Yasemin Murat Arslan

EN KOLAY EYLEM ELEŞTİRMEK VE ŞİKÂYET ETMEK

Yasemin Murat ARSLAN/YAZAR

15 Nisan 2021 00:05
A
a
Ramazan’ın henüz yeni başladığı şu günlerde, birçoğunuzun aklından şöyle geçtiğini tahmin ediyorum: Eski Ramazanlar, eski bayramlar yok artık. Bayramların tadı tuzu kalmadı. 
Evet, eskiden yaşadığımız birçok şeyde olduğu gibi eski Ramazanlar, eski bayramlar da yok oldu. Neden diye soruyor muyuz kendimize? 
Hayır, biz şimdiki zamandaki tatsız tuzsuz yaşantıya hep bir suçlu arıyoruz ve o suçlu asla ve asla kendimiz değiliz. Zaten suçun işleyeni çok olur, sahibi olmaz, 
İlk evimizin olduğu, benim doğduğum mahalledeki çocukluğumdan hatırladığım, herkesin kalın camlı gözlüklerinden dolayı Kör Zekiye lakabıyla da andığı, yazın ortasında bile kat kat elbiseler giyen bir Zekiye abla vardı. Kadıncağız tek odalı, ahşap bir evde yaşardı ve kimsesi yoktu. Bir oğlu varmış eskiden, ölmüş diye duymuştum. Bu kadıncağızın devletten aldığı herhangi bir yardım da yoktu.
KOMŞUMUZ ZEKİYE ABLA
O zamanlar, halkın devletten beklentisi şimdiki gibi yüksek de değildi. Devlet belki halkın böyle insanlara yardım ettiğini biliyordu, belki de halkına güveniyordu, bilemiyorum. Annemler dört elti olarak her gün, Zekiye ablaya yemekle birlikte iki dilim ekmek götürürdü. Bazen de yemeği, biz çocukların taşıyabileceği şekilde hazırlayarak bizimle gönderirdi. Bir gün, ben ve ablam öğlen vakti yemek götürmüştük. Gittiğimizde Zekiye abla, yere bir sofra bezi sermiş yemek yiyordu. Geldi, aldı yemeği, bir tabağın içine döktü ve bizim kap kacağı da hemen geri verdi. Demek bir tek biz değilmişiz, Zekiye ablayı düşünen. Mahallede kendi yemeğinden bir tabak da Zekiye ablaya vermeyi akıl eden başka vicdan sahipleri de varmış. 
Gel zaman git zaman, ben daha ilkokulda iken başka bir mahalleye yeni ev yaptırdık ve oradan taşındık. Hâl böyle olunca annemin yengemlerle Zekiye ablaya nasıl ve ne şekilde yardım edebiliriz diye konuştuğunu hatırlıyorum. O sorumluluğu, bir şekilde hâlâ üzerlerinde hissediyorlardı. Günlük yemek götürmek, göndermek artık zor hatta imkânsızdı ama bir süre, çok sık olmasa da yine yemek yolladıkları oluyordu. Bu arada, Zekiye abla bizim evi nasıl, nereden buldu bilmiyorum? Arada bir çıkıp geliyor, yatıya da kalıyordu. Özellikle Ramazan’ın başladığı gece, sahur için gelirdi ve son olarak da bayram kahvaltısını yapar, giderdi. Öyle ki hep bizde kalmazdı, diğer üç yengemle bir aylık zamanı, birer haftalık bölümler hâlinde paylaştırırdı. Kendisi mi ayarlıyordu, annemler kendi aralarında mı ayarlıyordu bu programı, orasını bilmiyorum. Bu arada, banyo ihtiyacı karşılanır, çamaşırları da yıkanırdı. Her ailenin bir afacanı olur ya yaramaz çocuğu. Bizde de erkek kardeşim ve kuzenim, kadıncağızı, lakabı olan Kör Zekiye diye çağırırlardı ve Zekiye abla çok kızardı bu işe. 
ARTIK MODERNLEŞTİK, ZEKİYE ABLALAR GELEMİYOR
Artık modernleştik hepimiz. Ne biz, Zekiye ablaları düşünüp bir tabak yemek götürür olduk ne de Zekiye ablalar cesaret edip kapımıza gelebildi. Eski Ramazanlar, eski bayramlar eski insanların güzelliğiyle güzeldi.
Hiç kendimize soruyor muyuz, “Biz eski insanlar kadar güzel miyiz?” diye. Suçu Ramazan’da, bayramlarda, zamanda değil, kendimizde arayalım. 
Güzel insanlarla güzel zamanlarda; güzel Ramazanlar, güzel bayramlar görmek dileğiyle.
Hayırlı Ramazanlar!
 

 
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat