Dr. Şaban Kızıldağ: ‘Kitapsız Toplum Kendi Kaderini Başkalarının İnsafına Terk Eden Toplum¬dur!’

Uluslararası bir danışman, eğitimci, koç ve yazar olarak, bilgilerini ve tecrübelerini birçok özel kurum ve kamu kurumuyla paylaşan Dr. Şaban Kızıldağ ile Hayykitap Yayınları arasından çıkan, “Mazeret Yok” isimli kitabı hakkında konuştuk. Kızıldağ, “Cep telefonunun kullanmayı bilmeyen bir toplum, iletişim bozukluğu sorunun hiçbir zaman çözemez” dedi.

Türkiye 21 Şubat 2019 22:04
Dr. Şaban Kızıldağ: ‘Kitapsız Toplum Kendi Kaderini Başkalarının İnsafına Terk Eden Toplum¬dur!’
-A +A

Uluslararası bir danışman, eğitimci, koç ve yazar olarak, bilgilerini ve tecrübelerini birçok özel kurum ve kamu kurumuyla paylaşan Dr. Şaban Kızıldağ ile Hayykitap Yayınları arasından çıkan, “Mazeret Yok” isimli kitabı hakkında konuştuk. Kızıldağ, “Cep telefonunun kullanmayı bilmeyen bir toplum, iletişim bozukluğu sorunun hiçbir zaman çözemez” dedi.  
 
Röportaj: Ziya Gündüz
 
 
Öncelikle hocam kitabınızın da ismi olan şu sorudan başlayalım: “Neden Mazeret Yok?”
 
Milletçe mucit yanımız, en çok mazeret üretirken ortaya çıktığı için “Mazeret Yok!” diyoruz. İlhamını Hz. Ali’nin “Mazeret, insanın kendisine söylediği en büyük yalandır.” sözünden alan “Mazeret Yok!” kitabı, öncelikle düşünce tembeli toplumlarda klişelerin, sloganların, beylik sözlerin düşüncenin yerini alıp slogan, afiş, pankart, miting kelimeleriyle sınırlı düşünce kırıntılarının felsefe sayıldığı bir kültür ortamına estetik bir uyarıdır.
 
 
Kitapta iletişim konusu dikkatimi çekti. İletişim bozukluğundan söz ediyorsunuz. İletişim bozuklukları nelerdir? Bu bozukluklardan nasıl kurtulabiliriz?
 
Kitabımıza epigraf olarak aldığımız Murathan Mungan’ın bir itirazı var: “Sokağa çıktığınızda etrafınıza şöyle tarafsız gözlerle bir bakın ve elinizi yüreğinize koyarak söyleyin: ‘Cep telefonunu bulanlar Türkleri tanısalardı, buldukları bu mereti ortaya çıkarırlar mıydı?” Sanırım, iletişim bozuklukları öncelikle buradan başlıyor. Cep telefonunun kullanmayı bilmeyen bir toplum, iletişim bozukluğu sorunun hiçbir zaman çözemez.
 
 Kitapta çok çarpıcı konular var. Bunlarda birisi de ahlak ile ilgili tespitleriniz. Ahlak nedir? Ahlaka ihtiyacı olmayan kimler?
 

“Ahlaka kimin ihtiyacı yoktur?” diye bir soru sorulsa nasıl cevap verirdiniz? Böyle bir soruyu mantıksız mı bulurdunuz? Peki, şu sözü nasıl değerlendirirsiniz: “İnsanlar bir dine sahip olduğu için ahlaka ihtiyaçları yokmuş gibi davranıyorlar.”
 
Bu sözü daha da genişletebilirsiniz: “İnsanlar bir dine sahip oldukları için hakikati aramaya, cenneti kazanmaya, erdemli bir insan olmaya, düne göre daha da mükemmel bir insan olmak için uğraşmaya ihtiyacı yokmuş gibi davranıyorlar.”
 
Hatta bırakın bir dini, bir tarikata, bir cemaate, bir gruba mensup olmakla kendilerini garantide zannediyorlar. Halbuki asıl tehlike sahip olmakla başlıyor.
 
Gelmiş geçmiş bütün günahları affedilmesine rağmen günde yetmiş defa tövbe eden, geceleri, gözyaşları içinde Allah'a niyaz eden, her an Allah'ın mağfiret ve affını temenni eden, “Amelleri kendisini geriye bırakanı nesebi ileri götürmez,” diyen, Hz. Aişe, “Cennete girmek için sen de mi Allah'ın lütfuna muhtaçsın?” diye sorduğunda “Evet ya Aişe, Allah’ın bağışı olmadıkça kimse oraya giremeyecek!” cevabını veren Allah’ın son Peygamberi bile kendisini Allah’ın ihsanına muhtaç görüyorken bizlere ne oluyor da bu kadar kendimizden emin olabiliyoruz?
 
Bizi geleceğimizden bu kadar emin olmaya iten nedir?
 
Hakkın bizde olduğunu, dolayısıyla hakikate sahip olanların hakikat adına konuşmaya da yetkili olduğunu zannetmemize sebep olan nedir?
 
İnsanların ahlakını, eylemlerini, davranışlarını, kararlarını pervasızca sorgulayıp kendi eylemlerimizi hiçbir sorguya tabi tutmaksızın bol keseden ahkâm kesmemizin nedeni nedir?
 
Sahip olduğumuz inanç grubu mu, güya Allah için yaptığımızı iddia ettiğimiz amellerimiz mi?
 
Peygamberin sözünden anlıyoruz ki onun yaşadığı ahlak, ahlakın zirvesidir. Ona inanan her mümin bu ahlakın inceliklerini keşfetmeli ve hayatının şiarı edinmelidir. Bırakın bir mezhebe, bir cemaate, bir tarikata mensup olmayı, bir dine mensup olmak bile bizi kurtaramaz. Yani, benim filanca inanca şahadetim beni kurtarmayacaktır, tersine, o inancın bana şahadeti beni kurtaracaktır.
 
İnandığı dinin hakikatini kendi ihtirasının mezesi yapan insanlar bir gün adl-i ilahi karşısında tam da cehennemin mezesi olacaktır.
 
İnancını ihtiraslarının kalkanı yapanları Allah eninde sonunda kalkansız bırakacak ve öte dünyaya gerek kalmaksızın bu dünyada rezil olmanın sefaletini yaşayacaktır.
 
Hepimizin, hava gibi, su gibi ahlaka ihtiyacı var. Bu ahlakı nerden edineceğiz? Az evvel söylediğimiz gibi, Peygamber tam da aranan ahlakı tamamlamak için gönderilmiş bir tamamlayıcıdır.
 
 
 Kitapta altını çizdiğimiz birçok cümle var. Örneğin şu cümle çok önemli: “Birbirimizi sevmedikçe, birbirimizi bilmedikçe insanları kaybedeceğiz.” Neden sevgi bu kadar önemli? Kitabınızda sevgi konusuyla ilgili olarak vermek istediğiniz ana mesaj nedir?
 
Birbirimizi sevdikçe, birbirimizi bildikçe, bize hayatın önünde bir bayrak gibi koşmak sunulacak.
 
Dilleri bağlanmış, duyu sistemi iflas etmiş bir ülkeye yeniden doğrulmayı öğretecek bilinç bizim yüreklerimizde yeşerecek.
 
Evrensel- global nutuklara artık ihtiyacımız olmayacak. “Birazdan Gün Doğacak” diyen Erdem Bayazıt’la beton duvarlara arasında çiçekler açacak; “Günler Geçer” diyen Turgut Uyar’la incirler kayayı delecek.
 
Birbirimizi sevdikçe, birbirimizi bildikçe, bir dağ menekşesi yeryüzünü nasıl selamlıyorsa, umudu ve var oluşumuzu öyle selamlayacağız.
 
Birbirlerinin güneşi olup ısıtmak, yağmuru olup serinletmek bizim alnımıza yazılmış bir yazgıdır. Bunu bilmedikçe ne anlamımız olur ki yaşadığımız dünyada…
 
 
Okuma benim de üzerinde odaklandığım önemli bir kavram. Zira okumadığımız için her önüne çıkan canımıza okuyor. Okuma ile ilgili neler söylemek isteriniz?
Ayrıca tavsiye edeceğiniz kitaplar hangileri?
 
Kitabımızda da belirttiğimiz gibi sorun biraz da ‘kitapsız toplum’da… 
 
Kitapsız toplum naslara ve kültürel norm­lara bağlı kalmayan, içgüdülerinin emrinde hare­ket eden, vizyonun meftunu olan, aktüelin bulanık ırmağında gelişigüzel akan toplumdur.
 
Kitapsız toplum bütün müessese ve birimle­rinden etik ve estetik kaygıyı kovan, kimliksiz, halk dalkavukluğu yapan insanları iş başına geti­ren, entelektüelini küçümseyen ve onu sefalete terk eden toplumdur.
 
Kitapsız toplum egoyu, nefs putunu hareket ve davranışının ekseni, de­ğişmez dinamiği addeden toplumdur.
 
Kitapsız toplum görüntünün çekim alanı­na mıhlanıp kalan, maverai endişelerden bağımsız, günübirlik yaşama hevesine kapılan ve var oluşun asıl misyonunu unutup arzularına sınır çiz­meden yaşayan toplumdur.
 
Kitapsız toplum her türlü dünyevi ve semavi yasadan, müeyyideden, üsluplu yaşama tarzından, bütün kültür kaygıla­rından kopuk bir hayatı yücelten toplumdur.
 
 
Kitapsız toplum kıymet ölçüleri, moral değerleri, töresi, geleneği ve kökleri ile ilişiğini kesen, milli ve manevi hafızasını kaybeden, Cengiz Aytmatov'un söyleyişiyle ‘mankutlaşan’ toplumdur.
 
Kitapsız toplum insan oluşun büyük davası­nı kavrayamamış, hayatla ölüm arasında uzlaşma sağlayamamış toplumdur.
 
Kitapsız toplum kendi kaderini başkalarının insafına terk eden dünsüz ve yarınsız toplum­dur.
 
 
Cemil Meriç, önemli bir düşünür. Neden hepimizin Cemil Meriç’e borcu var?
 
En güzel eserlerini gözlerini kaybettikten sonra yazmıştır. Yazmış ve yalnız kalmıştır.
 
Kendi semasının tek yıldızı olmayı başarabilen Cemil Meriç, düşünmeyi ‘meslek’, düşünmeyi ‘mektep’ edindiği körler ülkesinde gökkuşağı renkleriyle konuştuğu, ‘görmeyene görücü’ olduğu için yalnızdır.
 
Aklı Avrupa'ya tutkun, gönlü Asya'ya vurgun, fikriyle Avrupalı, ruhuyla Asyalı kalan bir Avrasyalı olduğu, “kıt'aları ipek bir kumaş gibi kesip içen” bir imparatorluğun varisi olarak muhteşem bir maziyi muhteşem bir istikbale kelimelerden, sevgiden bir köprüyle bağlamak istediği için yalnızdır.
 
Yani Cemil Meriç aslında dünya özürlüler tarihi açısından da bir kahramandır. Ona bu açıdan ayrıca teşekkürlerimizi bildirmek mecburiyetindeyiz. Bu olumsuz ayrıcalığı olumlayarak, kendisinin içinde, zihninde, gönlünde yaratmaya mecbur olduğu aydınlığı önce kendi içinde inşa etti, sonra bizlerle paylaştı Cemil Meriç.”
 
İnsan yetiştirmeyle ilgili tavsiyeleriniz nelerdir?
 
Devleti ile, aileleri ile, eğitimi ile ve çevresi ile bütüncül bir anlayışla insana odaklanmak..
Önerim budur.
 
 
 
Kitapla ilgili olumlu veya olumsuz geri dönüşümler alıyor musunuz?
 
Mutlaka… Herkesin alkışladığı biri kendisinden şüphe duymalı… Ancak gerekçesiz beğeniler ya da eleştiriler bana pek de bir şey söylemiyor.
 
Öncelikle kulak vermem gerekenlerin, işaret noktası bildiğim insanların, kendime seçtiğim okurların görüşleri benim için çok şey ifade ediyor. Değerlendirme ölçütlerini dikkate aldığım  kişilerden kitabı beğendiğini söyleyenlerin sayısı oldukça fazla…
 
Son olarak Mazeret Yok?” kitabıyla ilgili neler söylemek istersiniz?
 
Ben hep olumsuz cümlelerin kullanıldığı bir atmosferde umuda destek vermek için "Mazeret Yok!" diyorum.
Bu kitap, umudu ve insanı besliyor.
 
Dr. Şaban Kızıldağ kimdir?
 
Bir tür hayal ve hayat menajerliği sayılabilecek serüvenimi, altı kelimeyle ve ünlemli üç kitapla özetlemem mümkün: 
 
Mazeret Yok!
Çıkış Var!
Konuştuğun Kadarsın!
 
Gerisi biraz da kimlik bilgisi…1969 Eskişehir doğumlu. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri alanında lisans, Sakarya Üniversitesi Sosyoloji alanında yüksek lisans ve İşletme alanında doktorasını tamamladı.
 
Anadolu, Bahçeşehir ve Maltepe üniversitelerinde dersler verdi. 
 
Ulusal ve uluslararası alanda birçok makale ve bildirisi bulunan Kızıldağ, dört yıl bir kamu kurumunda üst düzey yönetici olarak çalıştı. Ardından “Executive Coaching” alanında eğitim aldı ve Eğitim, İletişim, Danışmanlık ve Sosyo-Ekonomik Araştırmalar Merkezi Kareli Defter’i kurdu.
 
Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) üyesi olan Kızıldağ, Maltepe Üniversitesi’nde uzmanlık alanıyla ilgili dersler vermektedir. İletişim, Kültürlerarası Sentez, Yönetim Danışmanlığı, Kültür Biçimlendirme, Liderlik ve Performans Gelişimi alanlarında eğitim, danışmanlık ve koçluk hizmeti sunmaya devam etmektedir. 
 
 
Kitapları
 
Aynası İştir Kişinin Lafa Bakılır, 15. Baskı, Tink Tenk Yayıncılık, İstanbul 2018.
Dersaadetten İstanbul’a Eminönü Ailesi, Beyaz Sanat Yayınları, İstanbul 2004.
İletişimde Mazeret Yok,  3. Baskı, Hayat Yayınları, İstanbul 2015.
Pop Müzikten Popüler Kültüre Medya Çocukları, Şehir Yayınları, İstanbul 2011.
Yer Çekimine Karşı Temel Bilgiler | THY Genel Müdürü Temel Kotil ile Nehir Söyleşi, 2. Baskı, Hayat Yayınları, İstanbul 2012.
Yöneticiliğin Temel Haritası, Acar Bilgi Merkezi Yayınları, İstanbul 2013.
Yönetmek İçin Mazeret Yok,  2. Baskı, Hayat Yayınları, İstanbul 2014.
Mazeret Yok |Tek Kişi Çok Hikâye, Hayykitap Yayınları, İstanbul 2018.
 
 
 
 
 
 
 

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

Duyurular
Arşiv