Didem GÜLCE


21. Yüzyılda Çocuk Olmak

Geçmişin bayramlarında kök salan bir çocukluk, geleceğin yapay zekâ çağında ne kadar tutunabilir?


Bu yıl, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 105. yılını ve dünyanın ilk çocuk bayramı olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyoruz. Artık kırk üç yaşında bir kadın olsam da, içimdeki hiç büyümeyen çocuk hâlâ geçmiş çocuk bayramlarını özlüyor.

Ünlü yazar ve eleştirmen Marcel Proust, “Bir yerin özlemini duyduğumuzda, gerçekte o yere karşılık gelen zaman dilimini arıyoruzdur demektir. Yerleri değil, zamanları özleriz.” demiş. Eski bayramlarda hissettiğimiz duyguları özlememiz de tam olarak bu yüzdendir işte.

Başkent’in Kızılay’ında geçen ilkokul ve ortaokul yıllarım geliyor aklıma. Ulusal bayramlarda, özellikle 23 Nisan’da, okulumuzun geniş bahçesinde toplanır, sıralarımıza geçer ve müdürümüzün talimatıyla Anıtkabir’e yürüyüşümüz başlardı. Yaklaşık on beş dakikalık bir yürüyüşle Aslanlı Yol’a ulaşırdık. O çocuk aklımla, o aslanların ülkemizi korumak için pusuya yatmış ve zamanı geldiğinde kükreyeceklerini düşünürdüm. Sonrasında kutlama programını izler, yine aynı yoldan, tek sıra halinde öğretmenlerimizin gözetiminde okulumuza dönerdik.

Bu, sekiz yıl boyunca tekrarlandı ve ben her seferinde aynı heyecanı hissettim. Dünyanın çeşitli ülkelerinden çocuklar gelirdi ülkemize. Okulumuz aracılığıyla isteyen öğrenciler onları misafir ederdi. Ben de hep bir yabancı arkadaşım olsun, evimizde kalsın isterdim ama sıra bana hiç gelmedi. Yine de birçoğuyla tanışma fırsatım oldu. Aynı dili konuşamasak da anlaşır ve birbirimizi severdik.

Tesadüf bu ya, yıllar sonra Tömer dil kursuna giderken birçok yabancı arkadaşım oldu. O yıllarda da yine Kızılay’da kutlanan bir 23 Nisan Bayramı’na Afrika’dan gelen esmer arkadaşlarımla birlikte katıldım, yan yana.

1980’li ve öncesinde doğan nesiller, bana göre iki büyük çağa tanıklık etti: Teknoloji çağı ve bugünlerde yeni tanışmaya başladığımız yapay zekâ çağı… Ne yazık ki günümüz çocukları, bu geçişi bizim gibi yaşayamadı.

Günümüzde sözcükler daha hızlı, ilişkiler daha yüzeysel, kararlar daha rastgele. Herkes adeta havada savruluyor gibi… Bu durum özgürlük gibi görünse de aslında köksüzlüğe doğru dörtnala gidiyoruz. Yani demem o ki, şimdiki çocuklar milli ya da dini gibi kutsal değerlere ve kültürlere aitlik hissetmeden büyüyor. Gelecekte de kendi çocuklarına aktarabilecekleri sağlam değerlere sahip olmayacaklar. Onların yerine de düşünen, hisseden, üreten yapay zekâlar olacak vesselam…

Adıyaman

28.01.2026

  • İMSAK 06:04
  • GÜNEŞ 07:27
  • ÖĞLE 12:45
  • İKİNDİ 15:28
  • AKŞAM 17:52
  • YATSI 19:11

Ali Paşa Akbaş, ATİB’in Yeni Genel Başkanı Seçildi: “Birlik, Sevgi ve Eğitimle Geleceğe Yürüyeceğiz”

Bremen’de Fotoğraflı Fahndung: Polis Hesap Dolandırıcısını Arıyor

27 Ocak’ta Uyarı: “Nie wieder” Geçmişe Değil, Bugüne Ait

Bremen’de 5 Binden Fazla Gence Ulaşılan “Be oK” Projesi Sona Erdi

Hamburg’da Sosyal Konutta Rekor: 2025’te 6 Bin 300’den Fazla Daireye Yeni Sosyal Bağ

Selda Bağcan Hamburg Sahnesinde: Anadolu Rock Rüzgarı Esecek