26 Temmuz 2020 20:34
-A +A
Abdulkadir Inaltekin

AYASOFYA TARİHİ YENİDEN BAŞLATTI

Abdulkadir Inaltekin ( Yazar )gazetehamburg.com

Ayasofya nedir?
Ayasofya, sadece Bizans İmparatorluğu’nun eseri değildir.
Ayasofya, sıradan bir kilise olmadığı gibi, sıradan bir cami de değildir.
Ayasofya, fetih öncesi Hıristiyan dünyasının, fetihten sonra İslam dünyasının temsili olmuştur. Hristiyan dünyası, bunun için Ayasofya’nın ibadete açılmasına karşı çıkmaktadır.
 
Ayasofya ismi Eski Yunancada; “aya”; “kutsal, aziz”, “sofia” ise “sophos” kelimesi kökünden gelen “kutsal bilgelik”, “ilahi bilgelik” demektir. Eski Yunancada philosophos (filozof) kelimesi de aynı köktendir. Etimolojik açıklamadan yola çıkarak Ayasofya isminin “Kutsal Bilgelik” manasına geldiğini söyleyebiliriz.
 
Arapça “sls” kökünden türeme olan  “taslis تثليث ; üçleme”, Hıristiyan dininde tanrının kutsan üçlü kimliği veya “üç kutsal tanrı” anlamına gelir.  Arapça  “üç” rakamı demek olan “selase ثلاثة” de “sls” kökünden türemedir.
Hristiyanlıkta üçlü inanış olan “teslis”; “Baba”, “Oğul” ve “Kutsal Ruh” (Ruh'ül-Kudüs) olarak kabul edilir. Kur-an’da on iki muhtelif ayetlerde geçen “Ruhu-l Kudüs” terimi için bazı müfessirler kastedilen “Ruhu-l Kudüs” İsa değil, Cebrail (a.s.) olduğunu ileri sürmektedirler.
Bakara Suresi, 87. Ayette:
“Andolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peş peşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz?”
 
Ayasofya, sadece Bizans İmparatorluğu’nun eseri değildir!
Yaklaşık 1500 yıl önce Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında katedral olarak inşa ettirilen Ayasofya’nın adı İstanbul’un fethinden önce Eski Yunanca “Agia Sofia”, Latice “Sancta Sophia”, Fetih sonrası Osmanlı Devleti tarafından resmi olarak “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi;شريف آياصوفيه ى كبير جاميي”;  (Şerefli Büyük Cami Ayasofya) olarak isimlendirilmiştir.
 

 
Osmanlı Devleti’nin muhafaza ettiği Ayasofya
Üç defa aynı mekâna inşa ettirilen Ayasofya’nın ikisi haçlı seferleri sırasında haçlı orduları tarafından yıkılmıştır. Üçüncü defa inşa edilen bugünkü Ayasofya, İstanbul’un fethinden sonra Müslümanlar tarafından ibadethane olarak muhafaza edilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet Han, Ayasofya’nın koruma altında kalmasını sağlamak için mülkiyetini kendi üzerine almış, bizzat kendi adına kurduğu vakıf tarafından Ayasofya’nın her türlü ihtiyacının karşılanmasını sağlamıştır. Marmara Yarımadası’nın deprem kuşağında yer almasına bağlı olarak Mimar Sinan başkanlığında Ayasofya’nın mimari yapısı incelenmiş ve olası depremlerde yıkılmasını önlemek için destek yapıları ile güçlendirilmiştir. Zira Ayasofya inşa edildikten sonra 13. yüzyılın başına kadar birçok defa doğal afetlere ve Haçlı savaşlarının istilasına maruz kalmış, kullanılamaz derecede yakılmış, yağmalanmış ve yeniden inşa edilmiştir.
1204 yılında Katolik mezhebine mensup Haçlıların ele geçirdiği Ayasofya, 1261'e kadar Roma Katolik Kilisesi'ne çevrildi. 1261'de Bizanslıların İstanbul'u yeniden ele geçirmeleriyle Ayasofya tekrar Ortodoks mezhebinin kilisesi olarak kullanılmaya başlandı.
Görüldüğü gibi Ayasofya, fetihten önce Hıristiyanlar tarafından defalarla istilaya uğramış ve harabeye çevrilmiştir. Ancak fetihten sonra yeniden abat edilen Ayasofya camiye çevrilmiş ve günümüze kadar birçok depremler geçirmiş olmasına rağmen hiçbir zarar görmemiştir.
Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine karşı çıka Hıristiyan devletler bu tarihi gerçeği çok iyi bilmelerine rağmen Hıristiyanlık taassubu içinde İslam düşmanlıklarını sürdürmektedirler…
 
Eski Osmanlı coğrafyalarında kiliseye çevrilen Türk mimari eserleri
Günümüzde 18 ülkede 329 cami, mescit, tekke, türbe ve diğer Türk mimari eserleri kiliseye çevrilmiştir. Bu ülkeler Azerbaycan (Rusya’nın Azerbaycan’ı işgalinden sonra), Bosna Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Ermenistan, Güney Kıbrıs, Gürcistan, Hırvatistan, Kırım, Kosova, Macaristan, Makedonya, Moldova, Romanya, Sırbistan, Ukrayna ve Yunanistan’da kiliseye dönüştürülen 329 Türk mimari eserlerinin yanında tamamıyla yıkılarak yok edilen eserlerin sayısı ise binlerle ifade edilmektedir.
Hâlbuki Osmanlı Devleti istese idi, fethettiği coğrafyalarda önceki kültürlere ait bir tek iz dahi bırakmadan her şeyi yok edebilirdi. Aksine, camiye çevrilen kiliseler bu sayede korunmakta ve ayakta kalmaktadır. Gerek fetihlerden sonra, gerekse Birinci Dünya Savaşı sonrası zaman içinde gayrimüslimlerin başka ülkelere göç etmesiyle Hıristiyan mabetleri sahipsiz ve bakımsız kalmış, birçoğu kullanılamaz hale gelmiştir. Osmanlı döneminden günümüze kadar zaman içinde Türk Devleti tarafında pek çok kilise, havra, manastır ve ruhban okulu esaslı tamir edilerek yeniden hizmete açılmıştır.
Müslüman Türk milletinin sahip olduğu asalet tarih boyunca Hıristiyan dünyasını etkilemiş ve İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in huzuruna çıkan Lukas Notaras, o meşhur sözünü söylemiştir:
"Konstantinopolis'te Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlerim". [1]
Ayasofya tarihi yeniden başlattı. Dünya, insanlığın ortak yaşadığı Allah’ın mülküdür. Hiç kimse kendisini ilahi gücün üstünde göremez. Avrupalı güçler, dünyanın barış ve huzurunu bozmaya devam ettikçe daha çok şey kaybedecektir…



[1] Işık, Hidayet (Mayıs 2010). "İstanbul'un fethi ve Fatih'in dünya başkenti hayali".
 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Yazarlar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı