Cezmi Ancil

Tarih: 08.05.2025 02:59

Trump War – The War Again

Facebook Twitter Linked-in

Yeni gençliğin trendlerinden biri de savaş oyunları sözlüğü ya da jargonundaki savaş ve argo vurgulu kelimelerdir.
Hayatımızın her anında internet oyunları ve savaş temalı kasetler, CD’ler, internet kutuları karşımıza çıkıyor.
Oyunların beslendiği kültürün, elbette ki dünyanın ekonomik, sosyal ve politik yörüngesine etki edebilecek büyük devletlerin savaşla beslenmesinin bir sonucu olduğunu bilmeyenimiz yoktur.

Büyük devletlerin sömürgelerden elde ettiği artı tekel paylarıyla kendi halklarına, yurttaşlarına bir tür sus payı olarak yüksek sosyal refah sunmaları; savaş ve sömürü politikalarının bekası içindir.
Avrupa ve Amerika halklarının dönem dönem yaptığı protesto gösterileri de bu paydan olası bir kesinti tehlikesine karşı bir hak arama bilinci olmanın yanı sıra, sanayileşme sürecinde elde ettikleri demokratik hakları koruma alışkanlıklarının bir ürünüdür.

Görünen o ki, insanlık için ufukta pek de güneşli günler yok gibi. Savaşlar ve krizler, dünyanın yörüngesine yeniden oturtulmak isteniyor.
Savaş oyunlarının merkezi olan ABD, devasa askerî ve mali gücünü diğer halklar ve ülkeler için bir tehdit unsuru olarak kullanmaktan çekinmediği gibi, yeni savaş oyunlarına da malzeme ve jargon sunmaktadır.

“Grönland benimdir” diyen Trump’ın gözünü Panama’dan Danimarka’ya, Gazze’ye, Ukrayna’nın değerli madenlerine dikmesi; buna karşılık bir başka büyük askerî güç olan Rusya’nın da “Ukrayna’nın hepsi bizim” ya da Sovyetler’den kalma sınır haklarını ima ederek istediği yere müdahale edebilme hakkı ya da bahanesi üretmesi, halkların ve devletlerin iradesi dışında onlara dayatılan bir savaş gerilim psikozunu normalleştirmekten başka bir şey değildir.

Trump şımarıklığı, yalnızca onun şahsına yönelik bir çılgınlık değil; büyük devlet olmanın getirdiği şımarıklık ve pervasızlığın bir tezahürüdür. Washington’dan Lincoln’e, Reagan’dan Bush’a; kim gelirse gelsin, aynı politikayı sürdürmek zorunda kalması, bir devlet politikasının zorunlu sonucu olduğu kadar dünya güç dengelerinin dayattığı bir zorunluluğun da göstergesidir.
İnsanlığın, bu politikaların sonuçlarına katlanması bir kader değil; bazı ulusal çıkarların, başka halkların üzerine kurgulanmış olmasının bir sonucudur.

Yeni savaş oyunları vitrinleri süslemeye devam ederken, odalarından çıkmayan milyonlarca gençliğin olası yeni savaşlardan nasıl etkileneceğini kestirmek zor değil.
İnsanlığın yaşayacağı olası travmalar, dünyanın sosyal açıdan da yıkıma sürüklenmesine neden olacaktır.

Odalarından çıkmayan gençlik, kendi aralarındaki iletişimi bile internet ve akıllı telefonlarla sürdürürken, olası yeni savaş oyunlarının kendi hayatlarının gerçek filmi olma tehlikesine uzak olduklarını düşünmek istemiyorum.
Kendi dar odalarından dünyayı kucaklayabilecek potansiyele sahip olduklarına inanmak; çocukların geleceklerine serpilen bir teselli suyu, savaşlara duyulan korku ve endişenin bir psikolojik yansımasıdır belki de.

Birbirimizin kaprisine tahammül edemezken, zenginin savaş oyunlarına alet olmak da başka bir oyunun sonucu galiba.
Her şey bir simülasyon belki de...

Bizimkisi ne ola ki?

Eşref Rüya gibi, sonu belli bir final...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —