17 Şubat 2020 00:43
-A +A
Ayşe KIDIR

AZERBAYCAN İLE GÖNÜL BAĞIMIZ

Ayşe KIDIR ( Yazar ) gazetehamburg.com

Sovyetler Birliği dağılana kadar Kafkaslardaki soydaşlarımız hakkında çok az bilgi sahibiydik. Hatta Kafkaslardaki soydaşlarımızın hepsini tek bir topluluk olarak tasavvur ederdik. O kadar ki, Türkiye’de Kafkaslar demek Şeyh Şamil demekti. Bugün de Şeyh Şamil Kafkasların milli kahramanı olarak bilinir, hatta Çeçenistanlı zannedilir, Dağıstanlı olduğunu Türk halkının büyük çoğunluğu bilmez. Kafkaslar denildiğinde sıra dağlarla çevrilmiş, ahalisi dağların eteklerinde meskûn, insanları savaşçı, korkusuz, yiğit, çevik kimselerdir. Ata binerler, hayvancılık ve ziraatla uğraşırlar. İnsanın kanını kaynatan kıvrak halk oyunları, zengin musikileri ve kendilerine has giyim kültürleri vardır. Kafkasları temsil eden kara kalpaklar ve beyaz kalpaklar tasavvurumuzdaki vazgeçilmez Kafkas simgesi olmuştur bizim için her zaman. Bütün bu düşüncelerin tasavvurumuzu doldurması aslında yanlış da değildir. Kadim tarihten beri Türk dilli halkların tek bir ırka mensup boylar olarak kabul edilmesi, tarihin akışı içinde her zaman var olmuş ve günümüzde varlıklarını sürdüren Türk boyları dünyanın hemen her yerinde mevcuttur. Uzak kıtalarda ve başka coğrafyalarda yaşayan Türkler hakkında zihinlerimizde oluşan tasavvur bir bakıma bizi tarihin köklerine bağlamaktadır. Geçmişte pek çok Türk boyları kurdukları devlet ve beyliklerle; “Akkoyunlu ve Karakoyunlu Devletleri, Karakeçili ve Akkeçili, Karakalpak ve Akkalpaklar” gibi muhtelif isimler altında tarihte iz bırakmıştır. Tarih boyunca Türk boylarının hepsinde kalpak başlıca yer tutmaktadır. Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Türk boylarına mensup Nogay, Çuvaş, Tatar, Uygur, Karakalpakistan, Karaçay, Kumuk, Gagavuz, Çeçen-İnguş, Kırım ve diğer bütün Türk boylarında kalpak (Börk) bugün de milli simge olarak varlığını sürdürmektedir. Günümüzde Kırgızistan’da her yıl 5 Mart “Kalpak Günü” adı altında milli bayram olarak kutlanmaktadır. Bu örnek bize şu hakikati göstermektedir; her ne kadar coğrafi olarak birbirimize uzak olsak, dil ve lehçe bakımından birbirimizi tam olarak anlamasak da yine de bizi birbirimize bağlayan o kadar köklü değerlerimiz var ki, her hali şeraitte birbirimizi kardeş olarak kabul ediyoruz. Merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in “Bir millet iki devlet” sözü aslında sadece Azerbaycan-Türkiye kardeşliğine değil, umum Türk dünyasının kardeşliğine de vurgu yapmaktadır…
Birinci Dünya Savaşı sonrası küresel ölçekte değişen yenidünya düzeni bir süre kardeş topluluklarla aramızdaki fiziki ilişkileri engellemiş olsa da gönüllerimiz her zaman beraber olmuştur. Geçmişte Türkiye’nin değişik yörelerine ait olduğunu sandığımız birçok türkünün Azerbaycan kaynaklı olduğunu bugün hepimiz biliyoruz. Mesela “Quba’nın ağ alması” türküsü “Iğdır’ın al elması” olarak Türkiye’de Iğdır yöresine ait türkü olarak kayıtlara geçmiştir. Yine Azerbaycan’ın şah türkülerinden “Sarı gelin”, Erzurum yöresi türküsü olarak söylene gelmiş, bununla da kalmayıp türkünün sözleri “Erzurum çarşı pazar” olarak değişmiştir. İlk bakışta olumsuz gibi algıladığımız bu durum farkında olmadan aslında Türk milletinin Azerbaycan’la olan gönül bağlarını bir asır boyunca muhafaza etmiştir. Türkiye’de milli marş gibi kabul gören “Çırpınırdı Karadeniz” türküsünün sözlerinin, Azerbaycan’ın istiklal şairi Ahmet Cevat’a ait olduğunu bugün artık hepimiz biliyoruz. Yine bir asra yakın Türk şair olarak bildiğimiz Elmas Yıldırım’ın  “Esir Azerbaycan’ım” şiirindeki yürek yangısının aslında doğup büyüdüğü anayurdu Azerbaycan’a duyduğu hasretin feryadı olduğunu, “Elmas Yıldırım” isminin Azerbaycan lehçesinde “Almas İldırım” olarak ifade edildiğini bilmiyorduk:
 
Hani beni gül koynunda doğuran,
Hamurumu gözyaşıyla yoğuran,
Beşiğimde “layla balam!” çağıran
Azerbaycan, benim bahtsız anam oy!
Nice yıldır Hasretinle yanam oy!
 
Selam desem, rüzgâr alıp götürse,
Ağrı dağdan Alagöz’e getirse,
Gür sesimi gök Hazar’a yetirse,
Hazar coşup zincirini kırsa oy!
Hükmetse, bu sersem gediş dursa oy!
 
Şairin, çektiği vatan hasretinin ne kadar yenilmez olduğunu 1936 yılında dünyaya gelen ikiz çocuklarına verdiği isimlerle bize anlatmak istediğini bilmiyorduk. “Eldegez” (vatanda gez) ve “Yurdavar” (vatana git) isimli ikizlerin geçirdikleri ağır hastalık sebebiyle aynı gün ikisinin de vefat etmesi şairin içindeki hasret yangısını daha da alevlendirmiş olmalı ki, bu yangının feryadını “Bir Günde Ölen İkizler” şiirinde dile getirmiştir:
Ben diyordum ki, bir gün varıp ana yurduna,
Öpersiniz anamın toz basan mezarını...
Özlediğim o günde ben ölmüş olsam, bile
Siz bensiz gezersiniz Bakü’nün Hazar’ını...
Lanet olsun bana yar olmayan bu feleğe.
Düşman kesildi bende yetişen her dileğe.
 
Bilmediğimiz o kadar çok şey vardı ki, bilinmesi gereken değerlerimizi bilinmezler içinde içimize, ruhumuza sindirdiğimizi de bilmiyorduk. Türkiye’nin Elazığ vilayetindeki gölün isminin neden “Hazar Gölü” olduğunu kimse bize anlatmadı. Fakat binlerle km uzakta, hayalimizdeki Kafkaslarda bir “Hazar Denizi” olduğunu biliyorduk. Her nedense öğretmenlerimiz, coğrafya dersinde Hazar Denizini bize öğretirken, “Hazarın Kardeşi Hazar” (A. İnaltekin) gölünü bize öğretmediler. Eski adı “Gölcük” olan Elazığ’daki Hazar Gölü’nün ismi hakkında iki türlü rivayet vardır; 1. Mustafa Kemal Paşa 1937 yılında Elazığ ziyaretinde Hazar Baba Dağına atfen “Gölcük” ismini “Hazar” olarak değiştirmiştir. 2. Rivayete göre ise, Sovyet Bolşevik yönetimine muhalefet ettiği için sürgün edilen muhacir şair Elmas Yıldırım önce Dağıstan, sonra Türkmenistan, sonra İran ve oradan Türkiye’ye geçmiş ve kendisine Türk vatandaşlığı verilen şair Elazığ’a yerleşmiştir. Şair, Azerbaycan’a olan hasretini bir nebze de olsa azaltmak için zaman zaman “Gölcük” (Hazar Gölü) kıyılarında gezer ve Hazar Denizine olan hasretini gidermeye çalışır. Elmas Yıldırım, Mustafa Kemal Paşa’nın 15 Kasım 1937’deki Elazığ ziyaretinde kendisiyle görüşür ve aralarında geçen kısa sohbette Gölcük gölünü Hazar Denizi’ne benzettiğini, gölün kıyısında gezerek Azerbaycan’a olan hasretini teskin etmeye çalıştığını söyler. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa gölün isminin “Hazar” olarak değiştirilmesine karar verir. Şairin “Gölcük’le Hasb-i hal” şiirindeki mısraları ikinci rivayetin daha kuvvet kazandığını göstermektedir:
Dalgın mavi göz gibi dert andıran dalgalar,
Coştukça gönül coşar, durma, amandır, Gölcük!
Çoktan beri kalbimin telleri oynamadı,
Derdim başımdan aşkın, halım yamandır, Gölcük!
 
Aç koynunu, uzaktan gelmişim, çok yaslıyım,
Eli, yurdu çalınmış bir garip Kafkaslıyım,
Zannetme ki, yoksulum, Kürlüyüm, Araslıyım,
Bakü’den ayrılalı yakın zamandır, Gölcük!
Her yıl Elazığ’da düzenlenen “Hazar Şiir Akşamları” Sovyetlerin dağılmasından sonra uluslararasına yayılmış, Türk dünyasının meşhur şairlerine hasredilmiş şiir akşamları düzenlemiş ve bağımsız Türk Cumhuriyetlerinden çok sayıda şairleri bir araya getirmeye devam etmektedir...
 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Nihat ünal

15:20 17 Şubat 2020

Yüreginize ve düşüncelerinize sağlık bu bağlayıcı ve yapıcı düşüncelerinizden dolayı teşekkür ederiz devamını bekleriz
1000
Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı