14 Şubat 2017 13:48
-A +A
Abdulkadir Inaltekin

ASYA-AVRUPA-AB ÜÇGENİNDE AVRUPALI TÜRKLER

Tarihi boyunca gelişmelere bağlı olarak kıtalarla ilgili bilgiler siyasi, iktisadi ve coğrafi olarak sürekli değişmiştir. Günümüzde Avrupa olarak bilinen ve Balkanları da içine alan bu kıta tarihin akışı içinde çok değişimlere uğramıştır. Avrupa teriminin etimolojik kökeni ilk çağlara kadar uzanır. Sami dillerdeki “güneşin battığı taraf” anlamına gelen “Ereb” ya da “İrib”  kelimesi sonraki dönemlerde “Yewrep” ve “Yurep” şeklinde Fenikelilerden Yunanlılara geçmiş ve  “Evropa” şeklini almıştır. Arap ve Fars dillerinde de “Urup” ve “Urupa” şeklinde kullanılan Avrupa deyimi esasen Ege denizi çevresinde yaşayan insanlar tarafından denizin batısında kalan topraklara verilen isimdir.
Aynı şekilde doğuda kalan yerler için de “güneşin doğduğu taraf” anlamına gelen “Açu” veyahut “Asu” kelimesi “Asia” şekline dönüşmüş ve günümüzde “Asya”  olarak kullanılmaktadır. Eski çağlardan beri sadece Ege kıyılarındaki bölgeler için kullanılan Asya ve Avrupa deyimlerine bugünkü anlamları yüklenerek “Avrupa kıtası” ortaya çıkmıştır. “Avrupa” deyiminin terminolojisine bakıldığında ne Avrupa medeniyeti, ne de Avrupa kıtasının bugünkü sınırları yoktur. Birinci Dünya Savaşı’dan sonra yeniden şekillenen dünya haritası içinde Avrupa, Türkiye’yi ikiye ayıran İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasından başlatılmaktadır. Buna göre Türkiye için, iki kıta üzerinde yer alan ülke yakıştırması yapılmıştır. Osmanlı’da İstanbul Boğazı’nın Avrupa yakasına Rumeli, Asya yakasına Asya veya Anadolu denmiştir. Anadolu terimi de Yunancadır. Yunanlılar Karadeniz, Akdeniz ve Ege denizi arasında kalan yarım adaya “ή άνατολή” (anatole) demiştir. Güneşin doğduğu yer anlamına gelen “Anatoli” veya “anatole” terimini eski Yunanlılar kendilerine göre güneşin doğduğu tarafta kalan Romalılar için “Thema Anadolia” (Anadolu Topğı) ismini vermişlerdir. 13. Yüzyılda Selçukluların Anadolu’ya yerleşmesi ile Anadolu terimi bölge olarak, Osmanlı döneminde, Sivas ve Kastamonu’yu içine alan eyalet olarak, Cumhuriyet döneminde ise bugünkü bilinen sınırları kapsayan topraklar için kullanılmaya başlanmıştır.
1316 – 1360 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen ve Rumeli Fatihi olarak bilinen Süleyman Paşa veya Süleyman Gazi, Orhan Gazi’nin büyük oğludur, annesi ise Nilüfer Hatun’dur. Süleyman Paşa’nın 1353’de Çanakkale Boğazı’nı geçerek Gelibolu’ya adım atmasıyla Türkler Avrupa’ya açılmaya başladı. İstanbul’un fethinden sonra (1453) Rumeli yakasından başlayarak, yani denizin ikiye böldüğü İstanbul Boğazından Avrupa’ya yeni bir ufuk açılmış oldu. Balkanların fethinden sonra Osmanlı’nın fetih seferleri Batı Avrupa içlerine doğru genişlemeye başladı. 1526’da Osmanlı Devletinin Macaristan’ı fethetmesinden üç yıl sonra 1529’da başlayan 1. Viyana Kuşatması başarısız olmasına rağmen Avrupa devletlerinde büyük korkuya neden oldu. Papa XI. İnnocentius ve Avrupa devletleri bu durumdan hem çok rahatsız oluyor, hem de büyük korku taşıyordu. Avrupa’nın korkusu, Türklerin Avrupa’yı fethedip sonra da İslamlaştıracağı endişesinden kaynaklanıyordu. Zira Osmanlının siyasi ve kültürel etkisi Avrupa’yı sarmaya başlamıştı. Papa XI. İnnocentius, Türklerin Avrupa’daki ilerleyişini durdurmak için Avrupa devletlerine “Kutsal İttifak” çağrısı yaptı. Binaenaleyh 2. Viyana Kuşatması’nda (1683) Osmanlı Devleti’ne karşı kurulan “Kutsal İttifak” Avusturya’nın fethedilmesini engellemiştir. Osmanlı Devletinin Avrupa kıtasındaki hâkim gücü 17. yüzyılın sonlarına kadar sürdü. Batılı kaynaklara göre 19. Yüzyıla kadar Osmanlı devleti Afrika, Arabistan, Hindistan, Türkistan (Orta Asya),  Kafkaslar ve Balkanlar’da etkisini sürdüren en güçlü devletti. Balkanların fethi ile 14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’ya yerleşen Türkler Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Kosova (de facto), Macaristan, Makedonya, Moldova, Polonya, Romanya, Sırbistan, Slovakya, Ukrayna, Voyvodina (Özerk bölge) ve Yunanistan’ı içine alan Avrupa topraklarında 550 yıllık tarihe sahiptir. Türk kültürü, Balkanlarda ve Batı Avrupa içlerinde asırlar boyu kalıcı hale gelmiştir. Balkanlar’da yaşayan Türkler, başka din ve ırka mensup milletlerle Osmanlı döneminde yüzyıllar boyu huzur ve barış içinde yaşadılar.
Günümüzde Avrupa’da yerleşik olarak yaşayan 15 milyon Türk 550 yıldan beri Avrupa’da ev sahibidir. Osmanlılar Avrupa’da siyasetin, bilimin, ticaretin, eğitimin, kültürün, sanatın, mimarinin, sporun, STK vakıf ve cemiyet geleneğinin temelini atmıştır. Neredeyse hayatın bütün alanlarında Türkler asırlar boyu Avrupa’ya yenilik kazandırmış, farklı toplumlarla ve kültürlerle birlikte yaşamanın nasıl olacağını öğretmiştir. Savaş, sömürge, ırkçı ve dinsel düşüncelerin bertaraf edilip, çok kültürlü ve barış içinde yaşamanın en güzel örneğini Osmanlı Devleti 550 yıl Avrupa’da sağladığı barış ortamında sürdürmüştür. Osmanlı Balkanlardan çekildikten sonra Avrupa’da Müslümanlara karşı mütemadiyen baskı, zulüm, göçe zorlama ve soykırım uygulanmıştır. Avrupa’da kalıcı olan Türkler 21. yüzyılda Asya-Avrupa-AB üçgeninde yeni bir kültürel kimlikle ortaya çıkacaktır. Bu oluşum Avrupa’ya, “öteki” kimliği kabullenme ve azınlıklarla bir arada yaşamanın kültürel zenginlik olduğunu gösterecektir. Eğer Avrupa, tarihte yaptığı hatalardan ders çıkartabilirse…

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv