sözle birlikte kayınpederi için de hiç yakışık almayacak laflar söylüyordu.
 
Akşam herkes eve gelince, olaydan haberdar olan kayınpeder bir aile toplantısı düzenliyordu ve arkadaşım toplantıda ne yapıp edip söylediği her şeyi inkâr ediyordu. Kayın pederi de arkadaşımın eşi de sonuçta, kayınvalideyi “kaynanalık yapmakla” suçluyorlardı. Arkadaşım da daha sonra arkadaş olarak görüştüğü bize bu olayı, “güzel bir şeymiş gibi” gururla anlatıyordu.
 
Şimdi diyeceksiniz ki, “o kadın hasta”. Evet, doğru ben de bir, iki, üç derken anladım ki, arkadaşım hastaydı. Şiddet uygulayan diğer bütün kişiler de aynı şekilde hasta. Bir hasta kişinin etrafındaki başka insanları da hasta etmeye hakkı yok. Psikolojik hastalık tıbben bulaşıcı hastalıklar listesine alınmamış da olsa, bana göre bulaşıcı bir hastalık. Belki bir virüs ya da bakteri gibi bulaşmıyor ama psikolojisi bozuk bir insanla birlikte yaşayan insanların hem psikolojik hem bedensel birçok hastalığa maruz kaldığı bilinen bir gerçek. Nihayetinde o arkadaşın eşi de daha kırklı yaşlarında, kalp krizi geçirmiş oldu. 
 
Şiddet nasıl ki başlı başına bir ruh, kişilik ve karakter bozukluğundan kaynaklanıyor ise şiddete boyun eğmek de kişilik bozukluğundan, öz güven eksikliğinden ve bağımlılıktan kaynaklanan bir durumdur. 
Şiddet deyince, illaki sadece bedensel şiddet düşünülmemeli. Şiddetin birçok çeşidi var. 
Bedensel şiddet uygulayan insanların birçoğu, ne yazık ki psikolojik şiddet de uyguluyor. 
Nitekim eşiyle tartıştığı zaman, bu kişinin iki lafından biri “Elimi sallasam ellisi, ayağımı sallasam tellisi” gibi sözler sarf etmekti. “Ayrılırım, çeker giderim” gibi sözler dolaşıyorsa bir ailede, o aile zaten bitmiştir. 
 
Aksi takdirde bozuk kişiliklere sahip,  tahammülsüz, güvensiz, saldırgan ve kavgacı nesillerin yetişmesine sebep oluruz. Böylece şiddet, hiç eksilmeden devam edip gider. Çünkü öyle bir ailede büyüyen çocuklar da, gördüklerini aynen uygulamaya eğilim gösterebilirler. 
 
Saygı ve sevginin eksik olmadığı bir dünyada yaşayabilmemizi canı gönülden diliyorum. 
 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı