“İnsanın yerini, öz iradesi ile yapacağı seçimi belirler”

Magazin 8 Şubat 2021 22:47
Videoyu Aç “İnsanın yerini, öz iradesi ile yapacağı seçimi belirler”
A
a

Yazar Nilgün Batıyeli: “Her insan bir ayağı karanlıkta, bir ayağı aydınlıkta doğar. Hangi ayağını diğerinin yanına çekeceğini ise zamanı gelince öz iradesi ile yapacağı seçim belirler.’’

Yazar Nilgün Batıyeli ile yazarlığa adım atışı, büyük ilgi gören bilim kurgu ve tarih romanı Ruhların Tohumu’nun yazılış serüveni, insanları, Göbeklitepe’yi ve hayal evrenini konuştuk.
Yazar Nilgün Batıyeli nasıl doğdu?
Türkiye Cumhuriyetinde doğmuş, Almanya’da büyümüş, Türkiye’de çalışmış ve deneyim kazanmış bir insanım. Genç yaşta evlenen ve genç yaşta da boşanan, iki çocuklu bir kadın olarak sorumluluk sahibi olmayı da öğrenmem pek uzun sürmedi. Yurt içi ve yurt dışı iş seyahatleri yanında, eş zamanlı olarak iki çocuk büyütüp onlara bir gelecek hazırlamaya çalıştım. Burada, haklarını asla ödeyemeyeceğim annem ve rahmetli babamın anlatılamaz desteklerine duyduğum şükrana değinmeden geçmem mümkün değildir. Hem çalışıp hem çocuk büyüten biri olarak çok zamanınız olmuyor fakat bu şartlarda da olsa her daim ilgi odağım olan bilim kurgu ve tarih ikilisinden vazgeçmedim. Elime her geçen fırsatta okudum ve sinemaya gittim. Film ve kitap seçimlerim çok büyük oranda aynıydı; tarih ve bilimkurgu.
Birçok büyük uluslararası firmada, üst düzey görevler aldım. Geriye baktığımda kariyerimden oldukça mutlu olduğumu söyleyebilirim. İş hayatıma yön verip bana imkânlar sağlayan, Türkçe dâhil dört lisan biliyor olmamdır, kuşkusuz. Çocuklar büyüyüp kendi hayatlarını kurduktan sonra ben de emekli oldum. “Artık yıllardır arada kurgulayıp karaladığım hikâyeleri kitaplaştırma zamanı.” dedim ve başladım yazmaya.
İşte kısaca benim hikâyem!

Bugüne kadar yayınladığınız eserlerinizden, yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?
Bundan yaklaşık 15 yıl önce ilk romanımı yazıp yayınlattım. Hem hâlâ başka işlerle meşgul olmam, bu sektörü bilmemem hem de karşıma çıkan dolandırıcı bir grup nedeniyle ilk romanım “Son Uyarı”, tabiri caizse, “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra.” şeklinde oldu ve hiç ses getirmedi. Üç yıl önce aynı romanı, İngilizceye tercüme edip Amerika’da bastırdım. Orada da en iyi satanlar listesine girmese de 15 sene içerisinde burada görmeyen ilgiyi gördüğü kesin. Ne var ki ilk romanımın verdiği üzüntü, hayal kırıklığı ve maddi kayıplar başka kitaplar bastırmamı engelledi. Bu unsurların engelleyemediği son eserime gelene değin başka iki romanı daha kaleme aldığım ve evde beklettiğim gerçeğini söylemeliyim. Sıra bunları da bastırmaya gelirse,” diye adlarını şimdiden sizinle paylaşayım: “Değer mi?” ve “İçimdeki Oda Arkadaşım”.
“Ruhların Tohumu” adlı eserinizde nelerden bahsettiniz? Anlatmak istediğiniz konu neydi?
Bilim kurguya olan tutkum; gizem, fantezi, büyü ve evren olguları ile bütünleşerek çekirdek oluşturur. Dolayısıyla “Ruhların Tohumu” da reenkarnasyon, gezegenler, farklı yaşam türleri, insanların ve ruhlarının ilk var edilmesi ve gelişmeler hakkındadır. Kitapta; üç dünya gezegeninin oluşum biçimi, ilkinin nasıl battığı, ikincisi olan bugün yaşadığımız dünyanın, benim gözümden kurgulanmış olsa da gerçekleri yansıtan varlığı ve üçüncü dünyanın, tekâmül etmiş ruhların yaşadığı, insan türünün gelişmiş ve üst bilince erişmiş hâli olması ele alınır. Kitap, üçüncü dünyadaki gelişmiş ruhların yardımıyla ikinci dünyadan mümkün olduğu kadar çok ruhun kurtarılması üzerinedir. Zira Tanrı, hiçbir ruhun kolayca ziyan edilmemesini emretmektedir. Konuyu romanımdan bir cümle ile aktarmaya çalışayım:
“Her insan bir ayağı karanlıkta, bir ayağı aydınlıkta doğar. Hangi ayağını diğerinin yanına çekeceğini ise zamanı gelince öz iradesi ile yapacağı seçim belirler.’’
Konu bu kadar ileri geri seyredince eserimde birçok mit, efsane olarak bildiklerimize de yer verdim. Kitabım, bilinen eski uygarlıklardan birinci cildin sonunda, dinlerin doğuşuna kadar uzanan bir dizi fantastik kurgu olarak ortaya çıkmıştır.

GÖBEKLİTEPE GERÇEĞİ
Kitabınızda Göbeklitepe’yi anlatmanızdaki en büyük sebep neydi? Göbeklitepe’yi diğer tarihi alanlardan ayıran nedir?
Göbeklitepe, anıldığı gibi tarihin sıfır noktası olmasının dışında altındaki henüz ortaya çıkmamış bilinmezler ile dünya çapında ilgi duyulan bir mekândır. Benim de dikkatimi ve ilgimi, daha ilk yıllarda çekmiştir ve onu takibe almışımdır. Yıllar sonra yine bir yabancı tarihçinin yaptığı yorumları okudum. O günlerde, “Acaba nedir, ne olabilir?” diyerek kafamda neler olabileceği, neler yazılabileceği şekillenmeye başlamıştı. Göbeklitepe’den 5 bin yıl sonra yapılmış olan beş piramit yıllardır yazılıyor, filmler çekiliyor ve devam ediyorsa Göbeklitepe, bundan çok daha ileri boyutunda bir öneme ve muammaya sahiptir, kanımca. Aslına bakarsanız şimdi birtakım otoritelerin Göbeklitepe’yi “ibadet mekânı, tapınak” olduğunu ortaya atması ve bunun kabul görmesi, benim için yeterli ve gerçekçi bir yaklaşımın çok dışında hafif kalmaktadır. Ortaya çıkmış ve tespit edilmişlerin ötesinde, yer altında kat kat Göbeklitepe olduğuna dair benim inancım tamdır. Göbeklitepe’yle ilgili her şeyin gün yüzüne çıkması için bugün yüz elli yıldan bahsediliyor. Gerisini ancak hayal edebiliyorum.
Ruhların Tohumu’nda; birinci ciltte başlayan ancak ikinci ciltte daha ayrıntılı olarak yer alan Göbeklitepe’nin sadece alt katmanlarına inilmiyor, aynı zamanda Diyarbakır, Mardin ile başlayıp dünyayı birbirine bağlayan mağara, tünel ve yaşam alanlarına yer veriliyor. Göbeklitepe’yi, yalnızca dünya gezegenini değil, evrene uzanan bir yol ve ruhlar ile birleştirdim.
Göbeklitepe, kendisini konum olarak insanlığın doğuşu, yaradılışı ve gelişimi olarak kabul ettiğim için de özeldir.
Gelecek zamanlarda yeni bir kitap çalışmanız olacak mı?
Sözünü ettiğim gibi hazırda, biraz ekleme, düzeltme yaparak yayınlatmak istediğim iki romanım var. Tabii bunlardan önce Ruhların Tohumu’nun ikinci cildinin üzerinde çalışıyorum. Şu an piyasada satışta olan birinci cilt, ikinci baskıya geçer geçmez dikkatimi ve enerjimi ikinci cilde vereceğim. Mart ayı sonunda 12-(1+1)=Nibiru gezegeni adlı kitabım çıkacak

ŞANLIURFA; SICAK, SAMİMİ İNSANLAR ŞEHRİ
Şanlıurfa gezinizde, vatandaşlarla geçirdiğiniz zamanı ve yaşadığınız günleri anlatır mısınız?
Öncelikle Şanlıurfa ile kaldığım Çadır Saray’ı birbirinden ayırt etmek gerekiyor. Zira ancak orada, insanların düşünce, kültür ve eğitimlerini, beklentilerini, ülke ve dünya görüşlerini birebir anlayabilme imkânım oldu.
Genele baktığımızda maalesef ülkemizin her yanında olduğu gibi bir umursamazlık içinde olan, olup bitenden memnun olan ve fazlasına gerek duymayan bir halk var. İşin üzücü tarafı da bu kesimin, daha kalburüstü imkânlara ve bilgilere sahip olduğu hâlde böyle yaşaması oldu. 
Beni esas etkileyen ve geleceğe yönelik umutlandıran ise Çadır Saray’ın çalışanları oldu. Aşçısı, temizlikçisi, güvenlik görevlisi, garsonu, bahçıvanı ve diğerlerinin, her şeyin bilincinde olduğunu görmek beni ciddi şekilde etkiledi. Sorgulamacı olmalarını da eklediğimizde ben, bu ülkenin bıçak kemiğe dayansa da bölünemeyeceğini, zaman zaman gözlerim yaşararak tecrübe ettim. Akşamları, işleri bittiğinde onlarla uzun uzun sohbet etme imkânı bulmaktan zevk aldım.
Genel olarak Şanlıurfalıyı tarif et, deseler “sıcak, samimi, dost canlısı, misafirperver ve ilime, bilime ilgili” değerlendirmesi yapmam yanlış olmaz, sanırım.
Yazar adaylarına neler yapmalarını önerirsiniz?
Önerebileceğim fazla bir şey yok gibi gözükse de aslında her alan için geçerli olan “Oku, oku, oku, araştır ve not al.” önerisi sunabilirim.
 

 
1000
icon
Selda kasarcıoğlu 8 Mart 2021 19:38

Bir kadın olarak başarılarından gurur duyarak gazete hamburg’a sizi tanıma fırsatı verdiği için teşekkür ederim. İlk fırsatta kitaplarınızı okuyacağım

0 1 Cevap Yaz
Ekrem kurt 8 Mart 2021 18:51

Harika bir yazı ufkumu açtınız

0 1 Cevap Yaz
editörün seçtikleri EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
hava durumu HAVA DURUMU
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
  • zaferözpolatmedya.com
Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat