23 Ağustos 2020 23:36
-A +A
Yasemin Murat Arslan

ALMANYA’DA KARAKOLA DÜŞMEK

Yasemin Murat Arslan ( Yazar )gazetehamburg.com

Her ülkenin farklı kuralları, kanunları ve cezaları vardır. 
Bu kurallar, kanunlar ve cezalar halkın düşünce ve davranışları ölçü alınarak ayarlanır.
Mesela Türkiye’de belediye otobüslerine, metroya binerken kartınızı basarsınız ya da özel kartınız varsa şoföre gösterir, binersiniz. 
 
Almanya’da günümüzde bilet göstermek şart olsa da eskiden öyle bir şey yoktu.
Almanya’ya yeni geldiğimde, en çok dikkatimi çeken şey, biletleri kimsenin kontrol etmiyor olmasıydı.
 
Tabii ki bilet alınıyordu ama her zaman kontrol yapılmıyordu. Bir tanıdığım beni uyarmış,   “Arada bir resmi kıyafetli birkaç kişi tren ya da otobüse ve biner ve biletini görmek ister. Biletini göster yoksa 40 mark ceza ödemek zorunda kalırsın. Kontrolcüler hiç beklenmedik bir zamanda gelebilir.” demişti.  
 
İKİ DURAKLIK YOLCULUĞUN GETİRDİKLERİ
 
Aradan birkaç ay geçmiş olmasına rağmen kontrolcüleri henüz görmemiştim. Bir arkadaşımla bir davete gitmek için yola çıktım. Bulunduğum semtten trenle sadece iki durak gitmem gerekiyordu ve oradan arkadaşımın ailesinden biri, bizi gideceğimiz davete arabayla bırakacaktı. 
 
Evden çıkmadan önce yaptığım kısa alışverişte, her zaman kullandığım çantanın dışında bir başka çanta kullandığım için cüzdanım yanımda değildi. Bilet almak istediğimde, cüzdanımın olmadığını fark ettim ve gideceğim yere de geç kalmak istemediğim için eve geri dönmedim.  
Sadece iki durak sonra ineceğim için trene bilet almadan bindim. 
 
Ben iki durak gittikten sonra trenden inerken iki kişi, kapının iki yanından yolumu kesti. Henüz daha yeni Almanca kursuna gidiyordum, çok fazla Almancam yoktu ama bilet sorduklarını anlamıştım fakat anlamıyor gibi yapmaya çalıştım.
 
Daha çok yaklaştılar ve geçecek yer bırakmayacak şekilde kestiler önümü. Onlar kaçacağımı düşündü ama yakalandığımda 40 markı ödemeyi göze almıştım zaten ve kaçmayı da düşünmüyordum. 
 
Sonra beni bizimle gelin, diyerek tren istasyonlarında eskiden bulunan küçük bir büroya götürdüler ve benden 40 mark istediler. Bana söylenilenleri anlıyor olsam da derdimi henüz anlatamıyordum. Yanımda 40 markım olsa bilet alırdım. Tekrar eve gidip zaman kaybetmemek için girmiştim bu riske ve maalesef ilk bilet kontrolcüleriyle böylece karşılaşmış oldum. 
 
“40 mark verirseniz gidebilirsiniz, yoksa polis çağıracağız.” dediler. Telefon etmek istediğimi söylemeye çalışıyordum, izin vermediler. Ben de çantamı açtım ve içini gösterdim, “Param yok.” dedim. Yalnızca üstünde ailemden birisinin isminin yazdığı, telefon numaralarının bulunduğu bir defter vardı çantamda.
 
Bana bir form verdiler, “Doldurun bu formu bırakalım, gidin.” dediler. Bu arada, o defteri almışlardı, açtılar, evirip çevirdiler. Forma, adımı, soyadımı ve adresimi yazdım, telefon numaramı ise ezbere bilemediğim için yazmadım. “Burada bu isim yazıyor, siz neden Yasemin yazdınız?” diye sordular. Ardından aynı formdan bir tane daha uzattılar ve doğru yazmazsam polis çağıracaklarını yinelediler. Ben aynı şekilde kendi ismimi, soy ismimi, adresimi yazınca, “Tamam.” diyerek polis çağırdılar.
 
O ara anladım ki onlar benim yanlış isim verip, cezadan kaçmaya çalıştığımdan şüphe etmişlerdi. Kendi ismim yerine, ellerindeki defterde yazan ismi yazsaydım sorun çıkmayacaktı. Polisler geldi, “Bizimle gelin!” dediler. İki polis iki yanımdaydı, o an “Yer yarılsa da yerin dibine girseydim.” dedim çünkü herkes bana bakıyordu, bense nereye bakacağımı bilemiyordum. 
 
KARAKOLLA İLK KEZ TANIŞMAK
 
Oradan çıktık, polis arabasına bindik. Hayatımda ilk defa bir polis arabasına biniyordum. Karakolun nasıl bir yer olduğunu yakından görecektim. Hauptbahnhof’daki bir karakola girdik. O arada “Telefon etmek istiyorum.” dedim, “Hayır.” yanıtını aldım. Beni bir odaya kapattılar. 
 
Bir baktım, duvarlarda bir sürü isim yazıyor. O anda “Bu kişilerin hiçbiri kalmamış burada, onlar çıktıysa ben de çıkarım.” diye düşündüm ve oturdum. Camdan yan tarafta çalışan polisleri izliyordum ki biri geldi, aradaki perdeleri kapattı. Kendine devamlı farklı hobiler bulan biri olarak, o aralar büyük bir iştahla şal ördüğüm için çantamdaki yeni başladığım örgüye yöneldim.   
 
En azından “buluşacağım arkadaşımın benim gelmediğimi evi arayıp bir şekilde bildireceği, sonunda ailemin beni arayıp bulacağı” düşüncesi, tedirgin olmamam için yeterli geliyordu. Nihayet ailem o şekilde beni aramaya başlamış. Benim bulunduğum karakol da dâhil olmak üzere bütün hastanelere ve karakollara beni sormuşlar ve hepsi “Burada öyle birisi yok.” demiş. 
 
BİTMEYEN SORGULAMALAR
 
Bir ara iki polis içeriye girdi. Biri, öğrendiği üç beş Türkçe kelimeyle tercümanlık yapmaya çalışıyordu. İçeri girer girmez “Allah’a ısmarladık” dedi. Bir form da o çıkardı ama bana vermedi. Bana “Adın ne? Soyadın ne? Doğduğun yer neresi?” sorularını yönlendirdi. Ben, onun okuduklarını anlamakta zorlanınca, formu elinden alarak doldurdum ve verdim. Bunun üzerine ikisi de gitti.
 
Daha sonra, biraz önce gelen kadın polis başka bir erkek polisle birlikte içeriye girdi. Erkek polis ısrarla birkaç kez benim Fatma Arslan olduğumu söyledi. Benim de onu her seferinde “Yasemin Arslan” diye düzeltmem üzerine kadın polis araya girerek erkek polise çıkıştı ve “Yasemin” olduğumu ifade etti. Anlaşılan, aradıkları Fatma diye biri vardı ve erkek polis “Fatma’yı bulamıyoruz, bari bulduğumuzu Fatma yapalım.” diyordu.  
 
Neyse, birkaç saat sonra beni tekrar arabaya bindirdiler. Bu sefer Berliner Tor’daki karakola geldik. Telefona yöneldim, aramak istediğimi söyledim gene “Hayır.” dediler. İçeriye girince ne göreyim? Orada aileden biri beni bekliyor. Sevinçle ona doğru gidiyordum ki engel oldular ve yine bir odaya kapatıldım. Bu kez yalnız değildim, hippi tipli bir kadın daha vardı içeride. Biraz sonra, ailemden beni arayan kişiyi de yanıma getirdiler.
 
Ona kısaca durumu anlattım, “Yapmasaydın keşke!” dedi. “Biraz geç gitsen ne olurdu? Böyle daha çok zaman kaybettin.” dedi ve kapıya vurup çıkmak istediğini söyledi. “Olmaz” dediler. O da “Beni hangi gerekçe ile kapatıyorsunuz?” diye sordu. “Siz, kendiniz istediniz.” yanıtını verdiler.
Aile üyem ayağıyla kapıyı tekmeleyince çıkmasına izin verdiler. Hemen arkasından beni de çıkardılar. Yan tarafta başka bir odada kollarımı kontrol ettiler, boyumu ölçtüler. Önden, sağdan ve soldan resmimi çektiler ve birkaç boş formu imzalattılar. Dosyamı hazırlıyorlardı yani. O ara içeriye iri yarı bir polis girdi, yumruğunu masaya vurarak oradakilere bağırdı, bütün imzaladığım formları yırttı.
 
TANIDIĞINIZ YOKSA…
 
Sonra bana döndü ve “Benimle gel.” dedi. Beraberce asansöre bindik, “Şimdi nereye götürüyorlar?” diye soruyordum ki kendime, yukarı çıkarken bana bildiği kadarını Türkçe, bilmediği yerlerde el işaretiyle “Ben, L arkadaş. L yukarıda bizi bekliyor.” dedi.
O kişi, benim resmimi çekip bana formlar imzalatanların komiser pozisyonunda amirleri idi.
 
İnsanın öyle bir tanıdığı yoksa belki de aylarca mahkeme karşısına çıkmak için bekleyecek, yok yere aylarca, belki de yıllarca tutuklu kalabilecek.  
 
Özellikle benim de o zamanlar yaptığım gibi gençlerin çoğu kanun ve kuralları çiğnemeye eğilim gösterebiliyor. 

 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı