DOĞRULAR VE YANLIŞLARI

Gülseren KAYA/YAZAR

5 Haziran 2021 00:45
A
a
Biz insanlar, doğduğumuz andan itibaren yaşadığımız coğrafyanın kurallarına göre yetiştiriliyoruz, aslında sistematik bir programın öngördüğü kurallara göre hayatı öğreniyoruz.
Bu sistematik program; toplumsallaşma, sosyalizasyon ya da sosyalleşme olarak ya da toplumun mevcut değer ve normlarının bireylere öğretilme süreci olarak tanımlanabilir. Bu süreç içerisinde birey, ferdi olduğu toplum içerisinde nasıl davranacağını öğrenir.
Sosyalleşme sürecinin, bireylerin gelişimindeki amaçlarının başta gelenleri; bireylerde vicdan gelişimini içeren istek kontrolü yani nefsine hâkim olmaktır, neyin önemli olduğu, neye değer verildiği ya da ne için yaşandığına dair önemli sorulara anlam kazandırmaktır.
Meslek hayatı, cinsiyet rolleri, ebeveynlik ve evlilik müesseselerinde edinilen rollere hazırlanma ve bunları edinme de diğer gelişim amaçlarıdır.
Küçük yaşlarda başlamıyor mu “Bunu yapma!” “Şunu yapma!”’ uyarıları?
“Sen kızsın, yapma ayıp!”, “Sen oğlansın, korkma, cesur ol! Yaparsın, yapmalısın!” uyarıları gibi.
Hayatımız boyunca sosyal çevremizin belirlediği doğrular ve yanlışlar doğrultusunda hayatımızı sürdürüyoruz.
Buradaki amaç; yetişme, eğitim, sosyalleşme gibi evrelerden geçip topluma uyan bireylerin oluşmasıdır.

AİLE DEĞİL FABRİKA
 
Edepli, adaplı çocukların yetişmesi mesela...
Kime ve neye göre edepli olunur? Hangi noktadan sonra edepsiz olunur?
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bebekliğin ilk yıllarında ebeveynler öğretir.
Onlar da kendi ebeveyninden öğrendiğini çocuklarına aktarır.
Sonrasında kreş, okul, üniversite ve mesleki hayat döngüsüyle sosyalizasyonun doğruları sonraki nesillere aktarılmaya devam eder.
Mesela çocuk uslu ve iyi yetiştirilmelidir ki herkes gıptayla baksın.
Güzel kıyafetler içinde, düzgün taranmış saçlarla temiz ayakkabılarla yürürken etrafa güzel güzel gülümsemeli. Okulda başarılı çocuklar yetiştirilmeli, herkesin sevdiği, “Aferin!” dediği.
Kız çocukları özellikle daha itinalı yetiştirilir.
İyi bir aile eğitimi almış kız çocuğu iyi yemekler yapabilmeli, evi temiz olmalı.
Elinden her iş gelmeli, dikiş, nakış vs. herkese ve her şeye koşmalı.
İyi anne, iyi eş, iyi gelin olmalı.
Kadın dediğin kocasına, ailesine, yuvasına sahip çıkmalı.
Erkek çocuğu cesur ve güçlü olmalı, eşini ailesini sahiplenmeli, çocuklarının kahramanı olmalı. Otoriteyi bilmeli, gerekirse masaya yumruğu vurmalı, tuttuğunu koparmalı.
Sanki anne baba evi değil, hamarat, fedakâr kız ve kahraman erkek çocukları fabrikası mübarek.
 
EL ÂLEM NE DER?
 
Evlilik kutsal bir kurumdur, ona asla ihanet edilmemeli.
Evlilikte itaat etmeli, ne olursa olsun onu ayakta tutmalı.
İyi günde, kötü günde eşinin yanında olmalı, evlilik yemini asla unutulmamalı.
Duygular kendine saklanmalı, nefsine hâkim olunmalı.
İnsan dengini sevmeli, gönlü başka türlü kaydıysa eğer o duygular kendi içinde bastırılmalı. Asla ve asla gün yüzüne çıkmamalı.
Hayatı çoğunlukla işte bu “Olmaz!”, “Yakışmaz!” uyarılarıyla kısıtlıyoruz. Tüm bu kısıtlamalara rağmen hayatını herhangi bir şemaya göre değil de kendi doğrusuna göre sürdürenler, büyük bir ihtimalle ya dışlanıyor ya da gizli kapaklı yaşıyor.
Susturma mekanizmasının en güçlü argümanı “"El âlem ne der?” sorusunda canlanır.   
Bu yüzden birçok insan, mutsuz birlikteliklerin içinde mutluluğunu dışarıda yaşayarak sürdürüyor. Mutsuzluk düzeneğinden çıkmak istese de çıkamıyor, kurtaramıyor kendini.
 
İNSAN NASIL MUTLU OLUYORSA ÖYLE YAŞAMALI
 
İnsan nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşamalı, önce kendi mutluluğunun sorumluluğunu üstlenmesini öğrenerek.
Kendini mutlu etmesini bilen, başkalarını da mutlu edebilir.
Kendi sorumluluğunu üstlenebilen, başkasına karşı da sorumluluk taşıyabilir.
Kendine dürüst olan, başkasına da dürüst olabilir.
 
İnsan mutlu yaşamalı, diyorum.
Kendi doğrularını yaşıyor diye yargılanmadan, duygularını yaşadığı için bedel ödemeden özgürce yaşamalı.
İnsanın duygularına sahip çıkmasının, kendini ne mutlu ediyorsa o şekilde yaşamasının yanlışı nerede?
Sonuçta herkes tercihinin sonuçlarına da katlanmak durumunda değil mi?
Yoksa yanlışlar başkasının kefesinde mi tartılıyor?
 
Bence insanın doğru bulduğunu yapması veya yaşaması yanlış değil.
Yanlış olan, seni mutlu etmeyen yerde kalmak…
Hayatının efendisi sensin, sana öğretilen doğrular seni mutlu etmiyorsa hayatını yeni baştan tasarımlamak senin elinde.
Şartlarını değiştirmek senin elinde, kimseye hesap vermek zorunda değilsin.
Duygular senin duyguların, düşünceler senin düşüncelerin, hayaller senin hayallerin.
Duygularına, düşüncelerine, hayallerine sahip çık!
Düşüncelerini anlat, hayallerini yaşa!
 
Sistem sana “Bunlar yanlış.”, “Sus, sessiz ol, ayıp!” dese bile…
Bencillikle suçlansan bile…
 
Hayat senin hayatın, doğru bildiğin gibi yaşa!
Birilerinin doğruları, nesilden nesile devam etsin diye değil…
 
Unutma!
 
ÖZGÜRLÜK
 
Hayatındaki en önemli insan sensin, sana yazılan programı sil ve kendi programını kendi değerlerini, doğrularını, inandıklarını yükleyerek hayatını yeni baştan yarat ve nasıl istiyorsan öyle yaşa!
 
Bu yeni programın adı özgürlük…
 
Kendi doğru ve yanlışlarının kararını özgür iradenle verebilmenin adıdır özgürlük.
En önemlisi de aldığın kararları verirken kalbinin imzasını attığın bu programı ruhunla tamamlayabilmek
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat