20 Ekim 2018 16:59
-A +A
Abdulkadir Inaltekin

“GÖYGÖL’ÜN” GÖZYAŞLARI

Abdulkadir Inaltekin/gazetehamburg.com

Değerli okurlar,
Takdir edileceği üzere gurbetçi kervanında yol alan herkes öncelikle kendi mesleki alanında iştigal etmektedir. İş hayatından geriye kalan zamanlarda ancak sosyal, kültürel, spor, müzik, STK gibi alanlarda faaliyet gösterebiliyoruz. Bu zaviyeden bakıldığında bizler ek faaliyetlerimizi ancak fırsatlar el verdiğince icra etmeye çalışıyoruz.
Tabii, saydıklarımızın üstüne sağlık ve yaşın getirdiği zorlukları da eklediğimizde işimiz daha da zorlaşıyor. Her şeyden önce okurlarla gönül bağı kurmak bence en zor olanıdır. Maalesef, yazmaya bir süre ara vermek zorunda kaldım. Ümit edelim ve dileyelim ki, sizlerin de manevi desteği ile (dualarınız) sık sık gönüllerimizi buluşturabilelim. Umarım, meram anlaşılmıştır…
 
Hatırlanacağı üzere “Efsane Bir Aşk Hikâyesi 1-2” başlıklı yazıda Azerbaycan’ın istiklal şairi Ahmed Cavad ve eşi Şükriye Hanımın Sovyetler Birliği döneminde yaşadığı efsane aşk hikâyesinden, ailece tutuklanmalarından, Ahmed Cavad’ın kurşuna dizilmesinden, eşinin sürgün edilmesinden, annesinin, çocuklarının yaşadığı ıstırap dolu yıllardan, bir oğlu ve bir kızının tam da gençlik baharına kadem bastıkları çağda vefat ettiklerinden bahsetmiştim.
Şahadetinin 81. Yılında yeniden Ahmed Cavad’ı anmak istedim.
Azerbaycan İstiklal Marşı, “Çırpınırdı Karadeniz”, “Göygöl” gibi daha pek çok şaheserin mavi gözlü dev şairi tam olarak ne zaman öldürüldü ve nerede defnedildi halen bilinmemektedir…
Bu yazımda şairin seçme şiirlerinden örnekler vererek edebi kişiliğinden bahsetmeye çalışacağım.
 
“Çırpınırdı Karadeniz’in” hikâyesi
“Ülkücü marşı” olarak bilinen “Çırpınırdı Karadeniz” aslında bir Azerbaycan türküsüdür (mahnı). Sovyetler Birliği’nin dağılmasına kadar sadece araştırmacıların ve az sayıda meraklıların dışında türkünün sözlerinin ve bestesinin kime ait olduğu bilinmezdi. Bu bilinmezliğin içinde Azerbaycan hiç akla gelmezdi. Çükü “demir perde”, yani Sovyetler Birliği sınırları içine hapsolmuş Türk dilli halkların nerede, hangi coğrafyada yaşadığı, hangi din, dil, milli ve kültüre sahip oldukları tam olarak malum değildi. Milliyetçi düşünce ekseninde olan kesim Türkiye dışındaki soydaşlarımızın yaşadığı coğrafyaları “Turan elleri” olarak benimsemiş, onları “Türk-İslam” sentezi içinde düşünüyor, bu düşüncenin karşısında olanlar kendilerini “Marksçı, Leninci, Engelsçi ve Maocu” düşünceye merkezlemiş, dünya halklarını “emekçi” olarak tanımlıyor, bu iki siyasi akımın üçüncü ayağı ise İslamcı kesim olarak biliniyor, onlar da dünya Müslümanlarını din kardeşliği ekseninde tek bir ümmet gibi kabul ediyorlardı. Fakat her üç siyasi akımın eksik kaldıkları ortak nokta, tasavvurları dışında gerçek olan başka dünyaların olduğu ve o dünyalarla temas kurulamadığı hakikati idi. Çünkü büyük güçler dünyayı kapalı kutu haline getirmiş, söz konusu halkların yaşadığı gerçek dünyadan ses gelmiyor, onlara da ses gitmiyordu.
Tabii ki bütün bu siyasi akımların bir geçmişi, beslendiği fikir kaynakları, siyasi oluşumlar ve geçmişten gelen altyapıları vardı. Milliyetçi akımların dünyada hızla yayıldığı ve yeni bir dünyanın oluşturulması için adeta siyasi düşünce modasının dünyayı sardığı 20. Yüzyıl başlarında Avrupalı devletlerin yörüngesinde gelişen milliyetçi akımlar büyük hayallerin dalgasına kapılmış gidiyordu. İşte tam da o süreçte Saray-Bosna’da patlayan bir tabanca dört yıl boyunca dünyayı cehenneme çevirecek olan ateşin fitilini tutuşturdu. Kahramanlıkların, destanların, ağıtların, efsanelerin, açlık, yoksulluk, sefalet ve çaresizliklerin yaşandığı Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaşla birlikte “Çırpınırdı Karadeniz” türküsünün hikâyesi de başlamış oldu. 1912 yılında henüz 20 yaşında olan şair Ahmed Cavad İstanbul’daki, “Kafkas Gönüllüler Birliği’ne” katılır ve Osmanlı ordusu saflarında Balkan cephesinde savaşır.
Birinci Dünya Savaşı’nda “Hamidiye” isimli Osmanlı savaş gemisinin, “Kazbek” isimli Rus savaş gemisini Karadeniz’de batırması üzerine Osmanlı ordusunun kahramanlıklarından ilham alan Ahmed Cavad “Çırpınırdı Karadeniz” şiirini 1914 yılının Aralık ayında Gence’de yazar.
Bakü’nün işgalden kurtarılması için Azerbaycan’a gönderilen Kafkas İslam Ordusu’nun komutanı Nuri Paşa ve askerlerinin kazandığı zaferden sonra 28 Mayıs 1918’de Bağımsız Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulur ve Türk askerlerinin kahramanlığına atfen Üzeyir Hacıbeyli (1885–1948) tarafından “Çırpınırdı Karadeniz” şiiri türkü olarak bestelenir.
 

Azerbaycan lehçesinde:
Çırpınırdı, Gara deniz,
Bahıb Türkün bayrağına!
“Ah!..” deyerdin, heç ölmezdim
Düşe bilsem ayağına!
 
Ayrı düşmüş dost elinden,
İller var ki, çarpar sinen!..
Vefalıdır geldi-geden,
Yol ver Türkün bayrağına! 
 
İnciler tök gel yoluna,
Sırmalar sep sağ, soluna!
Fırtınalar dursun yana,
Salam Türkün bayrağına! 
 
“Hemidiyye”, o Türk ganı!
Heç birinin bitmez şanı!
“Kazbek” olsun ilk gurbanı.
Heyran Türkün bayrağına! 
 
Dost elinden esen yeller,
Bana şeir, salam söyler!
Olsun bizim bütün eller
Gurban Türkün bayrağına!
Yol ver Türkün bayrağına!
 
Ehmed Cavad, Gence şeheri,
dekabr 1914-cü il.

 
Şairini ölüme götüren şiir; “Göygöl!”
Sovyetlerin dağılmasından sonra Türkiye’de Ahmed Cavad’ın şiirleri, hayatı, siyasi mücadelesi, edebi kişiliği, yazıları, tercüme eserleri doğumunun 100. ve 120. Yıllarında düzenlenen geniş katılımlı etkinliklerle tanıtılmış, pek çok eserleri yayınlanmış ve hakkında akademik araştırmalar yapılmıştır.
Sovyetler Birliği, Ahmed Cavad’ı “Pantürkizm” ve “Panislamizm” isnadı ile 5 Haziran 1937’de tutuklanmış ve 12 Ekim 1937’de (muhtemelen) kurşuna dizerek infaz etmiştir.
KGB’nin şair hakkında ileri sürdüğü suçlamalar öyle hale getirilmişti ki, artık onun için kurtuluş olmadığı alenen aşikâr olmuştu. Suç unsuru olarak en küçük bir delil bulmak için şiirlerine, yazılarına zoraki anlam yükleyerek şairi ölüm cezasına çarptırma çabasını sürdürdüler.
Ahmed Cavad’ı yok etme istekleri o kadar güçlü idi ki, yaşları 14-19 arasında olan şairin üç oğlu tutuklanmış, babalarının şiirlerinden ne kadarını ezbere bildiklerini tespit etmek için işkenceyle sorgulandılar. Yapılan insanlık dışı muameleye rağmen Ahmed Cavad’ın şiirlerini çocukların ezbere bilmedikleri anlaşılmış olsa da ona rağmen çocuklar 6 ay ile 3 yıl arasında değişen hapis cezasına çarptırılmış ve sürgüne gönderilmiştir.
Ahmed Cavad’a isnat edile “Pantürkizm” ve “Panislamizm” suçlamalarına açık delil bulamadıkları için Türklük ve İslamcılık fikrini şiirlerinde kinaye yoluyla yaymaya çalıştığı iddiasını ileri sürdüler. KGB’nin iddianamede delil olarak gösterdiği “Göygöl; Mavi Göl” şiirinden iki mısra örneği:

“Senin güzelliğin gelmez saymaya,
Koynunda yer vardır, yıldıza, aya.
Oldun sen onlara sevimli daya,1
Felek pusatını2 kuralı Göygöl!”
 
Bu dörtlük KGB tarafından şu şekilde suç unsuru kabul edilmiştir:
1. Satırda şairin, Türk bayrağının güzelliğinin saymakla bitirilemeyeceğini kinaye yoluyla söylediği iddia edilmiştir.
2. Satırdaki “yıldız ve ay” sözcüklerinden Türk bayrağının kastedildiği anlamı çıkartılmıştır.
3. Satırda Türk bayrağını koruyup kollayanlara şefkatle kucak açan, onları gözetip kollayan, onlara dadılık, bakıcılık yapan anlamı yakıştırılmıştır.
4. Satırdaki “Felek” Sovyetler sistemi olarak yorumlanmış, Türk bayrağını koruyanlara Sovyetlerin her türlü silahları kullanarak tuzak kurduğu anlamı yüklenmiş ve bu şekilde şairin “Pantürkizm” suçlaması ispatlanmıştır(!)
 
Aynı şiirin bir başka dörtlüğünde:
“Bir sözün var mıdır esen yellere?-
Sipariş etmeye uzak ellere...
Yayılmış şöhretin bütün dillere,
Olursa, olsun koy nereli Göygöl!”
1. Satırdaki “esen yel” Türkiye olarak kabul edilmiş, şairin Türkiye ile gizli irtibat kurduğu manası çıkartılmıştır.
2. Satırındaki “sipariş” sözcüğünden, Türkiye ve diğer Türk elleri ile kurulan gizli ilişkilerin çeşitlerine işaret edildiği ileri sürülmüştür.
3. Satırda, Türkün ve Türk bayrağının şöhretinin bütün Türk dünyasına, yani Turan ellerine yayıldığı anlamı yakıştırılmıştır.
4. Satırdaki “nereli” sözcüğünün, “Pantürkizm” düşüncesine sahip olanın nereli ve hangi Türk soyuna mensup olduğunun önemli olmadığı, esas olan “Turancı”  olması gerektiği manası çıkartılmıştır.
Gerçekte ise isnat edilen suçlamalardan tamamıyla uzak olan “Göygöl” şiirini şair, duygu dünyasından gelen ilhamla tabiat güzelliği ile bezenmiş gölün güzelliğini tasvir ve methetmiştir…

 

Şairini ölüme götüren şiir;
Azerbaycan lehçesinde:
GÖYGÖL
Dumanlı dağların yaşıl goynunda
Bulmuş gözellikde kamalı Göygöl.
Yaşıl gerdenbendi gözel boynunda:
Eks etmiş dağların camalı Göygöl!
 
 
 
 
Yayılmış şöhreti Şerge, Şimala,
Şairler heyrandır sendeki hala.
Dumanlı dağlara gelen şuala
Bir cavab almamış soralı Göygöl!
 
Bulunmaz dünyada benzerin belke,
Zevvarın olmuşdur bu böyük ölke.
Olaydı könlümde bir yaşıl kölge
Düşeydi sinene yaralı Göygöl!
 
Senin gözelliyin gelmez ki, saya,
Koynunda yer vardır, ulduza, aya.
Oldun sen onlara mehriban daya,
Felek busatını guralı Göygöl!
 
Kesin eyşi-nuşi1, gelenler, susun!
Dumandan yorğanı, döşeyi yosun.
Bir yorğun peri var: bir az uyusun.
Uyusun dağların maralı Göygöl!
1 gürültü, temaşa
 
Zümrüd gözlerini görsünler deye,
Şamlar boy atmışdır, uzanmış göye.
Keçmişdir onlara gezebin niye,
Düşmüşlerdir senden aralı Göygöl!
 
Dolanır başına göyde buludlar,
Bezenmiş eşkinle çiçekler, otlar,
Öper ayağından kurbanlar, otlar,
Ayrılık könlünü gıralı Göygöl!
 
Bir sözün varmıdır esen yellere?-
Sifariş etmeye uzak ellere...
Yayılmış şöhretin bütün dillere,
Olursa, olsun goy haralı Göygöl!
 
Ahmed Cavad, 1925

 
AHMED CAVAD’IN ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER:

 

AZERBAYCAN BAYRAĞI

Türküstan yelleri öpüb alnını
Söyleyir derdini sana, bayrağım!
Üçrengin eksini Guzğun denizden
Ermeğan yollasın yara, bayrağım!
Köksümde tufanlar geldim ireli,
Öpüm kölgen düşen mübarek yeri!
Allahın yıldızı, o gözel peri,
Sığınmış goynunda Aya, bayrağım!

 

Birinci Cihan Harbi’nde İstanbul’un işgali üzerine onu kurtarma aşkı ile gönül tellerinden feryat yükselen şair “İstanbul” şiirinde, etrafı denizlerle çevrili İstanbul’u işgal altında kalan mavi gözlü güzele benzetir:

Bu gelbimden gopan yanıg bir feryad,
Çekdiyim derdlerin tercümanımı?
Yohmudur kimseden könlüme imdad,
Bu behtsiz sevdamın son zamanımı?
Ah, ey solğun yüzlü, dalgın İstanbul!
Mavi gözleri pek baygın İstanbul!
Ey yolum üstünde yükselen dağlar,
Gizli sevda üçün çırpınan deniz!
Yol verin, yol verin, benim derdim var,
Geyb etdim yolumu, galdım kimsesiz!
Ah, ey solğun yüzlü, dalgın İstanbul!
Mavi gözleri pek baygın İstanbul!

 
Bakü’nün işgalden kurtarılmasından sonra, Azerbaycan’da şehit düşen Kafkas İslam Ordusu askerlerine ithaf ettiği “Şehitlere” şiirinde:

Galh, galh sarmaşıglı mezar altından,
Gelmiş ziyarete gızlar, gelinler!
Ey karvan keçidi, yollar üstünde
Her gelen yolçuya yol soran esger!
Senin govdugların yabançı hanlar,
Gurtardı ölkeni tökdüyün ganlar!
Bah, nasıl öpmekde tozlar, dumanlar
Gerib mezarını benle beraber!

 
“Azerbaycan’da Türk Şehitlikleri” kitabının ayrı bir bölümünün “Sarmaşıklı mezarlar” başlığı altında toplanmış olması, şairin şehitlere atfettiği şiirde “Kalk, kalk sarmaşıklı mezar altından!” diye seslenişinin manevi tesiri bugünde kendisini hissettirdiğini göstermektedir.
Kafkas İslam Ordusu’nun zaferi iman gücü ile kazandığına bütün varlığı ile inanan şair Türk askerlerine ithaf ettiği “Ey Asker” şiirinde:

Dağa, daşa sancağını öpdürüb,
Duman kimi bu dağları bürüdün!
Denizlere salam resmi yapdırıb,
Göylerdeki bulud kimi yürüdün!
Yürü, yürü batan günün izine!
Gülümseyir doğan güneş yüzüne!
 
Ey Türk, senin hansı dinde olduğun,
Minareye buyur, bize söylesin!
Eşitmeyen gulaglara sesini
Esen yele buyur, heber eylesin!
Yürü, yürü batan günün izine!
Gülümseyir doğan güneş yüzüne!
 
Şu garşıkı duman çıhan bacadan
Sen gelmeden iniltiler çıhardı.
Gecikseydin mezlumların feryadı
Yeri, göyü, kainatı yahardı!
Yürü, yürü batan günün izine!
Gülümseyir doğan güneş yüzüne!

 
Türk askerlerinin Azerbaycan topraklarının bağımsızlığı için kahramanca savaşmasını sadece bir savaş kazanmaktan ibaret görmeyen şair, Türk askerlerinin Bakü’ye gelişini kardeşliğin, dindaşlığın, aynı millete, tarihe, geleneklere, örf-adetlere sahip olmanın ispatı olarak görür. “Bismillah” şiiri bunu en içten duyularla anlatmaktadır:

Atıldı dağlardan zefer topları,
Yürüdü ileri esger, Bismillah!
O han sarayında çiçekli bir gız
Bekliyor bizleri zefer, Bismillah!
 
Ey herbin taleyi bize yol ver, yol!
Sen ey gözel deniz, gel türke ram ol!
Sen ey sağa, sola gılıc vuran gol
Gollarına güvvet geler, Bismillah!
 
Ey Bakı, sen gorhma geldik, geleli!
Seninçin atıldıg daim ireli!
Sağ galanlar analara teselli!
Şehidlerin ruhu güler, Bismillah!

 

Türkiye’de yayınlanan serlerinden bazıları:
 “Çırpınırdın, Karadeniz”, “Yol Ver Türkün Bayrağına”, “Al Bayrağa”, “İstanbul”, “Göygöl”, “Osmanlı Ordusuna”, “Koşmalar”, “Dalga” gibi edebi eserleri yayınlanmıştır.

 
Büyük düşünür, şair ve yazar Hüseyin Cavid de Ahmed Cavad gibi tutuklanmış, sürgünde vefat etmiştir. Doğumunun 100. yılında merhum Haydar Aliyev tarafından 41 yıl sonra Hüseyin Cavid’in na’şı Sibirya’dan Nahçıvan’a getirtilmiş ve adına anıt mezar dikilmiştir.
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’den de, istiklal şairi Ahmed Cavcad’ın na’şını vatan topraklarına getirmesini ve “Göygöl’ün” gözyaşlarını dindirilmesini diliyoruz…
Ata-oğul olan iki Devlet Başkanı, Azerbaycan halkına ve onun tarihine gösterdikleri büyük vefa örneği ile tarih boyunca nesiller tarafından minnetle hatırlanacaktır…
Ahmed Cavad’ın doğumu 5 Mayıs 1892 Şemkir, vefatı 13 Ekim 1937 Bakü, Azerbaycan. Mekânın cennet, makamın Cemalullah olsun İnşaAllah!
 

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
 

Günlük Gazeteler
Oku
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...
Anket

CHP'nin başına kim gelmeli

CHP'nin başına kim gelmeli

  • Kemal Kılıçdaroğlu : 1 Oy (%8)

  • Muharrem ince : 12 Oy (%92)

Duyurular
Arşiv