Tiyatro Gerçeğin soyutlamasıdır

Zafer Özpolat ile Pazar Sohbetleri' röportaj serimizin konuğu Hamburg MUT tiyatrosu Tiyatro Sanat Yönetmeni Mahmut Canbay tiyatro ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu

Sanat Dünyası 20 Nisan 2019 22:02
Tiyatro Gerçeğin soyutlamasıdır
-A +A

Mahmut Canbay Kimdir?
Sizi tanıyabilir miyiz?
32 yıldır Almanya’dayım. 12 Eylül zamanında bir cok politik insan gibi bende yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. Mültecilik döneminde ne yapabilirim diye kendime sorular sorarak bir arayış içinine girdim. ‘Ah ülkem ah vatan’ bunu yapmadım. Kısa vadede zaten tekrar dönme olanakları yoktu. Burada kendime ve hayatla nasıl barışık yaşarım soruları ile ilgilenirken bazı amaçlar kafamda oluştu. Benim Türkiye’de iken, tiyatro ve tiyatronun felsefesi üzerine teorik anlamda bir bağım hep olmuştu. Burada Aydın Erol adlı bir balet bir arkadaşım vardı. Bana „dans , tiyatro ve müzik çalışmalarını içinde barındıran bir dernek kuralım“ dedi.
O sırada müzisyen Fuat Saka’ da bu olaya sıcak baktı. Ve ilk çalışmamızla bir Dans tiyatro projesini başlattık. Ancak oyunun galasını yapmadan Aydın Erol arkadaşımız bir kaza sonucu hayatını kaybetti. Motivasyon ve Moral tabi kalmadı. Fuat Saka derneği yürütmeye moralinin hazır olmadığını söyledi. Müzik alanında başarılı bir biçimde kendi yolunda devam etti. Ben de Feramuz Sancar ile bir araya gelerek onun başlattığı tiyatro calışmalarına katkıda bulunarak Altonaer Theater, Bremen Schauspielhaus gibi sahnelerde tiyatronun tozunu yutmaya başladım. Birlikte çok iyi projeler yaptık. Bu süreç iki yıl sürdü. Böylece ilk Oyunumu Monsun Tiyatrosunda almanca ve türkce iki dilli bir konseptle „Cennete Kaçış“ oyununu sahneledim. Ve ağır ağır Almanya’da tiyatro coğrafyasını tanımaya başladım. Ve kendimle hesaplaşma zamanı geldi catmıştı. Profesyonel Tiyatroya nasıl geçerim, zayıflıklarım nerede, kendimi nasıl eğitebilirim gibi sorularla meşgul oldum. Bunu yolu akademik eğitimden geçiyordu. Kolları sıvadım ve Köln’e gittim. Köln şehrinde tiyatro pedagojisi ve tiyatro rejisörlüğü bölümü vardı. Ben Kölne gelmeden Biyoloji Mühendisliği okuyordum.Tabi ön sınav vardı, sınavı geçtim ve Tiyatronun A’sından Z’sine kadar okumaya başladım. En yüksek not ile okulu bitirdim. Tiyatro duygu ile yapılan bir şeydir. Matematik gibi formülleri olan bir bilim değildir. Duygularını hislerini tabusuz bir biçimde, delice harekete geçirebilirsen iyi bir yönetmen olabilirsin. Tabi burada uzmanlık bilgisi de his ve duygular kadar önemlidir. Tiyatro bir entellektüel birikimin sanatta soyutlanmasıdır. Bir tiyatro eserinin edebi bir değeri vardır. Yani Edebiyattır. Sonra Tiyatro aynı zamanda Bir olayı analiz etmede önemli bir yöntemdir. Evet bu ögrencilik sürecini yaşadıktan ve akademik eğitim aldıktan sonra amatör olarak yaptığım oyunlara baktım ve güldüm. Kendimle dalga geçtim, yanlışlarımı gördüm. Ve Köln’de ilk profesyonel oyunumu Arkadash Tiyatrosunda sahneye koydum. Hamburg’dan bir cogunuzun tanıdığı tiyatro oyuncusu Haydar Bakay’ın da içinde olduğu bir tiyatro oyununu hazırlayıp sahneye koydum.




Şu ana kadar kaç oyunda oynadınız ve rejisörlük yaptınız?
Köln arkadaş tiyatrosunda beş oyun yaptım.  Hamburg’da 12-13 oyun  yani toplamda 2o oyun oynadım. Ama şunu yakaladım. Almanya’da biri kendisine rejisör diyebiliyorsa  Alman tiyatro çevrelerinde kriter şudur , 20 oyun yapmıştır.


20 oyun yapmışsan rejisör mü sayılıyorsun?
Burada jargon böyle. Ama iki oyun yapanda tabiki oyuna hakkini veriyorsa niye rejisör denilmesin.



 
Basın açıklamanızda ‘oyuncu kendini oynamalı, kişileri taklit ederse  iyi bir oyuncu olamaz’ diyorsunuz. Mesela bir oyuncu Nazım Hikmeti oynuyor. O anda Nazım gibi sahnede olmak zorunda değil mi? Nazım gibi sahnede oldu ise kendi gibi olamıyor mu? Nazım gibi oluyorsa onu taklit ediyorsa iyi bir oyuncu size göre değil mi? Açıklamanızda bir çelişki yok mu?
 
Tiyatronun klasik tarifi şöyle A B’yi oynar, C izler. Bu şu anlama geliyor. A ‘B’yi taklit ediyor. C’de izliyor.  Tiyatro kendisini geliştirdi. Artık taklid dönemi kalkti. Postmodern Tiyatroda A C’yi oynamiyor, A A’ yi oynuyor. Yani A kendini oynaması gerekiyor. Stanislawski bunun temelini attı. Eric Morris bugün bunun en iyi temsilcisidir.
 
Mut Theater’da bu anlamda ben ve uzman doçent arkadaşlarla oyunculara dersler veriyoruz. Teori ve Pratik egzersizlerin bir arada sunulduğu bir atölye çalışmasında „temel rejisörlük yöntemlerinden Augusto Boal ve Eric Morris faktörü konu ediyorum. Bunun yanısıra yönetmen ve oyuncu arasındaki ilişiki“ „ Tiyatro üretimi esnasında rejinin metin yazımına müdahalesi ve katkısı“, ve „güncel sahneleme pratikleri“ gibi altbaşlıklarla katılımcıları bilgilendiren ve deneyim kazandırılan sunumlar yapıyoruz.
Almanya’da okullarda  Tiyatro ile Toplum arasındaki ilişki önemli bir faktör olarak ders konusu edilmektedir. Bugün dahada açığa çıktı ki, tiyatro bir yöntem olarak insanların sosyal konularını ,sorunlarının çözümünde çok önemli rol oynamaktadır. Mesela A B’yi dövdü. Onu nasıl dövdüğünü anlatıyorum. A’nın sübjektif olarak anlattığı bu olayı, bir rejisör bir başka oyuncuya „A’nın anlattığı olayı oyna„ diyor. Oyuncu sahnede „o olayı“ oynuyor. A kendini görüyor. A „Ben B’yi o kadarda şiddetli dövmedim. Ben katil değilim.“ diyor.
Yani B A’ya ayna oluyor. A ancak aynada kendini görünce kendini sorgulama imkanına kavuşuyor. Oyuncu A’nın anlattıklarını oynarken, ‘ya bu ben miyim, ben bu kadar acımasız mıyım’ diyebiliyor. Burada tiyatronun eğitici bir yönü var. Ve Tiyatro bir Ayna görevi görüyor. Böylece Tiyatro sayesinde empati yapabiliyorsun. Bir konuyu sorgulamak için iyi bir yöntem. İşte bu sorgulamanın yapılabilmesi için oyuncuların sahnede gerçekçi oynaması lazım. Başkalarını taklit edersek izleyici seni ciddi bulmuyor. Bazı Yönetmenler ve oyuncular ne yazık ki tiyatrolarda komedi yapayım derken bu taklit hatasına düşüyorlar. Orada izleyiciyi inandıramıyorlar. Yapılan bütün telaş izleyiciyi nasıl güldürüm üzerine kurgulanıyor. Halbuki taklit yerine yani A’nın B’yi oynamasına gerek yok. C’yi bir izleyici olarak inandırmak istiyorsan A kendisini oynamalıdır. Her insanda bir öfke vardır. Sen mesela herhangi bir diktatörü oynuyorsun. Burada A’yı taklit edersen zaten orijinali oradadır. Ama sen diktatör olsaydın. Senin içindeki diktatör öğelerini çıkarsaydın. Izleyicinin ilgisini çeken o olurdu. Mehmet diye bir arkadaşımız yüzbaşı rolünü oynuyordu. Sert bir karekteri oynayacaktı ama shanede hep cok sakin nezaketli birini canlandiriyordu. Belkide sert mir mizansene cesareti yoktu. Onu provalarda çok eleştirmiştim. Gala sonunda kızları gelmişti. „Baba, biz seni hayatımızda böyle hic sert görmedik“ dediler.
Çocuklarına hayatında bir defa bile bağırmamış bir baba. Sahnede gördükleri babalarından korkmuş iki kız çocuk. Yani demem o ki başkasını taklit etmeyeceksin  kendin olacaksın. Taklit edersen izleyici sana inanmıyor. Kendini oynarsan izleyici tiyatrodan çıkıyor. O andaki oyun ortamının içine girmiş oluyor. Televizyonlarda skeçler yapılıyor. Yapmacık hareketler yapılıyor. Biz tiyatroyu o zan ediyoruz.




Size göre tiyatro nedir?
 
Gerçeğin soyutlamasıdır. Tam kendin olduğunda oda gerçek oluyor. Burada sanat var. Gerçeği biraz soyutlamaktır. Gerçeği soyutlamayı da  estetikle  ancak yaparsın. Sanatın toplumda etkin olması için bir estetiğin olması lazım.
 
Size göre bir tiyatro oyuncusunda olması gereken kriterler nedir?
 
oyunculukta teknik tabiiki çok önemlidir. Birisi dansçıyım. Dediğinde ölçü demek ki, baleyi biliyor. Bir insan oyuncuyum diyorsa doğaçlama konusunda çok iyidir. Doğaçlama tekniğine hakim olabilmesi için her gün prova yapması lazım. Futbolcu oyunu yoksa kondisyonunu korumak için nasıl antrenman yapıyorsa oyuncu da oyunum yok diye beklememesi lazım. Bir tiyatro oyuncusu haftada en az iki üç defa bir iki üç saat doğaçlama yapması lazım.
İkinci teknik yön ise oyuncunun üç tane rolü var. Kendi metinini ve karşısındakinin metinini bilmesi lazım. Eğer karşıdaki unuttuğunda metinini doğaçlama yolu ile ona yardımcı olması lazım. Nerde durması gerektiğini bilmesi lazım. Işık insanlara göre ayarlanıyor. Diyelim teknik olarak oturuyorum sandalyede niye kalkmıyorum. Har hareketin bir amacı olması lazım. Amacı yoksa onlara terbiyesiz hareket diyoruz. Dengesiz kendini kontrol edemeyen hareketlerdir. Amatör tiyatrolarda çok görüyoruz.  Oyuncular deli danalar gibi sahnede koşuşturuyorlar. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bunlar oyunculuk dersleridir.
Soruya dönersek asıl kendi olabilmek çok önemlidir. Diyelim bir hayat kadınını oynayacak bir kadın bizdeki bazı oyuncu kadınlar ben hayatımda oynamam derler. Bunu diyorsan oyuncu olamazsın. Bir oyuncu her role hazır olabilmelidir. Bir oyuncu iyi bir eğitim almalıdır.

 

Hamburg’da bir çok amatör tiyatro grupları var. Sizin bu gruplarda eksik gördükleriniz var mı?
 
İsim vermek olmaz. Sadece gözlemlediğim bazı gruplarda halen  taklit tiyatroculuk yapmalarını görüyorum. Oyuncular kendi gibi olmuyorlar. İzleyici bunların tam tiyatro yapmadıklarını anlıyor. Bir tiyatroda bir konu ele alınır. Bu derinleştirilir. Analize girilir. Entektüel bir çarpışma vardır. Bir oyunun ebedi bir değeri vardır. İyi bir drama araştırması yapmıyorlar. Genellikle hep o bilinen ben ona şok tiyatro diyorum.
Geldiğimiz ülkede siyasi sosyal bir sıkıntı varsa hep orada kalmışız. Aslında burada yaşıyoruz.  Bakın gençler Türkçe oyunlara az geliyor. Çünkü onların dünyasına hitap etmiyoruz. Halen 40 yıl önce yaşadığımız şokun tiyatrosunu yapıyoruz. Kendini güncellemen lazım.
 
Tiyatroda küfrün yeri var mıdır. Siyasileri aşağılamanın yeri var mıdır?
 
Küfür estetik değildir. Eğer küfür varsa afişinde yaş sınırı koymak zorundasın. Eğer afişinde yoksa küçük çocuklarında gelebileceğini hesaba katman lazım. Size kaba bir örnek vereyim. Bir arkadaş ortamında bir arkadaş gaz yaptı. Hemen hafiften negatifleşiyoruz.  Bunu sahnede yapsan insanlar gülüyor. Burada bir rejisör olarak karar vermek lazım. Benim amacım sanat mı sunmak, yoksa izleyiciyi güldürmek midir. Sanat yaparak da izleyiciyi güldürebilirsin. Estetik fantezin iyi değilse orada populleşiyorsun. Popüleştirmek düzeyi düşürmek aslında topluma bir şey vermiyorsun bilineni tekrarlıyorsun. Burada iki kötü şey yapıyoruz. Oyuncuyu maskaralaştırıyoruz. İzleyicinin maskarası oluyor. Küfrün sanatla ilgisi yoktur.

 

Mut tiyatrosunun sahnesi neden siyah?
 
Tiyatrolarda sahne siyahtır. Işık sahnedeki oyuncuya daha etkin gösteriyor. Sahnenin dışında hiçbir şey göremiyorsun. Siyah olunca dikkatler daha çok sahneye toplanıyor. Sahne ile izleyici arasında muazzam bir iletişim sağlıyor. Bazen Türkiye’de çok önemli gruplar getiriliyor. Okul gibi yerlere götürülüyor. Ben çok üzülüyorum. İzleyici geldiğinde ben tiyatrodayım. Demesi lazım. Yerimiz küçük olsun önemli değil. Hamburg’da 22 tiyatro var. Bunların sadece beşi büyük diğeri küçüktür.
 
Mut tiyatrosunun Türkiye’ye yönelik çalışması var mı?
 
Biz aynı zamanda uluslar arası bir tiyatroyuz. Mut’un açılımı  çok kültürlü tiyatro demektir. Biz yılda iki defa uluslar arası alanda  genç tiyatrocuları bir araya getiriyoruz. Atölye dersleri veriyoruz. Oyuncuların birbirleriyle tanışmaları ortak prodüksiyon yapmalarına vesile oluyoruz. Bu anlamda İsrail’e ,Fransa’ya ,Rusya’ya genç oyuncularımızı götürdük. Bu yaz 15 genç oyuncumuzu İzmir’e götüreceğiz. Ortak çalışmalar orada yapacağız. Bu oyuncuları müthiş motive ediyor. Büyük tiyatroların yapmadığını biz yapıyoruz. Kültür dairesi bize teşekkür ediyor.
 
Mut Tiyatrosu olarak yılda kaç oyun sergilediniz?
 
Bizim kendi oyunumuz 2 yada 3  yaklaşık 30 oyun geri kalan 60-70 oyunu misafir gruplar bizde sergiliyor oyunlarını

 

Geçen yıldan başlayarak bu yılda festival yapıyorsunuz bu geleneksel olarak devam edecek mi?
 
Geçen yıl başlattık. Amaç bir temel oluşturmak bu festivale  çünkü Almanya’da bu eksikti. Özellikle Hamburg’da çok sayıda yabancı yaşıyor. Bu bir eksiklikti. Hamburg’un böyle bir festivale ihtiyacı vardı. Ben iki yılda bir düşünüyordum. Kültür Dairesi her yıl yapılmasını istedi.
 
Çok eleştiriliyorsunuz ,  Festivale katılan grupları kim seçiyor diye. Bir komisyon var mı?
 
Normalde bir festivalde tiyatro uzmanı bir komisyon oluşturmak lazım. Hangi grupların geleceğine bu komisyon karar vermesi lazım. Biz bunu kısmen yapabildik. İleriki festivallerde bu komisyonu oluşturacağız.
 
Üç cümle ile kendinizi nasıl ifade edebilirsiniz?
 
Hep amaçları olan, amaçlarının arkasında duran cesaretli bir insanım

 

Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.
 
Tiyatroya ve sanata verdiğiniz değerden dolayı, Pazar sohbetleri ile genç tiyatrocuları topluma tanıttığınız için ben teşekkür ederim.  ‘Zafer Özpolat ile Pazar sohbetleri’ röportaj serinizi beğeni ile takip ediyorum.
 
 

Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv
2012 Softmedya tüm hakları saklıdır Softmedya Haber Scripti Yazılımı