Doğuşunu göremeden yıkıldık güneşin camlara vuran ışığını.
Yıkıldık anne.
Cehennem sıcağını göremeden yıkıldık betonlar altında donarak.
Küçücük ellerini avuçlarken evladının bir baba, çaresiz anne.
Bir tutam saçın avuçlarımda, öylece yıkıldık bir gece anne.
Yıkıldık.
Dünya yüzüne hasretken ben daha bebek.
Sütüne sarılamadan yıkıldık, ben aç, koynunda anne.
Cehennem sıcağını bilmeden yıkıldık, ben saçlarında sıcak.
Her yer soğuk anne.
Beton soğuk.
Kapı soğuk.
Pencere soğuk.
Demir soğuk.
Kar soğuğu görmeden yıkıldık anne ben donarken betonlar altında.
Avcumda bir tutam saç, yanaklarımda sıcacık kan varken yıkıldık.
Baharı hayal ederken amca, teyze, gardaş yıkıldık anne bir gece donarak.
Düşman bildiklerimiz sardı kollarını anne, dostlar biçare.
Dışarıda ayaz, ilk el tutuşlar konu komşu anne.
Sonrası karanlık anne kulaklar sağır, yürekler don yıkıntılar üstü.
Biz yıkıldık anne bir gece hesap, mezhep ne çare.
Düşman bildiklerimiz insan çıktı, dostlar biçare.
Biz yıkıldık anne.
Kar görmeden donduk beton altında, kepçeler biçare…
İnsan kalan birkaç can varken yıkıldık anne. Ağlamak ne çare.
Biz yıkıldık anne.
Güneşi beklemek ne çare.
Hesap, mezhep ne çare.
İnsan kalmakmış mesele.
Bize ölüm düştü anne, yıkıldık biçare.
Biz öldük anne.
Yıkıldık da öldük anne, yukarı ne çare.