17 Ağustos 2020 17:02
-A +A
Gülseren KAYA

BİZİM GECEKONDU…

Gülseren KAYA ( Yazar ) gazetehamburg.com



ÇOCUKLUĞUMDAN ANILARLA DEVAM…

İki odası, büyük bir balkonu ve balkonun altında kömürlüğü olan bir gecekondu hatırımda kalan… Çocukluğumun geçtiği evdi…
Çatısı kiremitle duvarları tuğla yerine briketle örülmüş, daha sonra kireçle badana yapılmış şirin bir gecekondu.
 
O dönemler, özel ya da hazine arsalarının üzerine izinsiz gecekondular yapılırdı. Duvarları kum, çakıl ve çimento karışımı özel kalıplarda preslenmiş briketle örülürdü, altyapısı derme çatma, çatısı genelde ahşap ya da kiremitten olan yoksul evleri.
Bu evler bir gecede yapılabildiği için adı da gecekonduydu zaten.
Bizim arsayı babam, doğru hatırlıyorsam, Almanya’dan ilk geldiği sene almıştı. Arsa bizim olduğu için gecekondumuz daha bir özenle yapılmıştı.
Evin zeminine beton dökülmüştü hatta mutfak olarak kullanılan odanın bir köşesinde çeşmesi bile vardı. Gecekondunun içinde akan suyun olması düşünülebilir bile değildi o zamanlar. Genelde mahalledeki çeşmeden kovalarla eve su taşınırdı. Bu sebepten evde suyun, elektriğin olması lükstü.
 
Pencereleri ortalama büyüklükteydi ve hırsızlar girmesin diye demir çerçeveler takılmıştı.
Oturma ve aynı zamanda yatak odası olarak kullanılan odada, duvara bir delik açılmıştı. Kışın soba kurabilmek için her şey düşünülmüştü ve hazırlanmıştı. Soba deliği kuşların yuva yapmasın diye eski gazete kâğıtlarıyla kapatılmıştı ve üzerine de naylon yapıştırılmıştı.
Kömürlüğün bir köşesi tandır olarak ayrılmış, ateş yeri hazırlanmıştı. Tehlikesizce ateş yakılabilecek bacalı bir yer hazırdı. Burada kadınlar toplanır, imece ekmek pişirirlerdi. Yığın yığın, üst üste istiflenmiş yufkalar, her eve eşit dağıtılacak şekilde hazırlanırdı.
Ekmek pişirmenin yanı sıra su ısıtılıp çamaşır da yıkanırdı kömürlükte. Banyo ihtiyacımızı büyük leğenlerde, orada giderirdik. Kömürlükte ayrıca bir horoz ve iki tavuğumuz da vardı. Her sabah yumurta arardık rahmetli ebemle.
 
AĞAÇLAR, KEDİLER VE DAĞLAR
 
Gecekondunun önünde büyük bir bahçesi vardı, bahçede bir çeşme ve arka köşede bir de umumi tuvalet.
Bahçesi çok büyüktü, çeşit çeşit ağaçlar vardı. Hatırımda kalanlar; ev ile bahçe arasında olan üç ulu kavak ağacı, hemen onların yanında bir dut ağacı ve arkasında erik, elma ve şeftali ağaçlarıydı.
 
Kavak ağaçlarının yanında rahmetli ebemin ektiği bir köşesi vardı. Orada domates, soğan, salatalık, fasulye, nane ve maydanoz yetiştirirdi.
Bahçenin etrafına taşla örülmüş bir duvar vardı. Bu bahçeyi, evi koruyan bir çoban köpeği, genelde balkonda kalan ve evin etrafında dolaşan bir kedicik yaşardı.
Tam bir doğal ortam, şimdilerde zor bulunabilen doğal ortam…
 
Bahçe yaklaşık 200 metrekarelik bir alanın üzerindeydi.
Bizim gecekondu ile yol arasında bir gecekondu daha vardı. Bulunduğumuz yer biraz tepelik olduğu için öndeki gecekondunun çatısını görebiliyorduk. Bizim arkamızdakiler de bizim çatımızı görüyorlardı.
 
Balkondaki panoramayı çok iyi hatırlıyorum, karşıda üç dağ yan yana heybetiyle duruyordu.   Kâh başı bulutlu, kâh bembeyaz karlarla örtülü, kâh güneşliydi.
O dağların ismini hiç sormadım, bilmiyorum da.
O dağlarda NATO üssü olduğunu hatırlıyorum. Bu yüzden komşu mahallenin adı NATO mahallesiydi.
Akşamları balkonda otururken gördüğüm manzaraydı bu dağlar tüm heybetiyle.  
 
Gecekondu denince fakirlik, yoksulluk geliyor hemen akla. Kirli, pasaklı bir ortam düşünülüyor hemen. Oysa bizde öyle değildi, rahmetli ebem hep şöyle derdi: “Fakirlik Allah’tan, temizlik imandan gelir.”
 
BABAYA EDİLEN DUALAR
 
Ebem sürekli bir şeylerle meşguldü; temizlik, çamaşır ve yemek gibi. Çok çalışkan bir kadındı ebem, güçlü bir duruşu vardı.
Ona “Kürt Nene” derlerdi, otoriter bir yapısı vardı ama çok merhametliydi.
Dedem rahmetli çok güler yüzlüydü, iyi niyetliydi, kimseyi kırmazdı.
Akşamları genelde elektrikler kesilince ki bu o zamanlar çok sık oluyordu, hep eskileri anlatırlardı birbirine. Ben de ikisinin arasına kıvrılıp dinlerdim dedemin hikâyelerini.
Bazen hüzünlenir bazen de gülerlerdi, çok yokluk çektik, derdi dedem. Rahmetli babam için de dualarını eksik etmezlerdi. Her seferinde “Allah razı olsun oğlumdan, onun sayesinde kimseye muhtaç olmadan yaşıyoruz.” derlerdi.
 
Belki de bu yüzden bana daha çok düşkünlerdi, başıma bir şey gelmesinden korkarlardı. Ebemin tabiriyle “Emanettim ve annemle babama döndüklerinde sağ salim teslim edilmeliydim.”
Şimdiki hayatımla çocukluğumu karşılaştırdığımda, “O zamanlar daha güzeldi.” diyebilirim. Gecekonduda büyümüş olabilirim; banyoda küvetim, isteğe bağlı sıcak, soğuk akan suyum yoktu. Belki köpüklü banyolar alamıyordum, saçlarım şampuanlarla yıkanmıyordu. Mutlu bir çocukluğum geçti ama! Tek hüznüm anne ve babamdan ayrı kalmaktı.
 
Bizim o gecekondu 60’lı yılların sonuna doğru yapılmıştı ve 70’li yılların sonuna kadar epey bir değişime uğradı.
Önce iki odaya, bir oda daha eklendi, yatak odası ayrı olsun, rahat edelim diye.
Daha sonra mutfakta bir köşeye banyo olarak kullanabileceğimiz bir yer yapıldı. Duş kabininin benzeriydi ama kabinsizdi.
Sadece leğen büyüklüğünde betondan bir zemin, su çeşmesi ve suyun dışarıya akması için bir boru vardı.
Kışın kömürlükte her banyodan sonra benim üşütüp hastalanabileceğim korkusu sarıyordu ebemi, onun için de zor oluyordu. Banyodan sonra beni sarıp sarmalar, battaniyenin altına yatırırdı.
Banyonun evin içine taşınması epey rahatlatmıştı ebemi, artık soğukta çamaşır yıkamak zorunda da kalmıyordu.
Kışın sobamızın üstünde hep içi su dolu bir güğüm olurdu, sıcak suyumuz her zaman hazırda olsun diye.
Çok rahatlamıştık çok.
 
İKİ EVE DÖNÜŞEN GECEKONDU
 
Küçük amcam evlenmeden önce, üç odalı gecekondudan ikişer odalı ortada mutfağı müşterek kullanılan iki ev oluşmuştu.
Bir çatının altında iki ayrı ev; gündüzleri birlikte, akşamları herkes kendi evinde.
Babam her izine geldiğinde evin bir yerleri onarılır, değiştirilir ya da sağlamlaştırılırdı.
 
Bizim gecekondu ile yan komşuların evlerinin arasında genelde yaklaşık bir, bir buçuk metre mesafe olurdu. Evler dip dibe de olsa yürüyecek mesafe vardı. Evlerin arasındaki bu yollar, duvarların arasından, bazen de bahçelerin arasından geçip aşağıdaki ya da yukarıdaki yola çıkardı.
 
Yağmur yağınca bu ara yolları sel basardı, önüne ne çıkarsa suya katıp süpürüp götürürdü. Pencerenin kenarına oturup izlerdim selin gücünü, akan çamurlu suyu ve sürüklediği çöpleri.
Ankara’nın kışı sert olur. Kışın ayazda yollar don olunca yürümek bayağı tehlikeli olurdu. O yüzden pek dışarıya çıkmazdık. Kışın genelde soba başında geçerdi günlerimiz.
Okula gidip gelmek benim için biraz daha zordu ve daha uzun sürerdi.
 
EMANETİ KORUMAK
 
Ben zayıf bir çocuktum, bu yüzden rahmetli ebem sürekli sırtına alırdı beni. Sırtında taşırdı, götürürdü beni.
Benim kendi başıma yürümeme izin vermezdi, “Düşersin, bir yerine bir şey olur.” diye korkardı. Emanettim ya...
 
Ebemin otoritesi beni uslu, söz dinleyen bir çocuk yaparken dedem beni sırtına aldığı zaman şımarık bir kız çocuğuna dönerdim. Dedemin sırtından inmek, kendim yürümek isterdim. İtiraz ederdim dedeme, nazım geçiyordu ya. Rahmetli dedem de sadece gülerdi, bazen beni indirirdi yere ve kendi başıma yürümeme bakardı. Bense bir iki adımdan sonra çamura batar kalırdım, çıkamazdım.
Çamurdan çekip çıkarılır, yine sırta alınıp eve götürülürdüm.
 
O gecekondu benim sıcak yuvamdı, korunağımdı, barınağımdı.
Şimdi her şeyimiz var ama gönlümüzde hep bir eksiklik hissederek, eskileri yâd ederek yaşıyoruz... Şimdi benim anılarımı kaleme alıp kâğıda döktüğüm gibi.
 
Çocukluğumda ebemin, dedemin yanında olmam, onların yanında büyümem benim için farklı ve bir o kadar da önemli bir dönem. Aslında çok şanslıyım, çünkü karakterimin güçlü yanını ebemden, sosyal yanımı da dedemden almışım.
En önemlisi de o gecekonduda yaşadığım yılların, hayatımın temelinin sağlam oluşmasındaki faktörü.
 
GEÇMİŞE GİDİŞ DÖNÜŞ
 
İnsanın gelişimi belki maddiyatla kolaylaşır, güzelleşebilir. Ama hiçbir şey benim o gecekondudaki öğrendiklerimin, biriktirdiğim anılarımın yerini dolduramaz.
Tekrar dünyaya gelsem yine aynı yerde olmayı isterdim, yine o gecekondumda yaşamayı dilerdim.
Ben o gecekondumuzu, o mahallemi, yaşadığım güzellikleri hiçbir zaman unutmayacağım.
 
Elbette bu benimkisi sadece ütopik bir dilek ve biliyorum hiçbir şeyin tekrarı yok, olmayacak da.
 
Ama yazdığım anılarım her seferinde benim için geçmişe gidiş dönüş bileti oluyor.
Hem eskiye gidip yaşadıklarımı hatırlıyorum hem de eskiyi hatırlamak bana çok iyi geliyor.
 
Umarım sizde okurken keyif alıyorsunuzdur.
 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Hasan Altun.

09:43 2 Ekim 2020

Merhaba. Gecekonduz tuzluçayırdaysa eğer Karşı dağlar Hüseyin gazi. Türbesi de var. Mamak cezaevi yamacında.
1000
Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı