ALMANYA’DA BİZİM HİKAYEMİZ 3

Gülseren KAYA ( Yazar ) gazetehamburg.com

20 Temmuz 2020 21:35
A
a
Almanya bizim vatanımızın yerini aldı almasına da çocuklarımızın da anavatanı oldu. Burada doğup büyüyen bir çocuğa, köklerinin nereden geldiğini bunu ona yaşatmadan nasıl anlatabilirsiniz ki? Aslında onun vatanı doğmadan önceden belirlenmiştir ve değiştirilemez de.
 
Bundan önceki yazılarımda birinci ve ikinci nesilden bahsetmiştim, şimdi de üçüncü nesilden bahsedeceğim.
Birinci nesil geldiği ülkedeki kültürel ve sosyal gelişimi göremeden, yaşayamadan, maalesef ki geldikleri noktada kalarak yıllarca Almanya’da yaşadılar. Geldiklerinde birlikte getirdikleri değerleri, onların yoldaşı oldu bu gurbet ellerinde. Çocuklarına birlikte getirdikleri, bildikleri ve tanıdıkları kültürel değerlerini vermeye çalıştılar, tabii ki bozulmasına ve değiştirilmesine izin vermeden.
 
Bu yüzdendir ki Türkiye’deki Türkler ile Almanya’daki Türkler arasında çok büyük bir fark var. Bu yüzden ki iki dünyada da yerimizde rahat edemiyoruz.
Burada yabancıyız, Türkiye’de Almancı.
 
Evlatlarımız üçüncü nesil olarak ana dillerini yarım yamalak öğrenebildiler, peki ya dördüncü nesil? Onlar Türkçe dilini okullarda öğrenebildiler mi? Öğrenebildilerse hangi şartlarda öğrenebildiler? Peki kültürel eğitim, o hangi şartlarda verilebildi?
 
Yaklaşık 60 yıl sonra burada ciddi bir toplumsal değişim yaşadık, köklerimizi bu topraklara saldık ve artık meyvelerimiz vatandaki meyvelere benzemiyor. Çocuklarımız entegrasyon adı altında, yaşadıkları topluma uyum sağladılar. Okul öncesi ve sonrasındaki eğitim, onların bu topluma sistematik bir şekilde uyumunu kolaylaştırdı. Çocuklarımız buradaki hastanelerde dünyaya gözünü açtıklarında, ilk duydukları kelimeler doğal olarak Almancaydı. Sonrasında kreşlerde Alman eğitmenlerin eline teslim edildiler çünkü anne çalışma hayatına devam etmek zorundaydı. Çocuklar kişilik ve karakteristik gelişimi için en önemli yaşlarında, kreşlerde Alman eğitmenlerinden aldıkları Alman kültürü ile yetiştirilerek büyüdüler. Daha sonra okul eğitimi aynı şekilde, Alman öğretmenleriyle devam etti. Anlayacağınız, aile ne kadar kendi kültürel bilgilerini çocuğuna vermeye çalışsa da Alman kültürü doğal olarak daha baskın çıktı.
Kimi aileler “Türkçe dilimizi bilsin yeter.” diyerek yetinirken bazıları da ısrarla eksik yanını doldurmaya çalıştı.
 
Burada dernekler, camiler kuruldu, böylelikle kültürel ve dini eğitim başlatıldı. Müzik eğitimi, saz kursları, folklor grupları vs. düzenlendi. Geleneklerini, göreneklerini derneklerde, dini görevlerini de camilerde yerine getirebilir duruma geldiler.
Multikültürel bir toplumun içinde, diğer kültürlerle birlikte büyüdü ikinci ve üçüncü nesil. Bizim resmî ve dini bayramlarımızın yanı sıra Hristiyanların Noel ve Paskalya bayramlarını da kutladılar. Evlerde Cumhuriyet Bayramı’nda bayraklar asıldıysa, Noellerde de çam ağaçları süslendi.
 
DİL BAŞARININ SIRRIDIR
 
Üçüncü hatta dördüncü nesil artık burada yaşıyor, bizim gurbetimiz onların “Heimat”ı yani vatanı oldu. İyi olan yan; çocuklarımızın dil sorunu yaşamadan var olan olanakları kullanarak kendilerini geliştirebilmeleri, kötü olan yön ise onların atalarının geldiği ülkeyle, tatil dışında herhangi bir bağlarının olmamasıdır. 
 
Burada ailenin vereceği eğitimin önemini vurgulamak istiyorum. Ana dilini doğru öğrenmiş ve doğru konuşabilen bir insan ancak başka bir dili de doğru ve gerektiği gibi öğrenebilir.
Yaşadığı ülkenin diline hâkim olmak, kişiyi mesleki hayatında ve diğer alanlarda da başarılı kılar.
Bugün Alman siyasetinde Türkiye kökenli vekillerimiz varsa, bunun en büyük sebebi;  yukarıda belirttiğim gibi Almancaya hâkim olmaları ve iyi bir eğitime sahip olmalarıdır.
Dil başarının sırrıdır.
 
Madalyonun diğer yüzü ise burada doğan, bu kültürle büyüyen ve hatta Alman kimliğini taşıyan çocuklarımızın, kökenlerinden dolayı hiçbir zaman buraya ait olamayacaklarıdır.
Ne kadar da çok kültürlü bir toplumda yaşasak da biz burada “yabancıyız” ve “yabancı” kalacağız. Irkçı zihniyet senin ne derece entegre olduğuna, başarına ya da ödediğin vergilere bakmıyor. Gerektiğinde, hepimiz “yabancılar” olarak kategorize edilebiliyoruz.
 
Kızım üçüncü nesil olarak Hamburg’da doğdu ve büyüdü. Mesleki eğitim sürecini bitirdikten sonra ticaret odasında sözlü sınavını verirken yaşadığı bir olay, bunun en güzel kanıtıdır. Kızım sözlü sınavı için odaya çağrılır, isimden dolayı yabancı kökenli olduğu anlaşıldığında, ilk soru “Nereden geldiniz?” olmuş. Kızım da Hamburg’da doğduğunu ve buralı olduğunu söyleyince, komisyondaki görevli alaylı bir şekilde gülmüş. Sonra Almancayı nerede ve nasıl öğrendiği sorulmuş. İnanılır gibi değil, burada doğup büyüyen bir çocuğa, bu sorunun sorulması gülünç ve onur kırıcı. Kızım da burada doğduğunu tekrarlayınca, görevli ısrarla kızımın Almancasına takmış. Kızım bu konuşmaya anlam veremediğini, buraya sınav amaçlı geldiğini söyleyince görevli, kızımın Almancasını çok beğendiğini söylemiş ve aksansız konuşmasını övmüş.
 
Bu konuyu kızımla daha sonra çok konuştuk, üzülmüş ve incinmişti. Ötekileştirilmek, doğduğu toplumdan ayrıştırılmak incitmişti kızımı.
Aslında bu övmenin altında bir ötekileştirme, at gözlüğüyle bakış ve ırkçılık yatıyor.
İşte hepimiz; birinci, ikinci, üçüncü hatta dördüncü nesil bu ve buna benzer şeyleri yaşıyoruz ve yaşayacağız da. Adımız ve soyadımız bizim burada bir yer edinmemizin engelidir.
 
SİYASETE VE TOPLUMSAL FAALİYETLERE AKTİF KATILIM
 
Peki, çözüm ne?
 
Çözüm, bence burada lobi faaliyetlerine ağırlık vermekte. Bu toplumda yer ve söz hakkımızın olmasını istiyorsak, toplumun önemli kesimlerindeki çalışmalara yönlenmeliyiz, aktif katılmalıyız. Okullardaki veliler birliğinde, sendikalarda hatta siyasette de partilere üye olmalı ve aktif çalışmalıyız.
Üye sayısı ve aktif çalışanlar çoğalınca verilen her oy farklı bir ses getirir ve haliyle ağırlığını gösterir.
Örnek olarak veriyorum; eğer Alman partilerinde üye sayımız daha çok olsaydı, meclisteki Türk kökenli politikacıların durumu daha farklı olurdu. Şu an meclisteki vekillerimiz bizi temsil ediyor sanılsa da aslında onlar, partilerinin seçimler doğrultusunda seçtikleri ve sundukları adayların dışında yer almıyorlar. Onları mensup oldukları partileri aday olarak seçtiler, peki neden özellikle onları seçtiler? Partilerinin siyasi çalışmalarında buradaki Türklerin sorunlarını çözsünler, onlarla ilgilensinler diye mi?
 
Hayır, buradaki asıl amaç seçimlerde onların çevresinden oy toplamaktan ileriye gitmiyor. Amaç Türk adaylardan dolayı Türkiyeli seçmenlerin oylarını toplamaktır. Bu benim düşüncem; milletvekillerimizin, hangi partiyi temsil ediyor olursa olsunlar, bilgilerine deneyimlerine ve bugüne kadar yaptıklarına sözüm yok. Lütfen, kimse alınmasın.
Seçilen milletvekilleri de oylar nereden kimden gelirse gelsin, partinin tüzüğü doğrultusunda çalışmak mecburiyetindeler. Parti tüzüğünün dışına çıkamazlar. Ama seçmenlerin çoğu, maalesef ki bu beklentiyle oyunu kullanarak gönlündeki vekilini destekliyor.
 
Parti ya da sendikadan örnek verdim çünkü ancak üyelerinin sayı durumuna göre tüzükler de değişime uğrayabilir. Tüzük değişirse sosyal ve iç faaliyetler de değişime uğrar.
Güç asla fiziki olmamalı, aklımızı kullanarak hareket eden bir topluluk olmalıyız. Bu da ancak geldiği kültürü unutmadan, burada bilimsel eğitimini almış ve her alanda kendini yetiştirmiş nesillerle olabilir.
 
YA DEĞİŞİR YA BÖYLE KALIR
 
Bizler fiziki olarak burada ruhen Türkiye’de yaşıyoruz. Bu, sosyal ve güncel hayatımıza da haliyle yansıyor. Bizden sonraki nesillere de bu yönde örnek oluyoruz.
Yaşadığımız ülkede, şehirde neler oluyor kimse aslına bakarsak fazla ilgilenmiyor. Araştırıp soruşturmuyor, olaylara detaylıca bakmıyor. Hâlbuki burada yaşıyorsak, yaşadığımız şehirde olan bitenler bizi de ilgilendirmeli.
 
İlgilenenlerde elbette vardır, onlar da zaten kendi penceresinden olaylara farklı bakıyor ve farklı yaşıyor. Hatta bazıları buradaki Türklerden tamamen soyutlanmış olarak yaşıyor.
Bu konu hakkında yazacak elbette daha çok şeyler var, ben bu yüzden konuyu fazla uzatmayacağım, sadece düşüncelerimi tırnak içinde belirtmek istedim.
 
Almanlardan hep bizi sevmelerini bizi anlamalarını bekliyoruz, peki, biz onları ne kadar seviyoruz, anlıyoruz? Onları anlamak amaçlı hangi adımları attık?
 
Her iki taraf da kendi yağında kavrulurken hiçbir sorun çözülemez. Sadece hayatına bir şekilde iyi veya kötü devam edersin.
 
60 küsur yıldır Almanya’dayız, artık doğru adımlar atmanın zamanı gelmedi mi?
 
 
 
 

1000
icon
Fevzi korucu 21 Temmuz 2020 20:19

Gülseren hanım Elinize kaleminize sağlık çok güzel dile getirmişsiniz Maalesef üçüncü nesil çoğu şeylerden eksik kalıyor çoğu Türkiyeye gitmiyor akrabaları tanımaz oldular Türkçe bilselerde dilleri almancaya kaçıyor o yüzden bizlere çok şey düşüyor.Saygılarımla Fevzi korucu

0 0 Cevap Yaz
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat