"Bir memlekette, Barış İsteyenler, Savaş İsteyenler Kadar Cesur Olmadıkça, O Memlekette Huzur ve Güven Ortamı Oluşmaz."
Ortadoğu Halklarının Birliğini Koruma, Kalkındırma ve Strateji Araştırmalar Merkezi [OHAK-DER] Başkanı M. Burhan Hedbi, Ankara'daki bombalı saldırıda hayatını kaybedenler için olay yerinde Fatiha okudu.
Ankara'da 97 kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırıyı kınayan ve olay yerini ziyaret edip hayatını kaybedenler için Fatiha okuyup dua eden ve “Toplulukları bir arada tutan, sadece paylaşılan ortak mutluluklarının olması değil beraber tutabilecekleri ortak yaslarının da olmasıdır. İnsanlar katledilmesin diye çaba harcıyorduk, harcamaya da devam edeceğiz. Fakat böylesi acılar olduktan sonra da acının paylaşılması da çok önemlidir” diyen OHAK-DER YKB M. Burhan Hedbi, önemli tespit ve açıklamalarda da bulundu.
“Kaybedilen ana, evlat veya baba çok zor bir durum bu. Allah size yaşatmasın fakat yaşamadıktan sonra da, gece yarısı uykudan kalkıp yatağın bir ucuna oturup uzun uzun, kara kara düşünmeyi ben size nasıl anlatıp izah edeyim? Hep savaşmaktan yorgun düştüğümüzde mi, savaşacak kimsemiz kalmadığında mı barışı düşünmeye başlayacağız? Oysa insan samimiyetle ve azimle isteyince; bugünlerde ulaşılması ve başarılması zor görünen barış dâhil her sorun, engel ve zorluğun üstesinden gelebilecek akıl, kabiliyet ve kapasiteye sahip bir şekilde yaratılmıştır. Bu kadar istenmesine, övülmesine rağmen neden barışmayı başaramıyoruz? Unutmayalım ki; Savaş ortamında büyüyen çocuklar; zamanla barışmayı başaramayan ve şiddetten beslenmeye başlayan bireylerden oluşan topluluklar oluşturur! Bir toplum veya ülke kötüye gidiyorsa, sorun; Kötülerin çok olması veya kötülüğün yaygınlaşması değil iyilerin kötüler kadar organize olamayışındandır.” Diyen Hedbi, açıklamasını şöyle sürdürdü:
Belki de gerçek manada sevmeyi egemen etmeyi başaramamış olmamızdır, yaşanan tüm bu problemlerimizin altında yatan yegâne sorun. Kötüler kin ve nefreti ekmekten bıkmıyor ve yorulmuyorsa, iyiler neden sevgiyi ve kardeşliği ekmekten bıksın ve yorulsun. Kendilerini iyi sayanlar sevgiyi ekmekten vazgeçtiklerinde aslında iyi olmaktan da vazgeçtiklerini bilmeliler. Bugün kaç insan öldürüldü diye üzülmeyen, farkında bile olmayan; fakat kaç golün kaçırıldığını iyi bilen ve bunun hesabını soran bir toplumdan ne beklenebilir ki! Şimdi kendimize soralım Madem herkes doğru, dürüst ve düzgün peki ama neden bu kadar insan üzgün?
Biliyorum bu asırda hakkı haykıran zarar görüyor. Fakat buna rağmen, çocuklarımıza huzurlu ve barış dolu bir gelecek hazırlamak için bu riski göze almalıyız. Biz hakkı haykırma erdemini gösteremezsek; çocuklarımız hakkı haykırmanın meşru yollarını kimden öğrenecek. "Çocuklarımız hakkı haykırmasın, bize ne, bize mi kalmış" diyenlerden olmamalıyız. Doğru söyleyince taşa tutuluyor muş insan. Tutuluyor tutulmasına fakat Zeydler var oldukça taşa tutulmak zor gelmez insana. Bunun için de kaleme ve kelama çok iş düşüyor. Kalemi ve kelamı mahkûm etme, dışlama veya susturma çabası içinde olanlar, hep huzursuz olmaya mahkûm olacaklardır.
Hak aramak, elbette ki kutsaldır. Ama hak arama metodu da en az hak arama erdemini göstermek kadar hayati öneme haizdir. Mağdur olan biri(ileri)nin başkalarını mağdur etmek suretiyle mağduriyet(ler)ini giderme çabası; mazlumun zulmünü beraberinde getirecektir. Mazlumun zulmüyle baş etmek, zalimin zulmüyle baş etmekten daha zordur. Katil(ler)in ve maktullerin birbirini tanımadığı bir dönemde yaşıyor olmak! Bunun için cani olmak gerekir. Biliyor musunuz can olmak çok zor ama cani olmak o kadar da zor bir şey değildir. Canın yanına sadece bir 'i' eklendiğinde biraz önce can dediğinizin nasıl da cani olduğunu göreceksiniz. Zulme engel olmak için güç elbette ki önemli ve gerekli bir araçtır. Fakat unutulmamalıdır ki adaletin kanatları altında olmayan güç de zulüm üretir.
Günümüzün "intikam alma" anlayışı; sana yapılan yanlışa ve/veya zulme en az misliyle karşılık vermektir. Bu anlayışa göre örneğin bir köpek birisini ısırdığında köpeğin de ısırılan tarafından ısırılması gerekir ki intikamı alınmış olsun. Oysa en büyük 'erkeklik' ve en büyük intikam; pişman olanı affetmektir. Kötüleri unutmak ve kötülüklere iyilikle karşılık vermek, iyilerin kötülerden alabileceği en büyük intikamdır. Kin ve nefreti taşıyacak kadar güçlü değilim! Bunun için de muhtemelen ileride bayağı canımı yakacak çok radikal bir karar aldım; sevgiyi nefrete, affetmeyi intikam almaya tercih edecek bir yaşam tarzını seçtim. Ama bunu da söylemeden geçemeyeceğim. İslam coğrafyasında Müslüman kanının akmasından daha acı olan, Müslümanların hala “kuklacı yerine kendinden olan kuklayla” uğraşıyor olmasıdır. Zira kuklacıyla mücadele edilmediği müddetçe canımız yanmaya devam edecek ve halimize de kimse acımayacaktır.