5 Nisan 2017 00:23
-A +A
Abdulkadir Inaltekin

21. YÜZYILIN MODERN HAÇLI SEFERİ

Bu yazımda, yakın tarihin 121 yılını özetlemeye çalıştım. Tarihte olup bitenlerden habersiz olan yeni nesil günümüzde yaşananları bugünün olayları gibi algılıyor. Oysa tarih tekrar ediyor, aradan geçen zaman ne kadar uzun olsa da.
Birinci Dünya Savaşı, ilk bakışta Osmanlı Devleti ile hiç ilgisi olmayan, Avrupa’nın kendi içinde Hıristiyanlık dininin „Ortodoks–Katolik–Protestan üçgeninde mezhep savaşı şeklinde tezahür eden” [1] bir savaş gibi başladı. Ortodoks mezhebine mensup Gavrilo Princip adında 17 yaşındaki bir Sırp milliyetçisi tarafından 28 Haziran 1914'te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtı Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Hohenberg Prensesi Sophie Chotek’in Bosna-Hersek’in Saraybosna şehrinde tabancayla vurularak öldürülmesinden bir ay sonra 28 Temmuz 1914’de, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Sırbistan’a savaş ilan etti. Aslında savaşın nihai hedefi Osmanlı Devleti’nin yıkılması, topraklarının paylaşılması ve dünya haritasının yeniden çizilmesi olarak planlanmıştı; öyle de oldu…
 
Bugün de ilk bakışta Türkiye ile hiç ilgisi olmadığı düşünülen Afganistan, Cezayir, Irak, Çeçenistan, Karabağ ve 1949’dan beri Siyonist İsrail tarafından yeni yerleşim yerleri açılarak Filistin topraklarının işgali, Rusya tarafından Kırım’ın ilhakı, Mısır’da halkın oyları ile göreve gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin askeri darbe ile devrilip idamla yargılanması, Arap Baharı ile başlayan yangının Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu cehenneme çevirmesi ve nihayet Suriye’deki iç savaşla devam eden insanlık dramı. Uluslararası ve kıtalararası gelişen bütün bu olaylara bakıldığında Türkiye ile ilişkisi olmadığı düşünülse de gerek geçmişte, gerekse günümüzde yaşanan olaylar aslında Türkiye ile doğrudan ilgilidir. Hatta Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, Türkiye’nin yeniden işgal edilmesi ve topraklarının paylaşılması için kurgulanmış sinsi oyunlardır. Kuzey Irak’ta kurulan Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Türkiye’nin işgali ile bağımsız Kürt devletine dönüştürülecektir. Uluslararası güçler dünya üzerindeki hâkimiyetlerini kaybetmemek için geçmişte oynadıkları oyunların aynısını günümüzde tekrar oynamaktadır. Olayların silsilesine (kronoloji) bakıldığında “tarih tekerrürden ibarettir” atasözünün ne kadar yerinde ve haklı bir tespit olduğunu anlıyoruz.
 
ABD ve AB’nin Türkiye’ye dayattığı “daha çok demokrasi”, “daha çok hürriyet”, “daha çok basın özgürlüğü”, “daha çok adalet”, “daha çok insan hakları”, “daha çok azınlık hakları”, “daha çok kadın hakları” taleplerinin hepsini Avrupa 1877’de Osmanlı Devleti’ne de dayatmıştı. Osmanlı Devleti için sonun başlangıcı, Birinci Meşrutiyet’in ilanı oldu (1877). İstediklerini fazlasıyla alan Avrupa’nın istekleri hiç bitmedi. Tıpkı Türkiye’nin AB tam üyeliğine alınması için 58 yıldır AB’nin bitmeyen talepleri gibi…
Osmanlı Devleti’ni cendereye alan Avrupa’nın bitmek bilmeyen talepleri 31 yıl sonra İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesine yol açtı (1908). Artık Osmanlı devletinin parçalanma sürecini başlatmanın zamanı gelmişti: “Daha çok hürriyet”, “daha “daha çok insan hakları” isteyenler Avrupa’nın desteği ve kışkırtmasıyla Osmanlı topraklarında iç isyanlara, kitle katliamlarına başladılar ve bağımsızlık ayaklanmaları başlattılar. Hızla toprak kaybeden Osmanlı Devleti nihayet Birinci Dünya Savaşı’nda tamamen yıkıldı.
 
Peki, Avrupa’nın Türkiye’ye karşı sürdürdüğü baskılar son buldu mu? Elbette son bulmadı. 1923’de Cumhuriyetin ilanından sonra yeni uygulamalara geçtiler. Türkiye’nin “muasır milletler seviyesine yükselmesi” ana başlığı altında Türk milletinin tarihle ilişkisinin tamamen kesilmesi için yazı devrimi, şapka devrimi, dil devrimi, yönetimin laik olması, din ve devlet işlerinin ayrılması, cami, mescit, tekke, zaviye, dergâh ve vakıfların kapatılması, Kur-an’ın yasaklanması, ezanın Türkçe okutulması gibi pek çok değişim Avrupa tarafından Türkiye’ye dayatıldı. Fakat Avrupa kiliselerini kapatmadı, İncili yasaklamadı, krallıklarını yıkmadı. ABD ve Avrupa’da meclis yeminleri hala İncil üzerine yapılırken, pek çok ülkede Hristiyan Demokrat, Hristiyan Sosyalist ve Hristiyan Halk Partisi adı taşıyan siyasi partiler Avrupa’nın en güçlü partileri olarak siyasette devam ediyorlar. Hâlihazırda Başbakan Angela Merkel’in iktidar partisi CDU (Almanya’nın Hıristiyan Demokratik Birlik Partisi) en uzun iktidarda kalan partidir. Günümüzde Avrupa’da krallıkla yönetilen 12 ülke var: Andorra, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Hollanda, İspanya, İsveç, Liechtenstein, Lüksemburg, Monaco, Norveç, Vatikan. AB bayrağının üzerindeki yıldızların her biri bir üye ülkeyi temsil etmesi gerekirken yıldızların sayısı 12 ile sabitlenmiştir. Neden? Çükü 12 sayısı Hristiyanlık dini için kutsaldır, Hz. İsa’nın 12 havarisini temsil eder.
 
Cumhuriyet döneminde de Batılı güçlerin Türkiye üzerinde oynadıkları oyunlar kılıf değiştirerek sürekli devam etti: “ilerici-gerici”, “sağcı-solcu”, “komünist-faşist”, “aydın-yobaz” şeklinde tanımlanan siyasi kutuplaşmalarla iç ayaklanma girişimleri alevlendirdi. Türkiye’nin kalkınmaması, güçlenmemesi, bölgesinde ve dünyada bir daha asla söz sahibi olmaması için mümkün olan her oyun meşru sayıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Devletinin kollarına ve ayaklarına vurulan prangalar bir asırdan beri dış güçler tarafından yeni oyunlarla sürekli güçlendiriliyor. 1960’dan bu yana Türkiye’de yapılan ihtilaller, muhtıralar ve PostModern darbeler Türkiye’nin prangalardan kurtulmaması için uygulanan sistematik oyunlardır. Türk Devleti’nin istikbalini ellerine geçirmek isteyen ABD, AB, Rusya ve İsrail geçmiş hükümetler döneminde Türkiye’yi siyasi bunalım, iktisadi kriz ve terörle haşir neşir ederek kendilerine bağımlı hale getirdiler.
 
Bu oyunu bozmak için birinci dönüm noktasını merhum Adnan Menderes başlattı. ABD ve Avrupa’nın desteklediği 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile DP hükümeti devrildi, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan asılarak bertaraf edildi. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 1983’de kuruduğu ANAVATAN Partisi Batılı güçlerin oyununu bozmak için ikinci hamleyi gösterdi, fakat 17 Nisan 1993’de şüpheli şekilde hayatını kaybetti ve ANAVATAN Partisinin siyasi hayatı sona erdi. Üçüncü dönüm noktasının adımını atan merhum Başbakan Necmeddin Erbakan’ın kurduğu REFAHYOL hükümeti sadece 28 Haziran 1996–30 Haziran 1997 tarihleri arasında sadece bir yıl hükümet edebildi. 28 Şubat 1997’deki askeri muhtıra ile REFAHYOL hükümeti yıkıldı, 16 Ocak 1998'de REFAH Partisi Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı. Necmettin Erbakan, Şevket Kazan, Ahmet Tekdal, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan ve İbrahim Halil Çelik 5 yıl süreyle siyasetten men edildiler.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan ve arkadaşlarının kurduğu AK Parti’nin 2003 genel seçimlerinde ezici çoğunlukla iktidara gelmesi Türkiye’nin 21. Yüzyda ilk, Cumhuriyet tarihinde dördüncü dönüm noktasıdır.
 
1960–2003 yıllarını siyasi çatışmaların kıskacında geçiren Türkiye dini, etnik ve siyasi bölünmelerin odağı oldu. Ekonomik krizlerden bir türlü kurtulamayan Türkiye’de yapılan devalüasyonlar Türk parasının değerini sıfıra indirdi. Toplum dolarla ve Markla (DM) ile alış veriş yapar hale getirildi. Durum öyle hal aldı ki, lokantada yemek yiyen müşteri hesabının neden yüksek çıktığını sorduğunda “siz yemek yerken zam geldi” cevabı Türkiye’nin içine düştüğü durumu hicvediyordu. O dönemleri yaşayanlar merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in kendine has mizahçı üslubuyla Türkiye’nin o yıllarını özetleyen sözlerini iyi hatırlar. Süleyman Demirel Başbakanlıktan istifa ettiğinde: “ülke 70 sente muhtaç” demişti. Askeri darbelere atıf yaparak: “6 kez gittim, 7 kez geldim. Bana, gel derler gelirim, git derler giderim” sözleri, vesayetçilerin ve dış güçlerin elinde Türkiye’nin nasıl oyuncak olduğunu anlatan en ibretamiz ifadelerdir.
 
Türkiye 30 yıllık kalkınma birikimini, dış güçlerin sahneye koyduğu etnik merkezli Türk-Kürt çatışmaları ile heba etti. Batılı güçler Kürtleri, “Bağımsız Kürt Devleti” kurma hayali ile saflarına çektiler ve PKK örgütünü kurdular. Kürtleri PKK çatısı altında toplamak için maddi, askeri ve siyasi desteklerini sonuna kadar verdiler. Ancak Kürt halkının kahır ekseriyeti dış güçlerin tuzağına düşmedi. Bir kısım bölücü Kürtleri kullanan ABD ve Avrupa bir yandan Türkiye’yi tıpkı meşrutiyet dönemlerinde olduğu gibi azınlıklara daha geniş haklar tanıması için baskı altına alırken, diğer taraftan PKK terör örgütü silahlı eylemlere başladı. Kendilerini desteklemeyen Kürtlere karşı yaptıkları katliamlarla korku salan PKK, “sizin haklarınız için savaşıyoruz, bize destek vereceksiniz!” diye Kütleri terörü desteklemeye zorladılar. PKK’ya paralel, HINÇAK ve TAŞNAK Ermeni komitelerinin uzantısı olan ASALA Ermeni terör örgütünü harekete geçiren dış güçler 1973-1985 yılları arasında Türkiye’yi içeride ve dışarıda tamamen kıskaca almaya çalıştılar. ASALA, 1973-1985 yılları arasında Türkiye’ye ve 16 farklı ülkedeki Türk temsilciliklerine karşı gerçekleştiği terör saldırılarında çok sayıda mülki amir, diplomat, üst düzey devlet memuru ve sivil vatandaşlarımızı şehit etti.
 
Birinci Meşrutiyet’ten (1877) bu yana özetlemeye çalıştığım yakın tarihin 121 yıllık dönemi iç isyanlar, savaşlar, işgaller, darbeler ve terörle geçti. Ancak ilk defa AK Parti hükümeti, Batılı güçlerin Türkiye’ye karşı kurduğu tezgâhları bozmayı başardı. Her şeyin kontrollerinde olduğunu zanneden dış güçler Taksim Gezi Parkı olaylarını AK Parti hükümetine karşı toplumsal ayaklanmaya dönüştürmek isteseler, ancak başaramadılar. Türkiye’nin dünya çapında süren mega projelerini engelleme girişimleri, Türk Devleti ve ordusuna karşı başlattıkları terör eylemleri etkisiz hale getirildi. Kesin sonuç almak için son bir hamle olarak 15 Temmuz 2016 darbe kalkışmasını denediler, ancak Allah’ın inayeti ve Türk milletinin ferasetli milli iradesi darbe kalkışmasını geri püskürttü.
 
ABD, AB, Rusya, İsrail dünya sahnesinde tek söz sahibinin kendileri olmadığını artık gördüler. 21. Yüzyılın yenidünya düzeni içinde Türkiye’nin yer almaması için ne uluslararası hukuk, ne de devletlerarası anlaşma tanımıyorlar. “One moment!” sürecinden sonra ilişkileri iyice kopma noktasına getiren Batılı güçler içine düştükleri korkunun evhamıyla Türkiye’ye karşı uluslararası taarruza geçtiler. Bölgesinde ve dünyada söz sahibi olma yolunda hızla ilerleyen Türkiye’nin önünü kesmek için ne pahasına olursa olsun artık açık oynuyorlar. ABD ve Avrupa’nın bütün medya kuruluşları Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan’a karşı “diktatör”, “tek adam, “baskıcı”, “terörist”, “katil”, “hukuk tanımaz”, “Avrupa düşmanı”, “kökten dinci”, “ırkçı”, “saltanat düşkünü” gibi bir o kadar daha sıralayabileceğimiz ahlak dışı yakıştırmalarla saldırıyorlar. Google arama motoruna Avrupa dillerinde “Diktatör Erdoğan” yazıldığında karşımıza 1.664 milyon yazılı ve görsel kaynak çıkıyor. Örneğin İngilizce 570 bin, Almanca 277 bin, Fransızca 177 bin, Rusça 213 bin, İspanyolca 193 bin, İtalyanca 113 bin ve Yunanca 121 bin kaynakta her gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı önyargılı yorumlar ve çirkin sözlerle saldırı yapılıyor. Avrupa’nın saldırıları her ne kadar Cumhurbaşkanı’na yönelik gibi görünse de esas hedef Türkiye’nin parçalanması ve topraklarının paylaşılmasıdır.
 
Almanya ve Hollanda’nın uluslararası anlaşmalara rağmen Türk diplomatların dokunulmazlığını hiçe sayarak hukuk dışı teşebbüsle Türk Bakanları sınır dışı etmeleri Avrupa’yı saran korkunun alamet-i farikasıdır. 16 Nisan 2017 referandumuna karşı Batı medyasının gece gündüz Türkiye’ye yönelik yürüttükleri karalama kampanyaları II. Abdulhamid Han’a karşı yapılan karalama kampanyalarının tekrarıdır. ABD, AB, Rusya, İsrail yeni bir ittifak kurdular. Batılı güçlerin Türkiye’ye karşı başlattığı yeni savaşın adı:
“21. Yüzyılın Modern Haçlı Seferi’dir.”
 
Bunu anlamak için aşağıdaki karşılaştırmaya bakmak yeterli olacaktır.
121 yıl öce, Osmanlı Devleti Sultanı ve 113. İslam Halifesi II. Abdulhamid Han:


 
121 yıl sonra bugün, Türkiye Cuhuriyeti Cumhurbaşkanı Receb Tayyip Erdoğan:

 
16 Nisan 2017, Türk Devleti’nin prangaları kırdığı günün tarihi olacaktır!



[1] Susanne ROLINEK, E-Kitap: „Salzburg Ein Bundesland vom Ersten Weltkrieg bis zur Gegenwart“

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv