1980'ler İzmir.
Sabahın daha sekizi ama evin kapısı en az on kez çalındı. Her seferinde beş, altı kişilik bir çocuk timi; şeker avındalar. Şekerler poşetler içerisinde toplanıyor. Arada bir para veren de varsa değme bayramın keyfine, yüzler gülüyor.
Çocuklar mutlu.
Evde başlayan el öpmeler ardına baş, göz öpmeye bırakır. Şekerin kandıramadığı çocuklar evdedir. Yaşa göre artan bayramlıklar, üstüne tatlı da gelir.
Evdekiler mutlu.
Evde başlayan bu seremoni sokakta da devam eder. Mahallede tanıdık, tanımadık tüm amcalar, teyzeler, abi ve ablaların bayramları kutlanır.
Sokak da mutludur.
Madden eksiklik kendini manevi mutluluğun yanında eritir.
Mutluyduk yani.
Şimdilerde kulağımıza yabancı bir kelime oldu mutluluk. Biraz mutluluğu bulduğunda bile aman nazar değer ya da laf olur korkusu ile belli edilmez. Yani paylaşılmaz. Zamanın getirdiği bir çok asosyal zehirlenmeler uzaklaştırdı, kopardı bizi birbirimizden.
Sizce zamanın değişmesi mıdır sebep?
İşler mi yoğunlaştı?
Uzaylılar mi ele geçirdi bizleri?
Cevapları aslında bilinen sorular bunlar. Sebebini ve çözümünü bildiğimiz ama bunu dile getiremediğimiz konular. Medeniyetin yanlış kullanımı desek? Sanalda sosyalleşmeye yarıştığımız bir dünya yarattık her yere. Sanallarda mutluluk partileri, gözyaşları, kahkahalar. O da şarjı bitene kadar. Ama az ama çok, ama sen ama ben bir sonuç çıkıyor neticede ve yalnızlaşıyoruz, bitiyoruz.
"Yağmurda yürümeye alıştırdım kendimi son günlerde.."
Çünkü, yağmur örtüyor yalnızlığımın gözyaşlarını...




