AKIL, BİLGİ VE VİCDAN- İNSANLIK VE ÇEVREMİZ

Nilgün Batıyeli/YAZAR

4 Temmuz 2021 22:39
A
a
Bugün, izninizle size yaşadığım ortamın gerçeklerinden bahsetmek istiyorum zira ülkenin her alanında yaşadıklarımızı mit, felsefe ve tarihte karşılıklarını bulmak ve onlara bağlamak mümkün değildir.
Konu dünya gezegeninin genel olarak nasıl tüketildiği olacaktı ancak durup, düşününce önce herkesin kendi kapısının önünü süpürmesi gerektiğini hatırladım.
Bu nedenle tükettiğimiz Marmara Denizi’ni hatırlatarak, yalnızca Ege ve Karadeniz’i de yok etmeden bilgili ve vicdanlı birilerinin dibi de kapsayarak gerekli çalışmalara başlamasını değil, başlamış olmasını dileyip müsilaj konusunu geçiyorum.
Size 22 yıl önce ailemin sahibi olduğu Didim ilçesinin Akbük mahallesindeki yazlığımızın çevresinin dünkü ve bugünkü hâlinden bahsetmek istiyorum.
İHTİŞAMLI DOĞA MANZARASI
Geriye dönüp o eşsiz koyun o günden bugüne gelişini sizinle paylaşmak istiyorum.
O günlerde bütün koy, komple sit alanı ilan edilmiş bulunuyordu fakat bu koskoca araziye bin konutluk site yapılmasına nasıl olmuşsa göz yumulmuş ve ailem de oradan ev alanlardan biri olmuştu. Sit alanı ilan edildiğinden tapular ancak 12 yıl sonra verilebildi. Kimse “Burada inşaat yapamazsınız.” dememişti neticede.
O tarihte sağ olan babam Parkinson hastalığına yakalandığından onun giderek yürüme zorluğu çekeceği öngörülmüştü. Yazlığımız denize en yakın yerlerden birinde bulunduğu için başvuru yapılmış ve ikinci sırada alınmıştı.
Sitenin önünden taş toprak bir yol geçiyor, sonrasında kumsal ve deniz başlıyordu. Siteden dağlar görünüyordu. Ağaçlar çoktan kesilmiş, bitki örtüsü talan edilmişti. Buna karşın manzara harikaydı, tercih edenleri de boldu. İlk yıllarda, evler dört duvar olarak teslim edilmiş olduğundan bahçeler düzenlenmemişti.
Her sene mayısta büyük portakal kadar açan papatyaların, insan boyunda uzamış zeytin ve limon ağaçlarının, zakkum ve begonvillerin görüntüsü doğanın ve yaşamın tüm ihtişamını takdim ediyordu.
Denizin dibini, boyunuzu aşan mesafelerde de çıplak gözle görebiliyordunuz. Yer yer dipten kaynayan su ile birden serinleyip kendinize geliyordunuz. Elinizi uzatsanız tutabileceğiniz iri balıklar ile birlikte yüzebiliyordunuz. Sahile yaklaştıkça gölgenizden kumun altına saklanan minik yengeçler ile bacaklarınız etrafında yüzen ufacık balıkları çocuklar kovalarını daldırarak çıkartabiliyordu.
Nem oranı son derece düşük olduğu için nefes alma zorluğu çekenlere doğal terapi oluyordu. Sigara içenlerin bile öksürmesi, nefes darlığı kesiliyordu âdeta.
TAHRİP OLAN DOĞA
Derken koyun, bizim site alanının karşısındaki yemyeşil bir bölümü kelleştirilerek Fransız Tatil Köyü’ne dönüştürüldü. Sitenin sağ tarafında, hemen girişte, tamamen dinsel inançlarımıza uygun işletilen (!) simsiyah, devasa bir otel inşa edildi. Giderek koyun her tarafı ta dağlara kadar apartmanlar, siteler ile kaplandı. Önceden yeşilin arasında görülen beton yerleşim yerleri görülüyordu. Yeşil artık betonların arasında görülebiliyordu. Betonlaşma bugün de yayılıyor.
Çiftlik balıkçılığı sayesinde zaten zarar görmeye başlayan o eşsiz deniz, arıtmasız boşaltılan her türlü pislik ile giderek yok oluyordu. İki, üç yıl önce çiftlik balıkçılığını kaldırdılar. Oteller, siteler ve evlerin denize döktüğü artıkların verdiği zarar ise günümüzde de sürüyor.
Bu arada bizim sitenin hemen yanında, kumsalın 200 metre ilerisinde kara ile bağlantısı olan bir adacık var. Buraya ister yürüyerek ister araçla gitmek mümkün. Adada su bazı yerlerde ancak baldırlarımıza geliyor. Adada hiçbir şey yok, ağaçlar bile kısıtlı, çoğunlukla taş toprak.  Adanın verdiği zararsa çok fazla. O adacığa giden yol, suyun sirkülasyonunu o kadar engelliyor ki denize zarar veren her türlü madde koyun ortasında toplanıyor. İki kazma ile bu gereksiz bağlantının yok edilmesi sağlanmıyor.
Bu arada bir de yeni otel açıldı yanı başımızda. Dalgaların pisliği getirmesine ve kanalizasyonların denize boşaltılmasına bağlı olarak denize ancak temiz gibi göründüğü zamanlarda girilebiliyor.
ARINMA SAĞLANMIYOR, SU KAYNAKLARI TÜKENİYOR
Bizim site dâhil kimse, atıklar için gerektiği gibi arıtma sağladığını iddia etmesin. Kimse de gerekli mercilerin gerekli kontrolü yapıp önlem aldığını anlatmasın.
Kimse evinin ağaçlarını gerektiği kadar sulamaya zahmet etmiyor. Bunun yerine terastan başlayarak açılan hortumlar ile serinleyip evinin dışını temizliyor. E, süpürmek yerine hazır hortum elimizdeyken önümüzdeki sokağı sudan, tozdan ve yapraklardan arındırmayı marifet biliyoruz! Bu durum, hâlen kuraklık yaşanan bir yılda, ülkemizi ve dünyayı tehdit eden su kaynaklarının tükenmesi gerçeğine rağmen sürüyor.
İşte bütün bu gelişmeler ve gözlemlerim ışığında önce kendi çevremi anlatmak istedim. Bunları dikkate aldığımda koskoca bir iç denizin yok olmasına, kirliliğin tüm çevresine yayılmasına ne diyebilirim ki? O kadar parayla Marmara’nın dibinden nefes almasına olanak vermek yerine her türlü zarara yol açacak Kanal İstanbul iddialaşmasına ne yorum yapabilirim?
Son derece kurnaz olan cahiller yerine ilim ve bilim insanlarının reçetelerini birebir ve derhal uygulamaya başlayacağımız ümidi ve inancıyla herkese iyi tatiller diliyorum.




 
1000
icon
Salih Uçan 12 Temmuz 2021 20:53

Bir Didim sever olarak artik yazlığımızı satma kararı aldık,tamda anlattığınız sebepler yüzünden . Çok acı...

0 1 Cevap Yaz
Serdar Çelikörslü 9 Temmuz 2021 00:47

Nilgün hanım merhaba, Bundan önceki yazılarınızdan bir kaçına da yorum yapmıştım ancak bu değindiğiniz konu mikro ve makro ölçekte tüm insanlığı ilgilendiren çok çok önemli bir konu. Tüm değindiklerinize katılmakla beraber yaşadığımız çevrenin hem bu gününü hem yarınını korumak ve kollamakla yükümlüyüz. Bu bağlamda tüm yaşantımızı “ çevre bilincine” varmış şekilde sürdürmeli yani içselleştirmeli ve bunu bir “yaşam stili” “yada “ davranış refleksi” yada her ne şekilde isimlendirirsiniz öyle tarif edebileceğiniz hale getirmeliyiz. Ve bu bilinci çevremizede yaymaya çalışmalı, yerel ve genel yö

0 1 Cevap Yaz
İlhan sarıbaş 5 Temmuz 2021 23:37

Ahh diyorum ahh söylenecek kelime yok ülkemin her yanında bu durum söz konusu . Birgün doğa intikamını alır için rahat olsun nasılki kimsenin ahı kimseye kalmayacaksa.

0 1 Cevap Yaz
Mehmet bal 5 Temmuz 2021 20:30

Herseyi cok guzel anlattiniz tsk ederim

0 1 Cevap Yaz
Necati Kavlak 5 Temmuz 2021 12:12

Nilgün Hocam! Parmak bastığınız, ülkemizin kanayan yarasıyla ilgili yazınızı dikkatle okudum. Değindiğini konu, Türkiye'nin kanayan ve de kangren olmuş yarası. Konuyu gündeme taşımak, gözler önüne sermekte güzel. Bana göre yazar ;"Kanal İstanbul iddialaşmasına ne yorum yapabilirim?" diye bir cümle kurmamalı. Tuttuğu kulağı kopartmalı. Yol göstermeli, karanlığı aydınlatmalı. Hatta , karanlığa bir kibrit çakmalı, geceyi yakmalı. Yoruma son noktayı "“Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola!” diyen Karagöz oyunları meddahı koysun .

0 1 Cevap Yaz
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat