25 Şubat 2017 19:07
-A +A
Abdulkadir Inaltekin

„SONA BÜLBÜLLER“

 (Bu yazımı yıllar evvel tanıştığım Azerbaycanlı muğam* ustası, “Karabağ bülbülü”, hanende Kadir Rüstemli’nin (Qadir Rüstemov) aziz hatırasına ithaf ediyorum)
 
...Kadir Rüstemli, Azerbaycan’ın Ağdam bölgesinde dünyaya gelmiştir. Şöhreti Azerbaycan’ın en ücra köşesinden başlayarak Türkiye, Türk Cumhuriyetleri, İran, Avrupa ve Amerika’ya kadar yayılmış, devlet mükâfatı almış, sağlığında belgeseli çekilmiş, birçok tarihi filmlerde Azerbaycan’ın geçmiş meşhur hanendelerini canlandırmış, pek çok yazar, araştırmacı ve ilim adamının dikkat ufkunda olmuş dahi bir sanatçıdır. O, hiç bir sanatçıda olmayan benzersiz sese ve ifa tarzına sahipti. Kadir Rüstemli şan ve şöhretten, taltif edilmekten uzak durmuştur. Sade, mütevazı, kendine has sıradan hayat tarzı ile farklı bir şahsiyet ve iyi bir aile babası olarak tanınırdı.
 
İnsan sahip olduğu değerlerin kadir kıymetini ondan mahrum olduğunda anlıyor.  Annemiz, babamız hayatta iken onların kıymetini o kadarda bilmiyoruz.  Bir gün onları kaybettiğimizde, hayatımızda ne büyük yere sahip olduklarını o zaman idrak ediyoruz. Dünyaya geldiğimiz köyümüz, kasabamız, mahallemiz de gözden düşünce başka yerlerin, büyük şehirlerin, hatta yabancı ülkelerin hayalini kurarız. Memleketimizi terk ettikten bir süre sonra bağrımız hasretten yanmaya, kalbimiz memleket için atmaya başladığında gözümüzden düşen yerler gözümüzde tütmeye başlar.
 
Her canlı gibi, toprak da bir gün ölür. Mekânlar, sahipsiz kaldığı güne kadar yaşar. Terk edilip, sahipsiz kalınca ve ya düşmanlar tarafından işgal edilince viran olur ve ölürler. Terk edilen mekânlar viran olsa da, vatan toprağının bir parçası olarak kaldıkça her zaman onu abat etmek mümkündür. O mekânlar ki, eğer düşman işgali altında ise, o zaman ona elimiz çatmaz, gücümüz yetmez, sesimiz gitmez. Vatanı düşman işgalinde iken ömrü vefa göstermeyenlerin arzusu, bir daha gerçekleşmemek üzere kendileri ile toprağa gider. Kalan nesiller ise, yurtlarına dönecekleri günün ümidi içinde „yaşamağa“ çalışır.
 
1988-1994 yıllarında meydana gelen Karabağ savaşında Azerbaycan topraklarının %20’den fazlası Ermenistan tarafından işgal edildi. İşgal edilen on iki bölgenin (rayon) köy, kasaba ve şehirlerinde yaşayan bir milyondan fazla Azerbaycanlı yurtlarından sürgün edildi. O insanlar yirmi beş yıldır çadırlarda, tren vagonlarında, harabe evlerde muhacir olarak (kaçkın) yaşıyorlar. Zaman içinde bir kısmı muhacirler için uygulanan konut projesi kapsamında devlet tarafından yaptırılan yeni meskûn bölgelere yerleştirildiler. Fakat onlar hala yurtlarına, topraklarına dönemediler. Evinizin anahtarını içeride unutup çocuklarınızla birkaç saat sokakta kaldığınızı tasavvur edin! Bir çilingir çağırıp kapınızı açtırdığınızda hayatınız yeniden kaldığı yerden devam eder. Vatan topraklarından sürgün edilen bir milyon Azerbaycanlı yirmi beş yıldır evlerine, yurtlarına dönemediler. Onların kâbusu yirmi beş yıldır davam ediyor. Hangi güç, ne zaman o çilingiri getirip kilitli kapıları açtıracak, o da henüz belli değil… Onlar sadece malını, mülkünü kaybetmedi. Asırlardan beri atadan, ecdattan kalan tarih mirasını, hayallerini, hatıralarını, yurtlarını, vatan topraklarını kaybettiler. Oğullarını, kızlarını, gelinlerini, damatlarını, torunlarını, kardeşlerini, bacılarını, analarını, babalarını, hısım-akrabalarını, konu-komşularını velhasıl bütün sevdiklerini kaybettiler. 20. Yüzyılda Ermenilerin Karabağ savaşında tatbik ettiği soykırımla beşeriyet dehşetli bir imtihandan geçti. Ve tarih şahit oldu ki; „Avrupa insan hakları“, „demokrasi“, „küresel barış“ „BM“ „kadın hakları”, “çocuk hakları” kavramlarının içi boştur! Güç sahibi devletler tarafından nasıl gerekiyorsa öyle dolduruluyor, nasıl gerekiyorsa o şekilde uygulanıyor. Azerbaycan, Bosna-Hersek, Çeçenistan, Afganistan, Irak, Suriye, Filistin, Keşmir, Somali, Myanmar Arakan’da yaşanan vahşet, soykırım bunun ispatı olmuştur...
 
Ağdam, Allah-u teala’nın (c.c.) tabiat güzelliğini cömertçe bahşettiği, havasına, suyuna, toprağına insan sesinin en hoş, en melahatlı sedasını kattığı, tarihte olduğu gibi, günümüzde de uluslararası alanda şöhret kazanmış pek çok ses ve saz sanatçısının, şairlerin, yazarların, ilim adamlarının yurdudur. Günümüzde sanat camiasının en şöhretli isimlerinden Kadir Rüstemli, Vahid Abdullayev, Arif Babayev, Ramiz Guliyev, Mensum İbrarimov, Cabir Abdullayev, Nezaket Teymurova, Aygün Bayramova ve daha pek çok uluslararası tanınmış şahsiyetler Ağdamlıdır.
 
Karabağ muhacirleri içinde tanınmış, şöhretli hanende ve muğam ustası olarak Azerbaycan halkı Kadir Rüstemli’yi bağrına basmış, ona yüreğinde yer vermiştir. Belki de o, buna göre şöhreti içine sindirememiştir. Zira bir milyondan fazla Azerbaycanlı kendisi gibi yurtlarından sürgün edilmiş, göçmen durumuna düşmüştür. Belki de o, buna göre kendisine has karakteri ile herkesten farklı idi. Onun yüreği yirmi yıl yurt hasreti ile kavruldu. O, Karabağ’ın işgalden kurtarıldığı günü bir daha göremeyecek. Onun gözleri, bu arzu ile beş yıl önce açık gitti:
 
„Gözünde arzusu, hevesi galıb,
Özü hesret gedib, nevesi galıb,
Göyde yetimlerin nalesi1 galıb,
Söndürün sinemde yanan narımı,
Gaytarın özüme, topraklarımı!“
 
İnsan vatanından cüda düşmenin acısını, ağrısını, sancısını, ezilmişliğini, garipliğini, sahipsizliğini, zayıflığını ancak ondan mahrum kaldığında idrak edebilir. Nasıl ki, aç kalınca bir lokma ekmeğin, susuz kalınca bir yudum suyun bizim için ne kadar aziz olduğunu idrak ettiğimiz gibi...
 
Kadir Rüstemli’nin okuduğu eserler içinde benim hatırladığım bir tane oyun havası yoktur. Bu sebeple onun okuduğu eserler bir başka hazin ve garip sedalanırdı. Onun eserlerinden biri var ki, o, sadece yanık bir mahnı (ezgi) değil, aynı zamanda Kadir Rüstemli’nin adı ve kişiliği ile özdeşleşmiş şah eseridir. Nerede o eserin adı söylense, mutlaka Kadir Rüstemli akla gelir. Bu sebeple yazımın başlığını „SONA BÜLBÜLLER“ olarak belirledim. Bu eserin havası yürek yaktığı kadar, sözleri de insanın ruhunda hazin duygular meydana getirir:
 
Su atdım yara deydi, sona bülbüller!
Elim divara deydi, saçı sünbüller.
Dilim-ağzım gurusun, sona bülbüller,
Ne dedim yara deydi, saçı sünbüller!?
 
Ele yar-yar deyirler, heç meni demirler,
Ay sona bülbüller.
 
Evleri köndelen2 yar,
Bize gül gönderen yar,
Gülün yarpıza dönsün,
Bizden üz dönderen yar,
 
Deryada gemim galdı,
Biçmedim, zemim3 galdı,
Çoh çekdim yar cefasın,
Mene derd-gemim galdı,
 
Kadir Rüstemli’nin halefi, yıldızı yeni parlayan Mustafa Mustafayev’dir. Onun sesinin ahengi ve ifa tarzı gelecekte selefinin yerini dolduracak, Kadir’siz kalan Azerbaycan halkının tesellisi olacak ümidini taşıyorum.
 
...Karabağ’ın bülbülü Kadir Rüstemli (1935, Ağdam/Azerbaycan – 14 Aralık 2011, İstanbul) hakkın rahmetine kavuştu.
Vefatının altıncı yılında merhuma Allah’tan (c.c.) rahmet, kederli ailesine ve Azerbaycan halkına baş sağlığı diliyor, onun hatırasına ithaf ettiğim Azerbaycan lehçesi şiiri okuyuculara takdim ediyorum:
 
„SONA BÜLBÜLLER“
 
Bir haray4 goparın dağlar, ses verin!
Yazda hezan vuran Bağlar, ses verin!
Gözü yolda galan ağlar, ses verin!
Saz da, tar da küsüb, çalmayır teller,
Susdu, ohumayır: "Sona bülbüller".
 
Gelinlerin eli hınasız galıb,
Göy Göl gan ağlayır, sonasız galıb,
Ele bil balalar anasız galıb,
Nece nale çekir, ohuyan diller?
Garabağa sarı5, "Sona bülbüller".
 
Bes niye bağlanıb yolu, Ağdamın?
Sınıbdı, galhmayır golu, Ağdamın.
Gözleri gan ile dolu Ağdamın,
Niye harayına yetmedi eller?
Galdı yana-yana "Sona bülbüller".
 
Çatmadı feğanı, ünü Ağdama,
Ağlamagla keçib günü Ağdama.
Heç kes aparmadı6 onu Ağdama,
De, hara7 apardı Saranı8 seller?
Yetim galıb ağlar "Sona bülbüller".
 
Bilmedi gedrini gedirsiz dünya,
Goy, bayram elesin Gedirsiz dünya!
Bir ürek tapmadım8 kedersiz, dünya!
Gören gülecekmi sınıg könüller?
Getdi, gelmez daha, "Sona bülbüller".
 
Abdulkadir İnaltekin – Berlin, 2012
 
1 İnleme, 2 Enine, yatay, 3 Tarla, 4 feryat, 5 yön, taraf, 6 götürmek, 7 nereye, 8 bulmak, 9 Sara gelin ezgisi (apardı seller Saranı)
 
* Muğam (musiki makamı); Türkiye ve Arap ülkelerinde “makam”, Tacikistan ve Özbekistan’da “makоm”, Türkmenistan ve Uygurlarda “mukam”, Kazakistan’da “küy”, Krgızistan’da “”, İran’da “destgah”, Pakistan’da “heyyal” Endоneziya’da “patet”, Hindistan’da “raka” оlarak  adlanır.

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv