Cezmi Ancil

Tarih: 06.02.2024 23:28

Çukur

Facebook Twitter Linked-in

Geçenlerde modern bir Alman sokağından araba ile giderken, araç toprak ve çukurlarla dolu yolda sallanıp dururken, yanımdaki arkadaş, ''Avrupa'nın birinci ülkesine bak'' diyerek alay etti. İçimiz dışımıza çıkarak arkadaşın evine vardık. Arabadan inmeden önce,''Türkiye'de köyler bile asfalt'' diye eklemeyi de ihmal etmedi. ''ama onlar yandaşları para kazansın diye yapıyorlar'' dedim. ''Sizin yandaşınız yok demek ki'' deyince sesim çıkmadı. Yandaşımız olsaydı iktidar olurduk belki de... Güzel ironileri her zaman severim.

Sustuğumu görünce,''yolları güzel ama'' diyerek sırıttı. Arkadaşın evinin ziline basmadan önce köstebek yuvasına dönmüş yola tekrar baktık. Almanya'da yolları kim yapıyor, hangi kuruma bağlı pek bilmiyorum aslında. Bizde belediye galiba. Ya da İl Özel İdaresi, Karayolları Genel Müdürlüğü ne iş yapar pek bilmiyorum. Herkes yol yapıyor ama Almanya 'da kim yapar bilmiyorum. O sokakta oturanlar da para ödüyormuş galiba. Bizim mahallede halen toprak, orası da eski Doğu Alman toprakları. Onların da yandaşı yokmuş galiba. Yolların çoğunluğu Arnavut taşları. Şehir merkezlerinde kar ve buzda nasıl kayıyorlar aman yarabbi.

''Almanya'nın parasını da otoban firmaları yiyor zaten '' diyen arkadaş, ''Bingöl’ün köyleri bile asfalt'' diyerek bana yan yan bakıp sırırttı. ''İyi operasyon yemişsiniz demek ki'' diyerek lafı sokuşturdum.

2004’te dönemin Diyarbakır Belediye Başkanı siyaset yapınca, yine birkaç gün önce, yağmurdan su göletine dönüşmüş bir çukurda bir çocuk boğulup ölünce, A. Öcalan,''siyaset yapacağına çukurlarla ilgilen'' diyerek tepki göstermişti.

Belediye deyince bizde çöp, kanalizasyon, sivrisinek ilaçlama, dere, tepe işleri bilirdik aslında ama şimdi büyük işler dönüyor. Dev ihaleler, antlaşmalar, binalar, holdinglerle ilişkiler falan insanın aklını başından alan büyük paralar, milyar dolarlık köprüler, tüneller vay babam vay...

Belediye seçimlerine kilitlendiğimiz bu dönemde biz toprak yollarla idare ederken, nisbi sosyal refahın rahatlığında çukurları fazla dert etttiğimiz söylenemez. Disko barlarda, Kürt ya da Türk ya da Yunan restoranlarında, dönercilerinde, Almanların deyişiyle Nase hoch, yani burnu havada işyeri sahiplerinin kasıntılı bakışları altında etkinliklerde kime oy vereceğimizin pişkinliğinde, kültürel ya da politik etkinlikler yaparken, soğuk biralar eşliğinde ya Rap eşliğinde ya da Kürt halayı eşliğinde göbeklerimizi sallarken kim takar toprak yolu, asfalt yolu.

İstanbul, vekalet savaşının kalbidir. Büyüklüğü insan sayısından, üç beş milyonluk bedavacı Suriyeli ya da Afgan kaçaklardan değil, büyük rantların dönmesinden. Hizmet bekleyen, modern ve sağlıklı şehirleşme, sağlıklı eğitim ve okullar, yollar, işyerleri, iş alanları muhakkak ki olması gerekenler. Bunlar bilinenler…Yapılır yapılmaz, o ayrı bir konu. Kim ne kadar yaptı, yapacak bilemeyiz.

Herkes kendi çukurunu doldurursa sorun olmaz aslında. Kimse kimseyi kendi çukuruna düşürmeye çalışmazsa da sorun olmaz aslında. Şehircilik ve insan merkezli anlayış sorunları çözer.

Yandaş mı? Yandaşı olmayanın bir yanında kimse olmaz tabii. Senin de olsun ama ayrımsız hizmet edersen yandaşın da sevinir yansızın da. Kendi çukurunu görmeden, doldurmadan asfalta talip olmak da pek gerçekçi olmasa gerek. Vekaleti vermezler, sanırım anlayan anladı.  

Sevmek ayrı, talip olmak ayrı. Başkasının çöplüğünde ötmeye kalkışmanın bir anlamı da yok faydası da. Vekaletin kendi halkının özlem ve sorunları olmalı. Sen anladın...


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —